Çoklu krizler felaketler çağının alâmetifarikası onunla başa çıkmanın yolu “-mış gibi yapmak.” Neoliberal kapitalizmin gemi azıya alan sömürü düzeninin, bireyleri hizaya sokmak için dayattığı “başarı” “verim” formülü güzelce paketlediği tüketime dayanan “iyi” veya “ideal” yaşam anlatısı, kişiyi hakikatlerle ilgilenmemeye itiyor, hatta mümkün olduğunca kulvardan kaçmayı öğütlüyor. Dolayısıyla büyük çoğunluk, “iyi” veya “ideal yaşam”a ermiş gibi yaparak onu sekteye uğratacak her şeyi sumen altı ediyor “iyimser olmayı” böyle akışın zorunluluğu sayıyor. 

Bireyin kendini umutlu başarılı hissetmesi korkular arasında gidip gelmesi sayesinde gemisini yürüten günümüzün düzeni, arasına müphem çizgi çektiği sığlığı derinliği birbirine karıştırıyor. Guillaume Paoli tam sınırda olup bitene bakarak hem felsefe tarihine hem zamanımıza yoğunlaştığı İyimserlikten Daha İyisi’nde; güce boyun eğenleri, iflah olmaz kötümserleri, insandan yana hiçbir umudu kalmayanları zamanın ruhuna uygun kurtarıcı arayanları getiriyor karşımıza. tarafa sığlıktan sıyrılıp eleştirel düşünmeden yana zar atanları, tarafa ise kadere tutunup sorumluluktan kaçanları koyuyor. 

Liberal bireyciliğin durmak bilmez çarkları 

Paoli, gönderme yaptığı hemen her yanda karşımıza çıkan kaçınma eylemini; hakikatten uzaklaşma, bilmek istememe kötümserliği def etme diye yorumluyor. Hakikatin inkâr edilmediği durumda yazarın hatırlattığı Karl Popper’ın sözü eyleme dönüşüyor: “İyimserlik görevdir.” Paoli sonra şöyle devam ediyor:

Görev bilincinin -özellikle Almanya’ - fanatizme hızla dönüşebildiği göz önüne alındığında, slogan pek gizlenmeyen tehdit gibi geliyor kulağa. Çünkü kötümser olduğu düşünülen herkes ya aşağılanma ya daha kötüsü susturulma tehlikesiyle yüz.

İyimserliğin kötümserliğin kökenlerini dinde, politikada felsefede arayan Paoli, bakıyorsunuz Kilise’nin temsilcilerini, bakıyorsunuz Aydınlanma düşüncesinin öncüsü filozofları inceliyor. İyimserliğin kötümserliğin, teorik pratik izlerini sürerken Leibniz’den piyasa tahakkümüne “iyimserlik görevi”ne uzanıyor:

Leibniz’in kötülüğü gerekçelendirmesi gibi ekonomik krizler sistemi dengede tutmak için gerekli düzeltmeler olarak meşrulaştırılır. Kaybedenler dışlananlar, kalkınmanın yakın olduğu vaadiyle avutulur. Zengin ülkeler yoksul ülkeler arasındaki eşitsizliğin, herkese refah sağlayacak küresel büyümenin koşullarından biri olduğu söylenir. Kısacası her şey yoluna girecektir. İyimserlik kadercilik arasındaki bağ burada çok barizdir. Piyasaların kendi kendini iyileştirme gücüne duyulan sarsılmaz güven, insan eylemlerini kurumların doğa yasalarıyla aynı düzleme yerleştirir.

Paoli, antropolojik kötümserlik iyimserlik (görevi) arasında bağ kurarken ideolojileri kötüleyip öldürmenin amaca dönüştüğünü, dahası liberal bireyciliğin çarklarının döndürülmesi piyasa tanrılarının mutlak hâkimiyeti için hakikati dillendirenlerin ortalıktan çekilmesinin hayli önemli olduğunu hatırlatıyor:

Ütopik tasarılara yönelik çekinceler Judith Shklar’ın ‘korku liberalizmi’ dediği tavra yol. Mümkün dünyaların en iyisi, olumlu sonuçlarıyla değil, mutlak kötülükle karşılaştırılarak ölçüldü. Sömürü eşitsizliği ortadan kaldırmaya yönelik her girişimin, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, kaçınılmaz biçimde gulag son bulacağı fikri bariz olguymuş gibi tekrarlanıp duruyor. Daha büyük zararlardan korkulduğundan ehvenişere razı geliniyor. İyimserler için dünyayı düzeltmeye kalkışanlardan daha tehlikeli muarız yoktur.

‘Aslın modelle yer değiştirmesi’

Bugün işleyişinin selameti için hepimize “iyimserlik görevi” sorumluluğu yükleyen neoliberalizm, Paoli’ye göre “yıkıcılık ruhundan doğmuş” sistem. Kısıtlamaları “demode tabuları” yok ederek “iyi ideal yaşam” vaadi sunan sistem, insanları körlükte aptallıkta eşitlemeyi hedeflerken yıkımı, zamanın ruhuna uygun biçimde araçsallaştırıyor. Yalnızca fizikî manada parçalanmaya denk gelmeyen yıkımın zihinsel, toplumsal ahlakî tarafı var:

Neoliberal hegemonyanın yarım yüzyılının ardından, büyük toplumun küçük toplumları nasıl acımasızca durmaksızın yuttuğunu yeterince gördük. İnsanlar meta mantığından anonimliğin soğukluğundan kaçarak kendi inşa ettiği küçük adalara sığınıp duruyor. Ancak büyük toplum tarafından sömürgeleştirilerek ya ona bağlanarak maddi temellerinden yoksun bırakıldığı için adaların yok olması kaçınılmaz. Çatışma iki makroekonomik model arasında değil, tam noktada yaşanıyor. (…) Liberaller emsalsiz öznellik tipi üretti. Bunu iki yolla başardılar: Birincisi, az önce bahsi geçen toplumsal çölleşme yoluyla. Tüm vahalar kurutulunca, susayanlar süpermarkete bağımlı hâle gelir. İkincisi, eleme yoluyla. Televizyonda Youtube kanallarında, eğlencede kültürde, kendi davranışlarını norm olarak yayan narsisist influencer’lar tercih ediliyor. Muhtemelen çoğu insanın mizacı kendini manik hâlde teşhir etmeye kusur saydığı amansız başarı takıntısına uygun değildir. Ne var ki hayatlarını zor olsa idame ettirebilmek için onların ödüllendirildiği davranışlara iyi kötü demeden uymak zorundadırlar.

Paoli’nin incelemesi, geçmiş-şimdi karşılaştırması olduğu kadar, zamanımızın hâkim sistemine dair eleştiriler içeriyor. Örneğin insanın mekanikleştirilmesi makinelerin kurtarıcı gibi görülmesi eleştirilerden biri; “makineler salt teknolojik araçlardır ancak makineler gibi psikoloji, piyasa ekonomisi biyoloji mekanizmalarla doludur” cümlesi yergilerin girişini oluşturuyor. 

Guillaume Paoli tam sınırda olup bitene bakarak hem felsefe tarihine hem zamanımıza yoğunlaştığı “İyimserlikten Daha İyisi”nde; güce boyun eğenleri, iflah olmaz kötümserleri, insandan yana hiçbir umudu kalmayanları zamanın ruhuna uygun kurtarıcı arayanları getiriyor karşımıza.

İnsanın kendini, doğayı insan-dışı canlıları birer makine olarak görmesiyle başlayıp bugün sistemin piyasaya sürdüğü yeni oyuncak Yapay Zekâ’yı “dertlere deva” diye nitelemesiyle zirveye ulaşan süreçte “asıl modelle yer değiştiriyor”; inorganik, organik olanın önüne geçiriliyor. Paoli yorumla konuyu derinleştiriyor:

Chat GPT4 piyasaya sürüldüğünde, bazıları Kutsal Ruh’un değilse teknolojik tekilliğin (makinenin bizden daha zekileştiği noktanın) gelişini kutladı. Teknoloji gurusu Cizvit Teilhard Chardin’in geç kalmış ama kesin zaferi olacaktı.

Antropolojik kötümserliğin tekno-iyimserliğe dönüşümü 

Zamanımıza istikamet çizen herkese iyimserlik ödevi veren neoliberal sistemin yeni pazarlama mucizesi Yapay Zekâ, düşünmeyi hesaplama tutanlar için hayli kullanışlı. Bunun ötesini Paoli anımsatıyor:

Yapay Zekâ lehine etki gösteren unsur daha: Antropolojik kötümserliğin teknolojik iyimserliğe dönüşmesi.

İnsanın umudunu muhakeme yeteneğini, Yapay Zekâ başta olmak üzere çeşitli makinelere teslim etmesine “çağdaş dram” diyen Paoli, aygıtların duygusuzca hesap yapmayı sürdüreceğini yöneltilen sorulara doğrultuda cevap vereceğini söylüyor. yolu izlediğimizde hayatî soru sorun karşılaşıyoruz: “Doğamızdaki özgürlük, nasıl oldu özgürlük yoksunluğuna dönüştü?” sorunun yanıtı, Paoli’nin “tekno-iyimserlik” yorumunda gizli olabilir:

Batı dünyası bakıma, çelişkilerden olumsuzluklardan arındırılmış, sentetik olarak imal edilmiş on sekizinci yüzyıla geri dönüyor. Mutlakiyetçi rejim kurarak kapitalizmi - servetlerini- kurtarmak isteyen nüfuz sahibi ABD’li yeni gericilerden oluşan hareket, Karanlık Aydınlanma diyor kendine. Karanlık Aydınlanmacı çevrenin manifestosunda ‘tekno-iyimserlik’ propagandası yapılıyor. Kavramın baştaki anlamına sadık kalan yazarlar, ‘ütopyaya inanmadığı gibi kıyamete inanmadığını’ söyleyerek övünüyor. ‘İnsanları olduğu gibi’ kabul ediyor, yine aynı zamanda yakında ‘teknolojik üst insan’ olmayı vaat ediyorlar. Ne var ki önce ‘varoluşsal risk’, ‘sosyal sorumluluk’, ‘büyümenin sınırları’ hatta ‘teknoloji etiği’ gibi ‘zombi fikirler’in bertaraf edilmesi gerekiyor.

Neoliberalizmin ekonomik politik iyimserliğinin yanı sıra yeni teknolojik üretimin pazarlamanın tekno-iyimserliği beslenen zamanımızın akışkan yaşamı sistemi, yalanların sahteliklerin öne çıkarılmasına, organikliğin doğanın yerine yapay olanın geçirilmesine dayanıyor. Paoli ise durumun farkına varabilmek mevcut gidişatı değiştirebilmek için bugünlerde epey korkulan üstü örtülen eleştirel düşünmeyi temel alan başka dünya hayaliyle yola çıkmanın önemine dikkat çekiyor. İyimserlikten Daha İyisi’nin esprisi. 

İyimserlikten Daha İyisi, Guillaume Paoli, Çeviren: Orhan Kılıç, Metis Yayınları, 80.