Ermenistan’ın köklü sinema etkinliklerinden Yerevan Altın Kayısı Uluslararası Film Festivali, 23. kez 12–19 Temmuz tarihlerinde sanatseverlerle buluşuyor.
yıl festivalin, post-prodüksiyon aşamasındaki projeleri uluslararası sinema profesyonelleriyle buluşturan Work in Progress seçkisine Türkiye'den "Aynı Narın Taneleri" adlı belgesel projesi davet edildi. Daha önce İstanbul Film Festivali'nin Köprüde Buluşmalar platformunda ödüle layık görülen proje, şimdi uluslararası sinema profesyonellerinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.
Kimlik, hafıza, aidiyet kuşaklararası aktarım üzerine çalışan yönetmen Korkut hem filmini hem kişisel yolculuğu konuştuk. Korkut'un hikâyesi, birbirimizin hikâyesine nefretle değil, sevgiyle bakabilmenin hikâyesi. külliyehaberajansı okurlarının çoğu benzer hikâyelerle büyüdü. Şeyla Hanım kendi hikâyesini anlatırken, biz kendi anılarımızın içine gömülüyoruz. yalnızca onun değil; her yerde ötekileştirilenlerin hikâyesi.
Ermeni kökleriniz olduğunu nasıl öğrendiniz, ailenizin hikâyesini anlatır mısınız?
Annem Diyarbakır/ Kulp'lu, babam ise Hakkârili. Ben Hakkari’ dünyaya geldim, 10 yaşındayken Van’a taşındık. Küçük yaşlarda Kürt aile olduğumuzu düşünüyordum. Fakat zamanla annemin ailesinin Ermeni olduğunu öğrendim. gizli bilgi değildi ama benim Ermeniliğin Kürtlükten ayrı kimlik olduğunu anlamam ergenliğime denk geldi. Annemin babası, 1915'te çocukken tüm ailesini kaybetmiş tesadüfen hayatta kalmayı başarmış Kulp’lu Ermeni, ismi Dikran. Serde (Lice) köyünün Kürt muhtarı onu bahçesinde çalıştırmak için yanına alarak kurtarmış, ismini Hasan yapmış. Anneannemin ailesi benzer şekilde Kulp’ta büyük kayıplar yaşamış Ermeni Her iki aile Müslümanlaştırılmış. Buna rağmen dedem anneannem şekilde Ermeni olduklarını bilerek bunu gözeterek evlendirilmişler.
Aslında Ermeni kimliğimizi sonradan öğrenmedik. Ancak Ermeni olmanın ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyorduk; yaşananları ancak parça parça biliyorduk. kimlikten geriye dil dini pratikler kalmamıştı, kültürel izler ise hâlâ yaşamaya devam ediyordu. anlamda elimizde yalnızca izler hikâyeler vardı. Çocukken bunları aile büyüklerimin anlattığı masallar gibi dinliyordum. Yaşım ilerledikçe ise bunların sadece aile anıları değil, benim kimliğimin parçası olduğunu fark etmeye başladım.
Ağır travmalar kuşaklar boyunca korku kaygıları aktarabiliyor. Sizin ailenizde buna benzer izler var mıydı? Örneğin "gavur", "yetim" ya "kayıp" gibi kelimeler ailenizde nasıl karşılanırdı?
Bunu çok net hissediyorum. Örneğin, "yetim" kelimesi bizim evimizde sıradan kelime değildi. Çünkü dedem yetim kalmıştı. yüzden çocuklara karşı büyük merhamet koruma duygusu vardı. Özellikle Ermenilere yönelik nefret söylemleri gibi "hak etmişlerdi", "gavurdu" gibi cümleler duyduğumda bunu sıradan tartışma olarak karşılayamıyorum. İçimde tarif etmesi zor gerilim oluşuyor. Bazen hararetle tartışıyor, bazen oradan uzaklaşmayı tercih ediyorum. Ama belki beni en çok etkileyen şey gibi durumlarda annemin teyzelerimin sessizliği oluyordu. tür söylemler karşısında yaşadıkları gerilimi hep hissederdim ama çoğu zaman cevap vermezlerdi. sessizlik bana yıllar sonra çok şey anlattı. Sanırım sadece konuşmamak değil; yıllarca kendine yer bulamamanın, görünmez olmanın sonucuydu.
Neden DNA testi yaptırdınız, sonrasında neler oldu?
Yüz yıl önce kopmuş, parçalanmış aileden geriye birilerinin kalmış olabileceğine dair çok küçük olsa umut taşıyordum. Yaşamımda sıklıkla soruyu düşündüm: Acaba dünyanın yerinde bizim akrabalarımız yaşıyor olabilir ? Çünkü dedem tek başına hayatta kalmış çocuktu. Ailenin geri kalanına ne olduğu bilinmiyordu. Anneannemin ailesi birçok yakınını kaybetmişti. Bende var olan araf boşluk hissinin aslında onların hikâyelerinden süzülmüş şey olduğunu hissetmem belki beni arayışa sürükledi.
2023 yılında DNA testi yaptırdım. Açıkçası büyük beklentim yoktu. Sonuçlar geldiğinde ise hayatımın en sarsıcı deneyimlerinden birini yaşadım. Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan çok sayıda ikinci, üçüncü dördüncü kuşak akrabam olduğunu öğrendim. Bana ilk ulaşanlar, Amerika' yaşayan kuzenim Zohrab annesi Anahit. Ata topraklarında ilk kez akraba bulduklarını, Diyarbakır'a gelip bizimle tanışmak istediklerini söylediler. anki heyecanımı hiç unutamıyorum. asır önce birbirinden kopmuş iki aile, yüz yıl sonra ilk kez yeniden araya gelecekti. Tüm ailemizi, teyzelerimi kuzenlerimi topladık; Diyarbakır' büyük buluşma gerçekleşti. 85 yaşındaki Anahit teyzenin son dileği böylece yerine gelmiş. Saatlerce Surp Girkülliyehaberajansı Kilisesi'nin avlusunda hikâyelerimizi duygularımızı tık. Bizim ailede Ermenice bilen yoktu. En büyük şansımız, Anahit teyzenin hâlâ Kürtçe biliyor olmasıydı.
Yüz yıl önce yarım kalmış aile hikâyesinin bugün hâlâ devam edebildiğini görmek hem çok sarsıcı hem umut vericiydi. İlk kez parçalar araya gelmeye başlamıştı. Film tam olarak yolculuğun hikâyesini anlatıyor.
“Aynı Narın Taneleri” nasıl çıktı ortaya?
yolculuğun başlangıç tohumu, hayatım boyunca tam olarak yere ait hissedemememdi. Evde Türkçe konuşuluyordu. Kürtçe ya Ermenice öğrenemedim. yüzden Hakkâri' yazları gittiğimiz Kulp'ta Kürtçe bilmediğim için dışlandığım zamanlar. Daha sonra Türklerin arasında Kürt olduğum için, Ermenistan' Türkçe konuştuğum için, Türkiye' ise Ermeni kimliğimden söz ettiğim için önyargılarla karşılaştım. durum hep bana yere ait olamama, güvende hissedememe duygusu yaşattı.
Zaten yıllardır ailemin hikâyesini kayıt altına almak istiyordum. Yaşlılarımızı kaybettikçe onlarla birlikte hafıza yok oluyordu. dönemde sinema eğitimi alıyordum belgeselin bunun için en doğru anlatım biçimi olduğunu hissettim. Aynı zamanda sürecin, içimdeki arafta kalmışlık duygusuna iyi geleceğini düşündüm. Geçmişimle kavga etmek yerine onu anlamak kendimi bütünlüğüm içinde sevebilmek isteğiyle başlayan yolculuk, zamanla "Birbirimizi nasıl sevmeyi öğreniriz?" sorusuna dönüştü. filmin birbirimizin hikâyesine nefretle değil, sevgiyle bakabilmenin yolu olmasını istiyorum.
Filmde ailenizin hikâyesinden kesitler yer alıyor. Anneniz, teyzeniz siz geçmişi birlikte hatırlıyorsunuz. anıları kamera karşısında yeniden anlatmak nasıldı?
filmi çekerken en çok fark ettiğim şey, çocukluğum boyunca dinlediğim hikâyelerin aslında birer masal olmadığını anlamaktı. Anneannemin teyzelerimin anlattıkları bana hep çok uzak geçmişe ait gibi gelirdi. Kamera karşısında bunları yeniden konuşmaya başladığımızda ise ilk kez bunların gerçekten yaşanmış hayatlar olduğunu bütün ağırlığıyla hissettim.
Annemin teyzemin hikâyeleri anlatırken yaşadıkları duygular beni çok etkiledi. Bazen yıllardır konuşulmayan anılar ortaya çıktı, bazen uzun sessizlikler oldu, bazen birlikte ağladık. Aslında sadece geçmişi hatırlamıyor, adı konulmamış yasın içinden geçiyorduk. Belki film sayesinde yas ilk kez adını buldu. Benim için süreç, aileme yeniden bakabilmemi sağladı. Sessizliklerini, korkularını davranışlarını daha iyi anlamaya başladım. yüzden film yalnızca geçmişi anlatmıyor; ailemiz içinde dönüşüm yaratıyor.
Anneniz teyzenizle birlikte Ermenistan'daki Dzidzernagapert Soykırım Anıtı'nı ziyaret ettiniz. yolculuk sizde nasıl izler bıraktı?
yolculuk hepimiz için çok derin deneyimdi. Annem teyzem hayatlarında ilk kez Ermenistan'a gitti, ilk kez yaşayan Ermeni kiliselerine girdi. Çocukluklarından beri hikâyelerini duydukları ama hiç görmedikleri coğrafyada bulunmak onlar için tarif etmesi zor duyguydu. yanda güçlü aidiyet hissi, yanda ise büyük yabancılık vardı. Dilini bilmediğimiz ama köklerimizin uzandığı yerdeydik. Kendimizi hem çok yakın hem çok uzak hissediyorduk.
Zor ama çok gerçek yüzleşmeydi. Dzidzernagapert Soykırım Anıtı'nı ziyaret ettiğimiz an ise hepimiz için çok sarsıcıydı. Birlikte çiçek bıraktık an yalnızca kendi ailemiz için değil, aynı acıyı yaşamış herkes için yas tuttuğumuzu hissettim. Aynı dili konuşamasak aynı kaybın yasını ıyorduk. Belki film bana en çok şunu öğretti: Ortak hafıza bazen ortak dilden çok daha güçlüdür.