31 Mart akşamı, saat dokuz sularında, Kadıköy Kozyatağı'nda Bayar Caddesi'nde kargo aracı kaldırıma çıktı. Çalışanlardan biri paketi teslim için araçtan inerken, sürücü kaldırımda yatan yaşlı köpeği ezdi; arkadaşının dönmesini bekledi, sonra aracın altında can çekişen hayvanın üzerinden kez daha geçip uzaklaştı. Her şey caddedeki sitenin güvenlik kamerasına saniye saniye kaydoldu. Köpek 15 yaşındaydı. Adı Pakize'ydi.
Pakize’nin ölümün ardından onu tanıyanların cümlesi kaldı aklımda: "Pakize sokak hayvanı değildi" dediler, "Komşumuzdu".
adres olarak kaldırım
Pakize'nin hukuki konumu, köşedeki ilk yazıda andığım Matmazel'inkiyle aynıydı. kimsenin üstüne kayıtlı olmayan, resmî dilde sahipsiz sayılan köpekti. Ama mahallenin onun için söylediği şey, her iki kategoriyi reddediyordu: Ne sahipsiz köpekti Pakize ne sokak köpeğiydi. Komşuları Pakize'nin on yılı aşkın süredir kendi yerinde yattığını, beslenmesinin, bakımının, veteriner kontrollerinin mahalleli tarafından üstlenildiğini anlatıyordu. Yaşlandıkça hareketleri yavaşlamış ama yerinden hiç ayrılmamıştı; belirli kaldırımı evi bellemişti. Kaldırım, Pakize’nin adresiydi.
Burada sahipli sahipsiz ikiliğinin gözden kaçırdığı üçüncü şey beliriyor. Pakize yere aitti. sahibi yoktu ama yeri vardı yer soyut nokta değil, ilişkiler dokusuydu. Onu besleyen eller, geçerken başını okşayanlar, gözümüz Pakize'yi arıyor diyenler vardı. Hukuk yalnızca iki hane tanır, mülk ya fazlalık. Oysa Pakize ne birinin malıydı ne yersiz tehdit; mahallenin gündelik coğrafyasına yerleşmiş, oranın tanıdık sakiniydi. Sahiplik tapuyla, kayıtla kurulur; aidiyet ise tekrarla, alışkanlıkla, birlikte yaşamayla. Resmî dilin böyle hanesi yoktur.
Tanıklı ölüm
Pakize'nin ölümü, çoğu hayvanın aksine, tanıklı ölümdü. güvenlik kamerası her saniyeyi kaydetti, mahalleli şikâyetçi oldu, adli süreç başladı. Görüntü var, tarih var, fail belli. kez eksik olan kanıt değildi. Peki neydi eksik?
kez eksik olan, ölümün aşırı görünür olmasıydı belki. Kaydın yokluğu değil, neredeyse grafik detaya varan fazlasıydı. Kamera, aracın kaldırıma çıkışını, tekerleğin dönüşünü, sürücünün inip bakışını yeniden geçişini gösteriyordu. Olay yerinin tüm detaylarını an be an görüyorduk ama kaydın gösteremediği şey, Pakize’nin adres bellediği kaldırımı hayvan için sabit adrese çeviren duygu anlam dünyasıydı. Pakize'nin sabahları kimi beklediğini, hangi komşunun kapısının önünde ısındığını, kaç çocuğun onu severek büyüdüğünü hiçbir kayıt tutmuyordu. Pakize’nin yaşamına dair hiçbir iz yoktu. Görüntüler onun ölümünü kanıtlıyordu ama yaşamı inkâr ederek oluyordu. Hukukun dosyasında olay vardı; mahallenin belleğindeyse komşu. komşunuz anda yerinden edildiğinde, evinden, hayatından, tüm sevdiği, bildiği şeylerden koparıldığında geriye ne kalır?
Kimseye “hav” dediğini duymadık
Mahallelinin Pakize için söyledikleri, nekroloji gibi okunuyor, hani gazetelerde insanlar için yazılan kısa anma metinleri. Uysaldı, sevecendi, yerinden ayrılmazdı, kimseye havlamazdı, herkes başını okşardı. cümleler hukuki ifade değil; yas dilidir. yas, ancak yitirilenin yaşam olarak tanındığı yerde mümkün. Komşuları, Pakize'yi köpek öldü diye değil, canımız gitti diye anıyor.
İşte hiçbir kaydın yapamadığını yapan şeydir. Resmî süreç Pakize'yi dava dosyasına, kamera görüntüsüne, tutanağa indirger. Mahalle ise onu komşu olarak hatırlayarak, hukukun sahipsiz hayvan dediği yere isim, karakter, ömür yazar. Buradan her geçişimizde gözümüz Pakize'yi arıyor cümlesi adres kadar somut. Orada biri vardı, şimdi. Artık. Pakize’nin artık orada olmayışı fark ettiğimiz kaldırım var ama Pakize.
hayvanın yere ait olması, yeri anların onu sahiplenmeden sevmesiyle kurulur. Pakize'nin yeri hâlâ orada. Boş kaldırım, artık onun yokluğunun. belki mahallenin yapabileceği en inatçı şey, boşluğa bakıp adını anmaya devam etmektir. Burada, kaldırımda kendi halinde köpek yatardı. Sahi ne oldu Pakize’ye?
Hayvan Günlükleri
Hayvan Günlükleri, resmî arşivlerde yer verilmeyen, yaşamı ölümü kayıtlara geçmeyen, sessiz bırakılan hayvanların izini takip ediyor. Onları kuşatan şiddet, ihtimam, adalet sermaye ilişkilerine, açtıkları sorularına onlarla kurduğumuz bağlara kulak veriyor. Sesli katmanı, Dört Ayaklı Şehir Radyosu'ndaki Sesli Fragmanlar' yaşıyor.