Nostaljik özlem

Futbol eskiden daha organikti, şimdi daha organize. Bilimsel olarak gelişme kaydettiği muhakkak ama estetik olarak geçmişteki görüntüleri bulabilmek mümkün değil. Elbette takım oyunu ama bireysel özelliklerin futbolu gösteri sanatına dönüştürdüğü inkar edilemez. Ne yazık ki parlayacak genç yıldızlar evine erken döndü!
Dünya Kupası'nda öne çıkan tek gerçek; ikili mücadelelerde hakemlerin topun oyunda kalmasına yönelik cesareti duruşu. Kadın hakemlerin futbolun geleceğindeki. Bizim hakemler sinek çarpsa vurulmuş gibi kendini yere atanlara prim tanıdıkları adam kayırdıkları için organizasyonda görev alamadıklarını biliyordur herhalde.
Futbol resmileşmeden önce tek hakemle oynanıyordu. zamanlar şimdiki gibi artistik forma numaraları sırta yazılmış isimler yoktu. Maçta 5 numaralı formasıyla iki takımın santrhaflarının ceplerinde beyaz mendil olurdu. Kimin yarı alanında tartışmalı pozisyon olursa santrhaf cebindeki beyaz mendili çıkarıp hakeme sallardı. mendillerin nice yan hakemin bayrağından daha onurlu sallandığına hiç şüphem. H H H
Çocukların masalıdır futbol. Dünya Kupası masalın en sihirli yanıdır. Eusebio, Cruyff, Beckenbauer gibi özel isimler bütün çocukların kahramanıydı. Şimdi hiçbirinin benzeri. Çocukluğumuz Dünya Kupası maçlarını izleyerek değil radyoda dinleyerek geçti. Rahmetli Halit Kıvanç'ın görmediğimiz pozisyonları sinema sahnesi gibi bizlere aktardığı spikerlik yönetmenlikle eşdeğerdi. Eski fotoğrafların dili vardır. Bizlere yüzümüzdeki çizgileri saydırırken, 'kendine iyi bak'. Futbolun nostaljisi geçmişin geleceğe yol göstermesidir. yüzden bizler geride bıraktığımız hiçbir şeyi terk etmedik.
Akşam karanlığının çökmeye başladığı saatlerde, oturduğum parkta yabancı gözlerini yere dikmiş şeyler arıyordu. süre izledikten sonra merak edip sordum; " şey kaybettiniz?" Yüzüme bile bakmadan, "içimdeki çocuk misketlerini kaybetti onu arıyorum" diye karşılık verdi. "Hayaller bile saldırı altındayken misketleri zor bulursunuz" deyince güldü. "Peki" dedi, "kontrolümü kaybedersem nerede bulacağımı biliyor musun?" Gülümsedim, "biliyorum" dedim, "elle yazılmış mektupların içinde!"
Ne iş yaptığımı sordu, söyledim. 'Gazetecileri sevmem' dedi, 'canın sağ olsun' diye karşılık verdim. Niye sevmediğini sormaya gerek duymadım. "Herkes korkularının arkasına saklanırken hiçbir mesleğe saygım kalmadı" diye parantez açtı ama itfaiyecileri tırnak içine. "Kendilerini ateşin içine atan itfaiyeciler senede gün bile anılmaz kötülükle beslenen adamlar sistemin gözbebeği olur!" Düşündüm sıradan adamın cümlesinde, haram para babasıyla ciğeri yanmış baba arasındaki görüş farkı ancak böyle olur!
Gökyüzüne buluttan zarflar içinde mektuplar göndermenin modası asla eskimez. Sosyal medya trollerine karşılık, mektuplar kendini okutacak birilerini mutlaka bulur. yüzden cep telefonuyla değil, hala elle yazılmış mektuplarla ulaşırım çocukluğuma. " gazoz kapağından çıkan lastik topa ömür verdik" desem, "sen hala orada mısın?" derler. Desinler ama günleri yaşatmadıkları bütün çocuklardan özür dilesinler! İşlenmedik suç bırakmayan kötü insanlara yer gösterenlere karşılık, 'belki güzel insanlar çıkar bizleri geçmişin yazlık sinemalarına taşır' diye her hafta sonunu iple çekiyorsak, nostaljik özlemleri hor görmesinler!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen