yazımda, Türk milliyetçiliğinin kütüphane raflarında sararmış tozlu kitaplardan ibaret olmadığını, imparatorluğun yıkılış acısıyla cephe hatlarında siyasetin tam göbeğinde nasıl şekillendiğini ele alacağım. Aydınların mürekkebiyle başlayan yolculuğun, askerlerin postallarıyla nasıl sokağa indiğini kitleselleştiğini anlamak, bugünün Türkiye’sini çözmenin yollarından.

Gelin, İttihatçılardan Türkeş’e uzanan çizginin anatomisine yakından bakalım:

Yangından Mal Kurtarma Refleksi

fikir, romantik “özümüzü bulalım” hevesiyle doğmadı. Batmakta olan gemiyi kurtarma çabasıydı sadece. Devletin fikirleri işe yaramayınca, masadaki son çare olarak milliyetçilik öne sürüldü. Ortadaki durum keyifli aydın tartışması değildi. “Yarın bize ne olacak?” korkusunun getirdiği zorunlu refleksti.

Kitaplardaki Dünya

Yusuf Akçura ünlü makaleleriyle işin mantığını kurarken, Ziya Gökalp fikrin sosyolojik temelini atıyordu.

dönemde milliyetçilik henüz fildişi kulede, okumuş yazmış birkaç aydının aralarında konuştuğu kulüp işiydi. Halkın kavramlardan haberi bile yoktu. Fikrin sokağa inmesi için başka güce ihtiyaç vardı.

Enver Talat: Fikirlerin Namluya Sürülüşü

İşte, teorik harcı alıp ihtilalin devletin merkezine yerleştiren efsane ikili sahneye çıktı: Enver Talat Paşalar. Gökalp’in kitaplarında yazdığı milliyetçilik, Talat Paşa’nın muazzam teşkilatçı zekası, örgütçülüğü devlet aklıyla birleşti. Enver Paşa’nınsa, sarsılmaz imanı, gözü karalığı askeri cesaretiyle namluya sürüldü. Dağ başlarından Bab-ı Ali baskınına kadar uzanan süreçte milliyetçilik, iki ismin iradesiyle hayatta kalma stratejisi devletin resmi gücü haline geldi.

Gerçeklerin Tokadı

Mustafa Kemal, İttihatçıların romantik, sınır tanımayan sonu felaketle biten büyük Turancılık rüyasını yakından gördü. yüzden hayalleri kenara bıraktı milliyetçiliği Misak-ı Milli sınırlarına, yani tutunabileceğimiz son toprağa sabitledi. Onun söyleminde milliyetçilik macera değil; modern, ayakları yere basan varoluş savaşıydı.

Yukarıdan Aşağıya Proje

Cumhuriyet’in ilk yıllarında milliyetçilik, devlet eliyle halka öğretilen kültür projesi olarak tasarlanmıştır. Türk Dil Tarih Kurumlarının açılması yüzdendir. Ancak söylem devletin tekelindeydi. Sokağın kendi kendine ürettiği duygu olmaktan ziyade, devletin vatandaşına giydirdiği modernleşme hırkasıydı sadece.

Çelikten Omurga: Nihal Atsız Eğilmeyen Duruş

Cumhuriyet sonrasında milliyetçiliğin devlet tekelinden çıktı. Kendi özgün yolunu çizmesindeki en sert sarsılmaz virajsa, Nihal Atsız. Reha Oğuz Türkkanlar, Zeki Velidi Toganlar daha nice dev isimle birlikte, milliyetçilik anlayışının tavizsiz, çelikten karakterini inşa. 

Atsız’ın kalemi 1944 olaylarındaki dik duruşu olmasaydı, Türk milliyetçiliği ideolojik netliğini sokağa yön verecek dinamik, boyun eğmeyen gençlik enerjisini bulamazdı. Atsız’ın fikirleri, gelecekte kurulacak büyük hareketin ruhu çelikten omurga çizgisi.

Halkanın Son Parçası: Fikirlerin Kitlelerle Buluşması

İşte, Enver Talat Paşa’nın devlet katına çıkardığı, Atsız’ınsa çelikten karakter kazandırdığı tarihsel birikimi alıp sokağa indiren, büyük halkanın son en kritik parçası Alparslan Türkeş. Tıpkı eski İttihatçılar gibi, asker kökenli liderdi, ancak dehası şuradaydı: güne kadar sadece kurumsal koridorlarda ya dergilerde hapsolmuş milliyetçiliği aldı siyasi parti gençlik hareketi ekseninde kurumsallaştırdı.

Milliyetçilik onun sayesinde elit fantezisi olmaktan çıkmıştır. Vatan savunmasını kendine şiar edinmiş kitlelerin etten kemikten kimliği haline gelmiştir.

Teşkilatçı Deha Kurumsal Güç

Türkeş, Dokuz Işık doktriniyle milliyetçiliği dönemin zorlu soğuk savaş şartlarına göre adeta yeniden inşa. sıradan parti programı değil, Türk gençliğine yön veren entelektüel aksiyoner kılavuzdu. Onun teşkilatçılığı olmasaydı, güne kadar gelen tüm dağınık tarihsel birikim rüzgarda savrulup gidebilirdi. Türkeş birikimi tek çatı altında toplayarak çelikten iradeye dönüştürdü.

Seyyid Ahmet Arvasi Türk-İslam Ülküsü

Türkeş’in başlattığı yürüyüşün manevi sosyolojik zirvesi ise hiç şüphesiz Seyyid Ahmet Arvasi onun gibi nicelerinin muazzam harcıydı. Arvasi, milliyetçiliği Anadolu’nun kadim ruhuyla, yani İslam ahlak faziletiyle mükemmel şekilde mayaladı. Onun formüle ettiği “Türk-İslam Ülküsü”, hareketin sokağa yayılmasını Anadolu insanının kalbiyle kenetlenmesini sağladı. “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman” çizgisi, rasyonel devlet tanımını sarsılmaz iman mukaddes dava bilincine dönüştürmüştür.

Askerlerin Ortak Kaderi Oyun Kurucu Güç

fikri devlet katında siyaset yapanlar yıllar sonra sokağa indirip kurumsal kimliğe büründüren asker kökenli figürler. İşin en dikkat çekici noktası belki. İttihatçılar devleti kurtarmak için yola baş koydu. Türkeş ise, siyasete geleceğe yön vermek. Türkeş’in stratejik hamleleriyle koca iddia, parlamento aritmetinin, koalisyonların devlet mekanizmasının tam göbeğinde, oyun kurucu sistemi dengeleyici en temel aktör olarak yerini.

Son Söz

Aydın odalarında memleket kurtaran teoriler, Atsız’ın çelikten kalemiyle karakter bulmuştur. Arvasi’nin inancıyla mayalanmış, inanmış liderin teşkilatın elinde sokağın gerçeğine dönüşmüştür. Akçura’nın, Gökalp’in kitaplarda bıraktığı fikirlerin halkanın son parçasıyla meydanlarda nasıl can bulduğunu görmektir asıl mesele.

Bugün Türk milliyetçiliği emekler üzerinde inşa edilmiştir. Yine çağın türlü zorluklarına karşı sağlam mayasıyla mücadele etmektedir. Evvelden gidenlere selam olsun…

Yeni yazılarda görüşmek üzere…

Kapak Fotoğrafı: Photo by Ibrahim Uzun on Unsplash

Not: Yazarlarımız tarafından kaleme alınan siyasi, dini görüşlere ilişkin içerikler, orjinalhaber'un fikir görüşlerini temsil etmemektedir.

İnsan haklarını, özgürlüklerini onurunu ihlal etmedikleri sürece platformumuzda her bakış açısına yer verilmeye devam edilecektir. içeriği diniz ? Bunun gibi daha fazla içerik üretebilmemiz için bize Patreon´ destek. 🙂