Nikol Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi’nin Ermenistan seçimlerinden net galibiyetle çıktığını ama Azerbaycan’ın barış için ön şart olarak ileri sürdüğü Ermenistan anayasasında değişiklik için yeterli çoğunluğu elde edemediğinden bahsetmiştik. Aliyev yönetimi, Ermenistan anayasasında Bakü’nün egemenliğini ihlal eden toprak talepleri olduğunu söyleyerek ilgili maddelerin değişmesini istiyor. Fakat, yandan kendisi birçok kereler Ermenistan’dan “Batı Azerbaycan”, Sevan Gölü’nden “Gökçe Göl”, Yerevan’dan “İrevan” diye bahsederek Ermenistan egemenliğini ihlal eden toprak iddialarında bulunmakta sakınca görmedi.

yaklaşım Azerbaycan toplumunda ne kadar yaygın kesin şey söylemek zor ama sosyal medya veri olarak kabul edilecek olursa belli karşılığı olduğu söylenebilir. En son sosyal medya hesabında grup Azerbaycanlı’nın, Gökçe Gölü dedikleri Sevan Gölü’nün etrafını kayda aldıkları oradaki yerleşim yerlerinin Azerice isimlerini söyledikleri video yayınlandı. Hesabın sahibi gölün etrafındaki köylerin “Azerbaycan Türklerine mahsus yerleşim alanları” olduğunu, bölgenin 1920’lerde Ermenistan’a verilerek Azerbaycanlıların sürüldüğünü söylüyor.

ifadeler, bilgi vermek amacıyla söyleniyor, gibi geziler “ata-dede” toprağını görmeyi, anmayı amaçlayan nostaljik motivasyonla yapılıyorsa hiçbir sorun. Nitekim, diasporadan Ermeniler Anadolu’nun çeşitli yerlerinde zamanlar dedelerinin-yayalarının yaşadıkları yerleri ziyaret ediyorlar, onları anıyorlar. Fakat, tür ziyaretlerin arkasında “Buralar bizim sadece bizim(di), buraları tekrar alıp bizden olmayanları süreceğiz” zihniyeti yatıyorsa sorunludur. Yoksa herkes her yeri ziyaret etsin, hatta Ermenistan-Azerbaycan-Türkiye, kökleri ülkelerden birinde olanlara vatandaşlık vermede karşılıklı olarak kolaylaştırıcı adımlar atsın. İsteyenler, Karabağ Ermenileri dahil ama onlarla sınırlı olmamak üzere, atalarının yaşadıkları yerlere yerleşebilsinler.

sözler kulağa anda ütopik gelebilir ama bütün bunlar, üç devlet ülkedeki zihniyet, tavır yaklaşım değişimine bakar. Yeni başlangıç bilinci, intikam hislerinin kenara bırakılması dışlayıcı sahiplik anlayışının kenara bırakılarak herkesin yaşamak varolmak için eşit hakka sahip olduğunun idraki…gerekli olan budur. Bunun için ilk önce buna niyet etmek, yaklaşımın doğruluğuna inanmak gerekir.

Ermenistan’ “tarihi toprakları almak” isteyen benzer zihniyete sahip insanlar yok ? Şüphesiz var ama defalarca söylediğimiz üzere Paşinyan yönetimi “gerçek Ermenistan” kavramını ortaya atarak net biçimde tür yaklaşımları reddediyor siyaset sahnesinin gerisine atmaya çalışıyor. Bilmeyenler için söylemek gerekirse Paşinyan, “gerçek Ermenistan” diyerek Ermenistan mevcut sınırlarının dışında başka vatan olmadığını aranmaması gerektiğini savunuyor. Ermenilerin odaklanması gereken işin birtakım soyut sloganların hayallerin peşinden gitmek değil, elde mevcut somut varlık olarak Ermenistan’ın kalkınması olduğunu söylüyor.

Paşinyan’ın her söylediği, her yaptığı doğru değil kuşkusuz; fakat, Paşinyan bölgede kalıcı barış için Ermenistan içinden dışından gelen bütün tepkileri göğüsleyerek çalışırken “Batı Azerbaycan”, “Gökçe Gölü” gibi ifadelerle Ermenistan’ın varlığını tehdit etmek en hafif deyimiyle barış çabalarını sabotajdır, “Ben barış istemiyorum”, demektir. Amaç bundan 100-150 yıl evvelsini canlandırmaksa, işler çok karışır. Nerede kim varmış, kim nereden gönderilecek, kim nereye geri dönecekmiş…bunların içinden çıkılamaz. Ancak yukarıda söylediğim İspanya’nın, kökleri topraklarda olan ama ülkeden sürülmüş Yahudilerin torunlarına 2015-2019 arasında yaptığı gibi vatandaşlık veya oturma çalışma izni verme konusunda karşılıklı anlaşmayla adımlar atılabilir. Herkes her yere gidebilsin ama kimse başkasını tehdit etmesin.

Uzun lafın kısası, kalıcı barış tesis etmek için tarihi fırsatın olduğu dönemdeyiz. Söz konusu üç ülkenin devletleri toplumları eski hayaller, hırslar, hakimiyet, üstünlük arayışlarıyla fırsatı heba etmemeliler. daha böyle fırsat ne zaman doğar belli olmaz; doğarsa gene büyük acılardan, ölümlerden sonra doğar.

Aslında yazıyı burada bitirecektim ama bazılarının, “Barışmak lazım diyorsun ama soykırım demekten vazgeçmiyorsun”, dediğini duyar gibi olduğum için son not eklemek istedim. Soykırım, vakadır daha evvel birden fazla kez söylediğim gibi onu hatırlamak, anmak bizim kurbanlara, hadi hiç kimseye değilse bile daha kötülük nedir bilmezken katledilen on binlerce çocuğa vefa onur borcumuzdur. İki cihan araya gelse değişmez. Soykırıma soykırım demek, barış istememek demek değildir ama soykırıma soykırım dememek, diyememek Ermeni için onursuzluktur. Onursuz barış olmaz.