Geçtiğimiz hafta sonu Arnavutköy’deki balık restoranındaydım. Karamelize soğanlı domates salatası içindeki hafif sarımsak dokunuşu enfesti. Eşimle buraya son gelişimizin üzerinden yaklaşık on yıl geçmişti. Hafta sonu Boğaz kenarında uzun yürüyüş yaparken oraya yeniden uğramaya karar verdik. Sıcak karşılandık. Ardından nereli olduğuma dair kibar, dostane sorular geldi.
Los Angeles dediğimde garsonlardan biri sırıtarak “Los Angeles Lakers”. Ermenistan dediğimdeyse garson “Ermeni altını” deyiverdi. Gülümsemem anda yüzümden silindi; yerini göz devirmeye kötü tadın ardından gelen hafif hazımsızlık hissine bıraktı.
Konuya yabancı olanlar için küçük not: Ermeni Soykırımı'ndan yana, Osmanlı yüzyıllarında Ermeni kasabalarının, köylerinin sancaklarının bulunduğu, bugün ise Türkiye'nin doğusunda yer alan topraklarda yaşayan Türk Kürt toplulukları arasında kuşaktan kuşağa aktarılan, adeta metastaz yapmış birçok mit varlığını sürdürüyor.
Hazine avcılarının talanı
1915 Ermeni Soykırımı sırasında Batı Ermenistan'ın binlerce yıllık Ermeni nüfusunun silinmesinin etnik temizliğe uğratılmasının ardından, kuşaklar boyunca hazine avcıları Ermeni kiliselerini mimari anıtlarını talan etmeye; Ermenilerin, aileleri topluca kıyımdan geçirilirken güya saklamak için toprağa gömdükleri efsanevi altın gömülerini aramaya başladı.
Yüzyıldan uzun süredir, hatta bugün dahil olmak üzere, hazine avcıları Türkiye toplumunun farklı kesimlerinde varlığını sürdürüyor. Üstelik uçsuz bucaksız Ermeni altını stoklarının var olduğuna, turnayı gözünden vurmanın an meselesi olduğuna dair sarsılmaz inançları. Öyle ki dönem internette Ermeni El Dorado'suna ait haritaların notların ıldığı gruplar bile vardı.
Hrant Dink’in sözlerinden ilhamla, gerçek hazinenin yerin altında değil yerin üstünde; kilise yıkıntılarında Doğu Türkiye’ Ermeni varlığının geriye kalan son izlerinde olduğunu anlatsaydım, beni anlarlar mıydı?
Kibar yüzlü garsonlarımızın restoran çalışanlarının, leziz yemekler servis edilirken sarf ettikleri sözler dürüst olmam gerekirse içime oturdu. İyi niyetli tavırları, ister istemez, Ermenistan sınırına yakın doğu illerinde yaşayan kimi kesimlerin Ermenilere dair hala canlılığını koruyan kalıp yargılarının işaret ettiği çok daha büyük sorunu yansıtıyordu.
Türkçe biliyor olsaydım.
İşletmeden görevli, Ermenistan’ bugün hâlâ çok altın olduğunu söyleyecek kadar ileri gidince eşimin kız kardeşi gözlerini devirerek bunların efsaneden ibaret olduğunu söyledi. Türkçe biliyor olsaydım, tatlı servisi bittikten sonra bile sürecek, ağzıma geleni söyleyeceğim uzun nutuk çekerdim.
Hrant Dink’in sözlerinden ilhamla, gerçek hazinenin yerin altında değil yerin üstünde; kilise yıkıntılarında Doğu Türkiye’ Ermeni varlığının geriye kalan son izlerinde olduğunu anlatsaydım, beni anlarlar mıydı?
On yılı aşkın süre önce, Türkiye’nin doğusunda yaptığım yolculuk sırasında aynı söylemle Kharpert (Harput) Yalnızköy’ William Saroyan’ın ailesinin memleketi Bitlis’te karşılaşmıştım. Aynı söylem Çüngüş’te Van’ karşıma çıkmıştı; kadim yapıların hazine avcıları tarafından nasıl yağmalandığını kendi gözlerimizle görmüştük. Hazine avcıları, içinde altın olabileceğini düşünerek Van’ Ermeni rahibin kafatasını bile mezardan kazarak çıkarmışlardı.
Tuhaf zamanlardayız
Çüngüş'te harap haldeki Ermeni Kilisesi. Fotoğraf: Eric Nazarian, 2013Artsakh’taki (Dağlık Karabağ) savaşın yol açtığı yıkımla hâlâ yüzleşmeye çalışırken atalarının yurdundan etnik temizlikle koparılan 130 bin Artsakhlı Ermeni’nin kaderini görmezden gelen göstermelik barış anlaşmasını ne pahasına olursa olsun nihayete erdirmeye çalışan Ermenistan için varoluşsal açıdan tuhaf zamanlardayız. yüzden Tehcir Soykırım’ın yankıları hem Diaspora’ hem Ermenistan’ Ermeni hafızasının merkezindeki yerini koruyor. Mevcut Yerevan yönetimi, Türkiye Azerbaycan’ın inkârcı tutumunu yatıştırmak adına kendi kendine sansür uygularken bile durum değişmiyor.
Buna, İlham Aliyev’in Ermenistan Cumhuriyeti’ni “Batı Azerbaycan” ilan eden irredentist söylemini Azerilerin konvoylar hâlinde dönerek toprakları geri almaları gerektiği yönündeki çağrılarını ekleyin. Bütün bunlar, barış girişiminin Ermenistan komşuları açısından ne anlama geleceğini kavramaya çalışan halkın hâlâ kapanmamış yarasına adeta benzin döküyor.
Balık restoranında, önümdeki ızgara kalamara “Ermeni altını” diyen kibar garsonlara bakarken bütün bunlar anda zihnime üşüştü. Ama konuyu değiştiriyorum. Zira Ermenilere Türklere dair rahatsızlık veren siyasetin herhangi yönü üzerine tartışmaya başladığınızda, böylesi konu değiştirmeler işin doğasında vardır.
Marş var ama ritim yok
Leonard Cohen’in Anthem’ dediği gibi: “Marşı başlatabilirsin… ama ritim verecek davul.” barış marşı Ermenistan, Azerbaycan Türkiye liderleri arasında kapalı kapılar ardındaki bitmek bilmeyen toplantıları telefon görüşmeleriyle planlanıyor. Ancak Ermenistan Azerbaycan’ oğullarını savaşta kaybetmiş binlerce anne baba için barışın uzun vadede ne anlama geleceğine dair ritim pek belirgin değil.
annelerin babaların en büyük, en paha biçilmez “hazineleri” çocuklarıydı. Şimdi çocuklar, bombalar kurşunlarla öldürüldükleri için yerin altında yatıyor. Buna karşılık yerin üstünde bürokratlar, öncelikle iktidardaki sınıfların ekonomik çıkarlarına hizmet edecek anlaşmalar yapıyor. Umarım diplomaside çok daha eşitlikçi “Altın” standardının potansiyelini keşfederler savaşın lekelediği ekonomiyle gayrimenkul hesaplarının çok daha ötesine geçerler. Böylece halklarının, kolay olmayacak olsa adil kalıcı barışın gerçek anlamını kavramalarına yardımcı olabilirler. Umarım.
(İngilizceden çeviren: Bade Başer)