Bazen gece yarısı internetin dipsiz, karanlık dehlizlerinde öylesine kaybolursun ya… Gece kahve etkisinde kafalar zihinlerimiz açık. İşte geçtiğimiz günlerde akışımda Melynira’nın reels videosuna denk geldim ilham geldi. Melynira, 1933 yapımı siyah-beyaz Alice in Wonderland uyarlamasından bahsediyordu. kurduğu tek cümle, içimde uzun süredir uykuda olan çocuksu, tekinsiz huzursuzluğu uyandırmaya yetti:

“Beynimiz insana çok benzeyen ama insan olmayan şeyleri tehdit olarak algılayabiliyor… yüzden bazı filmleri korkutucu kılan şey şeytani varlıklar değil, beynimizin bize ‘burada şeyler yanlış’ demesi.”

an fark ettim. Biz görünmez ağın ucundaki “tuhaf” ruhlar, aslında çocukluğumuzdan beri aynı şeyden korkuyoruz: Tekinsiz Vadi (Uncanny Valley).

Maskelerin Arkasındaki Sessizlik

filmi izlediğinizde ya sadece birkaç saniyelik kesitine denk geldiğinizde içinize çöken tuhaflık var ya… aslında teknik analizden çok daha fazlası. Derin yalnızlık hissi. Düşünsenize, sene 1933. Paramount stüdyoları devasa bütçeler döküyor, dönemin en parlak yıldızlarını topluyor ortaya çocukları mutlu edecek muazzam “yılbaşı masalı” koymak istiyor. Kötü niyetleri. Ama pratik efektlerin, hantal kâğıt hamurundan yapılma maskelerin azizliğine uğruyorlar. Bana hep The Wizard of Oz (1939) setini hatırlatır dönem. Hani çok sevdiğimiz, rengarenk masalın arkasında; makyajından zehirlenen Teneke Adam, yüzü yanan cadı, üzerlerine yapay kar diye asbest dökülen oyuncular vardır ya çok bilinen set kazaları. Çocuklara hayal satmaya çalışan eski sinema, aslında arkasında hep fiziksel psikolojik birer trajedi bırakıyordu.
1933 yapımı Alice’te dev maskelerin içinde nefes almaya çalışan, terleyen, gözleri görünmeyen oyuncuların çaresizliğini hissediyorsunuz adeta. Karakterlerin ağzı mekanik şekilde oynuyor ama gözler. Fısıldar gibi, maskelerin arkasından gelen boğuk, yankılı sesler sanki boş mezarlıktan yükseliyor. Arkada müzik. Sadece rüzgar uğultusu gibi dip ses koca kafalı canlıların birbirine donuk donuk bakması…
İşte yüzden film “korkunç” değil, çok daha beteri creepy.

İki “Weird” Rüya: 1933’ün Kazası, 1988’in Sanatı

Benim yolu şekilde Jan Švankmajer’in dâhiyane 1988 yapımı Alice uyarlamasına düşmüş olanlar ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır. 88 yapımı film, bizi bilerek huzursuz etmek ister. İçinde canlanan doldurulmuş hayvanlar, gerçek dişleri olan oyuncaklar vardır; tekinsizliği, “weird” atmosferi sanat dili olarak bilerek inşa.
Ama 1933 yapımı film bunu istemeden yapıyor. En can yakıcı, en grotesk tarafı ya zaten. Çocuklar gülsün diye tasarlanmış tavşan, karşımıza insan boyutlarında, insan gibi yürüyen ama yüzünde donmuş, ağlayan maske taşıyan tekinsiz yabancı olarak çıkıyor.
Beynimiz an duraksıyor. “ tavşan değil. Ama insan değil. zaman ne?” diye soruyor. İşte soru, bizi çocukluğumuzun en karanlık odasına, tanımlayamadığımız “yanlışlık” hissine geri götürüyor.

İyi Nedir Uncanny Valley

Tekinsiz Vadi (Uncanny Valley). İlk kez 1970’lerde Japon robotik profesörü Masahiro Mori tarafından ortaya atılan teori, insan beyninin hayatta kalma refleksleriyle ilgili çok acayip gerçeği fısıldıyor. Mori’ye göre, nesne veya figür insana benzedikçe ona karşı sempatimiz artıyor. Ancak benzerlik neredeyse kusursuz “insan” seviyesine ulaşıp içinde ufacık, yapay defo barındırdığında, sempati grafiği aniden dikey düşüşle çakılıyor. Beynimiz ufacık yapaylığı (donuk bakışı, mekanik hareketi) evrimsel tehdit, hastalık veya ceset emaresi olarak kodluyor. İşte 1933 yapımı filmdeki pratik efektlerin, kaba maskelerin yarattığı şey tam olarak vadinin en karanlık çukuru. Karşımızdaki canlı tavşan değil; beynimizin “insan gibi ama tam değil, yüzden hemen kaç!” diyerek alarm verdiği grotesk simülasyon.

Aynı Kabusta Buluşmak…

Belki Lewis Carroll’un saykedelik belki sürreal, absürt dünyası hiçbir zaman şeker pembe Disney masalı olmamalıydı. Belki Harikalar Diyarı, tam olarak tekinsizlik vadisinin ta kendisidir. Alice’in peşinden düştüğü karanlık tavşan deliği, aslında her birimizin içindeki tanımlanamayan korkuların sığınağıdır. Şimdi kablonun ucundaki sana sormak istiyorum:
Sen siyah-beyaz, donuk gözlü dünyaya baktığında içten içe “Burada gerçekten yanlış şeyler var…” dedin ? Yoksa sadece eski sinemanın naif hatasından ibaret senin için?
Gelin, gün ortak bilinçte, tuhaf frekansta biraz konuşalım ig: bravestriketr.