Türkiye’ son yıllarda mizah, stand-up’a kaydı. zamanların yüz binlerce satan mizah dergileri ardı ardına kapanıyor ya zor günler geçiriyor. Bunun bence birkaç sebebi. Mizah özellikle politik mizah, artık sosyal medyadaki kısa görüntüler (editler) üzerinden yapılıyor, muhalif mizah dergileri, mevcut baskı ortamı yüzünden siyasi pozisyon almakta zorlanıyor cesaret edip alanlar davalarla, cezalarla karşı karşıya kalıyor. Ayrıca genel olarak basılı dergi-gazete okuma alışkanlığı iyice zayıflamış durumda.

yandan olgu olarak stand-up Türkiye’ deyim yerindeyse “tuttu”. şeyler anlatan insanları dinlemek, birileriyle (ya bizimle) dalga geçildiğini görmek, genel olarak alıcı buluyor. İzlemesi zahmetsiz, açıyorsunuz YouTube’u, zevkinize göre stand-up icracısı buluyor onun gösterilerinden kesitleri ya tümünü izliyorsunuz.

Ancak burada işin içine şekilde siyaset giriyor. En yetenekli stand-up icracısı, milyonlarca takipçisi olan Cem Yılmaz uzun süredir “siyasete girmediği” için bilhassa muhalif kesimlerce eleştiriliyor. Cem Yılmaz açığı sosyal medya ımlarında zaman zaman kapatmaya çalışsa ya gösterilerinde ufak dokundurmalar yapsa bunlar, bahsettiğimiz çevreyi “kesmiyor” yaptıkları bile Yılmaz’ın başına dert açabiliyor. (Son gösterisindeki bazı cinsiyetçi esprileri ayrı tartışma konusu.)

Dolayısıyla AKP dönemi için konuşacak olursak politik mizah cendereye sıkışmış durumda(ydı). cenderenin nasıl gevşeyeceği merak konusuydu. “Güldür Güldür” gibi şovlardaki ufak siyasi değinmeler zaman zaman büyük yankı yarattıysa skeçlerin ilgili kanal tarafından dijital mecralardan kaldırılmak zorunda kaldığını hatırlayalım.

ortamda Deniz Göktaş bence cesaret gerektiren iş yaptı son stand-up gösterisini neredeyse baştan sona siyasete ayırdı. Erdoğan’ı eleştirdi, İmamoğlu’na bazı “dokundurmalar” bulundu, ancak gösteri tamamen içinde bulunduğumuz siyasi kültürel atmosferin (AKP kanaat önderlerinin gözde tabiriyle “Türkiye sosyolojisi”nin) eleştirisiydi. “Kutsallık” atfedilen konular dahil.

Göktaş’ın gösterisi Youtube’ reklamsız yayınlandı milyonlarca izleyiciye ulaştı. Daha ilk saatlerde “Kesin başına iş gelecek” diyenlerin sayısı hiç az değildi, kişiler bunu Göktaş’ı korumak/savunmak adına söylüyorlardı. Bunun karşısına hemen “Baskıyı baştan kabullenmeyelim, normalleştirmeyelim” görüşü kondu, ki bence doğruydu. Ancak iktidarın “sosyolojisi”ni oluşturan kimi kesimler (‘troller’) çoktan Göktaş’ı hedefe koymuştu.

Sonuçta Göktaş hakkında “dini değerleri aşağılama” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Bahsedilen espride ben şahsen aşağılama görmedim ancak mevcut  siyasi iklimde soruşturmalar zaten “yapılan” şey üzerinden değil, “gözdağı verme” amacıyla açılıyor.

meselenin Asıl üzerinde durmak istediğim ise politik mizahın geleceği. Göktaş sonuç olarak yol açtı ? Şimdiden kestirimde bulunmak. Mevcut rejimin yolun açılmasını istemeyeceği aşikar. Bunun için elindeki yargı mekanizmasını kullanmaya başladı.

Ancak yandan yol açıldı. Göktaş’ın gösterisinin izlenme sayısı değil kastettiğim. Sonuçta Deniz Göktaş gittiğimiz (ya gidemediğimiz) yolda ileride yere işaret taşı koydu. Artık işaret taşına göre kıyaslamalar yapacağız, taş orada duracak.

Gösteriyi enler olmuştur, meyenler olmuştur. Çok doğal. Ben büyük oranda diğimi söyleyebilirim. önemli değil. Önemli olan sek mesek ülkede “politik mizahın” tekrar yapılabilir olması. Normal ülkede yaşıyormuşuz.

normalleşmeye kadar ihtiyacımız var. Göktaş gösterisinde her seçim mağlubiyetinden sonra kendi çevresinden “Neşemizi çalamazlar ya” çıkışının gelmesiyle dalga geçiyordu. Mizahçı olarak alışkanlıklarla ya belki kendimizi kandırmalarla dalga geçmeye elbette hakkı.

Çünkü bütün “Neşemizi çalamazlar ya” argümanın ardında gayet can sıkıcı gerçek. Neşemizi çoktan çaldılar. Tekrar kazanabilecek miyiz? Umarım kazanırız ama koca zor görevi tek kişinin omzuna yükleyemeyiz.