Beşar Asad döneminde dahî devlet çökmüş değildi. Kürtlerin yönetiminde olan bölgede memurun maaşı Şam tarafından ödenirdi. Bugün Asad’ın devrilmesinden buçuk yıl sonra al-Şara rejimi hâlâ memleketi denetimi altına alabilmiş değil. Elbette içsavaş sonrasında düzen hiçbir yerde kolay kurulmaz ama Suriye’nin sorunu teknik değil, siyasî. Rejim Ankara’nın sıkı denetiminde kendisine dayatılan ama kendisinin razı olduğu Sünni/Arap/eril üniter yapının sonuçlarını yaşıyor.
Sahaya bakarsak, defa 185.000 km2 toprağının 8800 km2’si Türkiye, 3000 km2’si İsrail denetiminde, buna ilhak edilmiş bulunan Golan Tepeleri dâhil. Yüzölçümünün yüzde onundan az olsa Şam’ın denetimi dışındaki yöreler stratejik önemi haiz Şam gün buraları denetimine alabilecek belli değil.
Sükûnet açısından, Alevî, Dürzî Kürt milisler, İŞİD, İrancı milisler, yeni ordu mensubu (!) yabancı başıbozuk cihatçılar arasında silâhlı çatışmalar yer yer sürse genel çatışma hâli sözkonusu değil. Buna rağmen, silahlı gücün devlet tekeline alınması süreci sonucu genel silahsızlanma çok uzak ihtimal gibi duruyor. Zira hem yaygın güvensizlik hâkim Suriye’ye hem başına buyruk yabancı cihatçıları silahsızlandırmak en azından şimdilik, mümkün değil.
Siyaseten, seçimlerin âdil özgür olduğunu söylemek mümkün değil, zira kendi kendini atamış iktidar sözkonusu. Halkın Meclisi seçimleri sonucunda 210 vekil üzerinden, eldeki verilere göre 3 Kürt, 3 Türkmen, 2 Nusayrî (Alevî), 1 Hıristiyan 1 İsmailî seçildi. 210 vekilin 70’ini dün cumhurbaşkanı al-Şara atadı. Yürütme erki çoğulcu olmaktan uzak; kritik bakanlık kurumların başında al-Şara’nın Hayat Tahrir ul-Şam’ının adamları.
İktisaden, bugünlük iki yasadan söz edelim: Perişan olmuş memleketi ayağa kaldırmak üzere tasarlanan “Yatırım Yasası” Asad dönemi şirket emlâka el koyan, özel şirket statüsündeki “İktifaa” Kurumu.
İlki, doğrudan cumhurbaşkanlığına bağlı iki güçlü yapı, Ekonomik Kalkınma Yüksek Konseyi yetkileri güçlendirilmiş Suriye Yatırım Otoritesi vasıtasıyla devlet arazilerinin tahsisini, yatırım lisanslarının kime verileceğini belirleyecek. Yasa yerli yabancı yatırımcıya. Yabancılara tam mülkiyet hakkı, yenilenebilir oturma izni kârları herhangi kısıtlama olmaksızın yurtdışına havale etme hakkı tanıyor. İlkesel olarak yerli-yabancı eşitliği geçerli olsa başta Türk Arap sermayesi olmak üzere, dışarıdan gelecek sermayenin ağırlığı su götürmez. Türkiye çıkışlı ucuz ürünlerin epeydir Suriyeli küçük üreticiyi nasıl köşeye sıkıştırdığını bilince yatırım yasasının durumu ağırlaştıracağı. Aynı minvalde, Türkiye bankalarının her yerde şube açma yetkisine mim koyalım.
İktifaa ise Asad dönemine ait devlet işletmelerini Katerci Kardeşler gibi eski rejim oligarkları savaş suçlularına ait mülkleri devraldı. Ayrıca Hama’dan etnik temizlikle çıkarılan Nusayrîlerin arazilerinin yönetimini devraldı.
Farklı kimliklere bakarsak, eski rejimin gözdesi Nusayrîlere büyük baskı devam ediyor. Asad sonrasında Humus civarında öldürülen Nusayrî sivil sayısı binin üzerinde. Özellikle kadınlara yönelik tekfirci faaliyetler çok sorunlu.
Dürzîler coğrafî yakınlık sayesinde İsrail’in himayesinde hayatlarını sürdürseler yönetimde yoklar; Nusayrî, Hıristiyan laikler.
Laikler kimliksel olmaktan ziyade kamusal siyasî varlık. Sayıları belli olmasa az değiller ama temsil edilmiyorlar. Kürtlere gelince eski Rojava yönetimi müzakere yoluyla hak elde etme yordamını seçmiş durumda. Ama silâhı muhafaza ederek…
Denetimleri altındaki yöreler kurumlar Şam bütünleşmekte şimdilik olabildiğince sorunsuz yürümekte. Kürtler yetersiz olsa takım icracı konumlar elde ettiler. Ancak iki kritik sorun sürüyor: Kadın asker birimlerinin orduyla bütünleşmesine Şam asla razı değil Kürtçe eğitim Şam’ın kırmızı çizgisi.
Rojava’ 38 bin öğretmen Şam’a bağlandı, Rojava diplomaları Şamca tanındı ama Kürtçe eğitim askıya alındı. Yıllardır ana dilinde matematik, fen edebiyat dersi alan talebe, Kürtçeyi haftada yalnız iki saatlik “seçmeli ders” olarak görebilecek!
Kürt bölgelerine geri dönüşlere gelince, Afrin Kürt nüfusuna neredeyse kavuşmuş durumda ama Kürt bölgeleri için geçerli değil, hatta gidip geri geliyorlar. Zira oralar hâlen Ankara’nın denetiminde. Suriye Kürtlerinin Şam rejimiyle sürdürdüğü inişli çıkışlı normalleşme süreci konusunda ISPI menşeli çalışma iyi özet oluşturuyor.
Her hâl kârda farklı grupların hak özgürlükleri anayasaya dayanmaksızın sorunların çözümü mümkün değil. Anayasa kördüğüm olarak ortada duruyor. Sonuçta Ankara’nın Şam üzerindeki denetim etkisi tarihteki Arap-Türk husumetine bakarak sürdürülebilir görünmese karşılıklı çıkarlar şimdilik bunu emrediyor.