ülkeyi anlamanın en hızlı yolu nedir diye sorsalar, ilk akla gelenlerden biri taksicileri. Devletler kendilerini resmî açıklamalarla, siyasetçiler konuşmalarla, televizyonlar ise manşetlerle anlatır. Onların dünyası makro siyasetin, büyük kararların soğuk sınır çizgilerinin dünyasıdır. Memleketler ise taksilerde konuşur. İnsanlar büyük anlatıların altında kendi mikro acılarıyla baş başa kalır asıl hikâyeyi çoğu zaman direksiyon başında fısıldarlar.

Yerevan’ son yıllarda taksilerde sıkça Karabağlı şoförlere denk geliyorum. Aksanımdan oralı olmadığımı anlayıp “Nerelisin?” diye soruyorlar. “İstanbulluyum,” diyorum. "Ben Karabağlıyım. Demek sen ben gurbetteyiz,” oluyor cevapları. Her seferinde içimden aynı itiraz geçiyor. Ben burada yaşamayı seçtim. Gurbette hissetmiyorum üstelik. Onlar ise yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kaldılar. Sonra soruyorum: “Nasılsınız? Alıştınız burada yaşamaya?”

Çoğu zaman benzer cevap alıyorum: “Bizi burada sevmiyorlar.”

Bunu ilk duyduğumda şaşırmıştım. Dışarıdan bakıldığında cümlenin pek anlamı yoktu. Karabağlılar Ermeniydi, Ermenistanlılar. Peki kim, kimi sevmiyordu?

duygunun ne kadar yaygın olduğunu bilmiyorum. Belki yalnızca benim karşılaştığım insanların ortak hissiydi. Ama yıllar içinde farklı taksilerde, farklı insanlardan benzer cümleler duydum. Zamanla cümlenin üzerine düşünmeye başladım.

Belki mesele kimin kimi sevip sevmediğinden çok, yerinden edilmiş insanların yeni hayatlarında kendilerini nasıl gördükleriyle ilgiliydi. Bazen toplumun tamamını anlamak mümkün olmaz; ama aynı cümle farklı ağızlardan tekrar tekrar duyulduğunda, insan cümlenin peşine düşmeden edemez.

Çizim: Ender Özkahraman.

Dayanışma kırgınlık

2023 sonbaharında Karabağ’dan gelen on binlerce insan birkaç gün içinde Ermenistan’ın gündelik hayatının parçası. Şehir değişti. Ev arayanlar çoğaldı. Kiralar yükseldi. Okullar kalabalıklaştı. İnsanlar ilk kez aynı otobüste, aynı market kuyruğunda, aynı apartman boşluğunda birbirlerinin hayatlarına çarpmaya başladı.

Mesele yalnızca ekonomi değildi. Karabağlılar konuştuklarında aksanlarından hemen tanınıyordu. Aynı dili konuşuyor gibi görünseler yılların farklı tarihlerin bıraktığı izler ilk cümlede ortaya çıkıyordu. Dil bazen insanları birbirine yaklaştırmaz; kimin içeriden, kimin dışarıdan olduğunu hatırlatır. Belki birçok Karabağlı için yabancılaşma sınırı geçtiklerinde başlamamıştı. Sınırı geçtikten sonra devam ediyordu.

Ama bütün hikâye bundan ibaret değildi. Karabağlıların geldiği ilk günleri hatırlıyorum. Evlerini açanları, yardım kampanyaları düzenleyenleri, yeni gelenlere iş bulmaya çalışanları gördüm. Herkes büyük seferberlikle elinden geleni yapıyordu. Belki yüzden bugün duyduğum kırgınlık cümleleri bana daha çarpıcı geliyor. Demek aynı şehirde hem dayanışma hem yabancılaşma yan yana var olabiliyordu.

İki kez yabancılaşmak

Bazen insan iki kez yabancılaşır; hem geride bıraktığı yerde hem kucak açmasını beklediği yeni evinde. Dinledikçe fark ettim ki Karabağlıların hikâyesinin merkezinde kadim soru duruyor: İnsan evini kaybettiğinde geriye ne kalır?

Dışarıdan bakıldığında yaşananlar bazıları için yer değiştirme hikâyesi gibi görünebilir. Karabağ’daki Ermeniler Ermenistan’a, yani kendi devletlerine gelmişti. Fakat, ev dediğimiz şey biraz çocukluğumuzdur, sokağımızdır, komşularımızdır, ölülerimizin yattığı mezarlıktır. İnsan evini kaybettiğinde yalnızca coğrafyayı değil, hayatının sürekliliğini kaybeder.

Karabağ üzerine en kapsamlı çalışmaları yapan isimlerden biri olan Thomas Waal’ın yıllardır anlattığı gibi, Karabağ meselesi yalnızca toprakların değil, insanların ait oldukları yerlerin hikâyesiydi. Çünkü Karabağ yalnızca kimin hangi toprağa sahip olacağı sorusu değildi. İnsanların kendilerini nereye ait hissettikleri, hangi yeri ev olarak gördükleri kaybettiklerinde aslında neyi kaybettikleri sorusuydu.

Kaybın adı

Üstelik geldikleri yerde onları bekleyen hafıza tek değildi. Karabağlılar evlerini kaybetmişti. Ermenistan’daki binlerce aile ise çocuklarını.

2020 savaşından sonra Karabağ artık yalnızca coğrafyanın adı değildi. Neredeyse herkesin hayatına şekilde dokunmuş kaybın adıydı. oğlunu, kardeşini, öğrencisini ya komşusunu kaybeden birini tanımayan çok az insan vardı. Savaş cephede bitmişti ama sonuçları gündelik hayatın içine yerleşmişti. Birçok evde boş sandalye, birçok ailede yarım kalmış hayat vardı.

2020 savaşının ardından üç yıl boyunca belirsizlik sürdü. Karabağ aylar süren abluka altında yaşadı. Müzakereler yapıldı, umutlar hayal kırıklıkları birbirini izledi. Sonunda 2023 sonbaharında bölgedeki Ermeni nüfusun neredeyse tamamı Karabağ’ı terk.

daha kimseler ölmesin

2020 savaşında oğlunu kaybeden anneyle çok yakın oldum. Acısını uzaktan izlemedim; içinden geçişine tanık oldum.

Savaş bittikten sonraki aylardı. Bölgede barışın sınırların açılmasının konuşulduğu günlerdi. Oğlunun yanan bedenini teşhis etmek için elli gün morgları dolaşan kadının yerine kendimi koyduğumda canım çok yandı. Ben savaşın hemen ardından barışın konuşulmasını, zorunlu askerlik görevlerine göndermiş evlatlarını kaybedenler açısından çok ağır buluyordum.

gün sordum ona çekinerek: “Barış anlaşması konuşuluyor, sen ne düşünüyorsun?”

Verdiği cevap beni şaşırttı: “Gelsin barış, sınır kapıları açılsın. Açılsın ki daha kimseler ölmesin.”

Sonra ekledi: “Hem benim oğlum kendi ülkesi için değil, Karabağ için.”

Aynı savaşın iki yarası

Karabağlı taksicinin “Bizi burada sevmiyorlar” sitemi annenin cümlesi aslında aynı hikâyenin içindeydi. İkisi yaralıydı. Biri kaybettiği evladının yasını tutuyordu. Diğeri kaybettiği evinin. Sorun ki biri evinden söz ettiğinde diğeri mezarlığı hatırlıyordu. yüzden aynı savaşın içinden geçmiş insanlar bazen birbirlerini duymakta zorlanıyordu. Savaşlar yalnızca toprak kaybettirmez. toplumun ortak hafızasını parçalar.

Belki Ermenistan’ın bugün karşı karşıya olduğu en zor meselelerden biri, aynı savaşın farklı bedellerini ödemiş insanların birbirlerini yeniden duyabilmesidir.

Karabağlı taksicinin kaybettiği ev oğlunu kaybeden annenin evladı hiçbir haritada görünmez. Haritalar kimin nerede yaşadığını gösterebilir; ama insanların neyi kaybettiğini gösteremez. Çünkü haritalar ülkeleri ayırır. İnsanları ayıran sınırlar ise haritalarda çizilemez.