Altered States, sinemanın özellikle saykedelik sinemanın en nev-i şahsına münhasır, izleyenin zihnini doğrudan hırpalayan işlerinden. Saykedelik kültürün tekinsiz, dumanlı dünyasına sinemada kadar cesurca dalabilen çok az yapım. Gelin, karanlık dehlize beraber inelim filmin bizi nasıl bilinçaltı girdabına sürüklediğine yakından bakalım.

Filmin Anlattığı Şey: Bilincin Sınırları İlksel İlkelsel Benlik

Film, temelde insan zihninin ne kadar derinleşebileceğini derinlikte kaybolmanın sınırlarını sorguluyor. Başkarakterimiz bilim insanı Eddie Jessup, duyusal yoksunluk tankları (sensory deprivation tank) Meksika’nın derinliklerinden gelen gizemli kültür mantarı ritüelleriyle bilincin ötesine, varoluşun en başına gitmeye kafayı takmış durumda.
Ama anlattığı şey sadece basit deney hikayesi değil. Film bize şunu fısıldıyor: “Eğer zihninin en karanlık odalarına kadar inersen, orada bulacağın şey tanrısal ışık olur, yoksa içindeki vahşi, ilkel canavar ?” Jessup, zihinsel evrimin basamaklarını gerisin geri tırmanırken aslında modern insanın içindeki bastırılmış, çiğ hayvani özle yüzleşiyor. nevi, modern bilimin soğukluğu şamanik kadim bilgeliğin tehlikeli dansı.

Sembolizm:

Altered States, tam sembolizm cenneti (ya cehennemi, nereden baktığınıza bağlı). Film boyunca karşımıza çıkan imgeler rastgele seçilmiş görsel şovlar değil, tamamen insanın bilinçaltı kodları:

  • Çarmıha Gerilmiş İsa Koç Kafası: Jessup’ın zihin oyunlarında sıkça gördüğümüz imge, onun din dogmalarla olan savaşını simgeliyor. İnanç sistemlerini yıkıp kendi “gerçekliğini” arama çabasının sancısı.
  • Duyusal Yoksunluk Tankı (Karanlık Su): Su, doğumun bilinçaltının sembolüdür. Jessup’ın tankın içine girmesi, aslında ana rahmine geri dönme yeniden doğma arzusunu temsil ediyor. Tabii doğum, sancısız olmuyor.
  • İlkel İnsan (Neandertal): Jessup’ın fiziksel olarak gerilemesi, medeniyet dediğimiz incecik maskenin ne kadar kolay yırtılabileceğini gösteriyor. Hepimiz birer biyolojik kütüphaneyiz içimizde milyonlarca yıllık vahşet taşıyoruz.
Rengarenk Dünya Beklerken: Neden Hep Karanlık?

Saykedelik kültür denince akla hep 60’ların, 70’lerin rengarenk cümbüşleri, gökkuşağı renkleri, parıldayan çiçekler gelir değil ? Ama film ezber bozuyor. Altered States baştan sona karanlık tekinsiz.
Neden derseniz; çünkü film, saykedelik deneyimin neşeli, festival kafasıyla değil tekinsiz, karanlık varoluşsal sancı tarafıyla ilgileniyor. Zihnin derinliklerine inmek her zaman huzur getirmez; bazen kendi karanlığınla, travmalarınla yok oluşla yüzleşmektir. Yönetmen Ken Russell, neon ışıkların arkasına saklanan karanlık boşluğu çok iyi hissettiriyor. Renkler var ama hepsi sis perdesinin arkasında, boğucu tehditkar

Filmi ilk sahnelerin birinde arkadan sanki hafifçe The Doors – Light My Fire çalmaya başla gibi geldi başka yerden ? Diye düşündüm bilgisayardan telefondan fakat evet doğru filmden geliyormuş, Light My Fire sürekli dinlediğim şarkılardandır. an filmin ne olacağı cok belli oldu aslında Ray Manzarek’in hipnotize edişi Jim Morrison’un sözleri “Come on Baby Light My Fire”.

Altered States, sadece izlenip geçilecek film değil; bittikten sonra bile insanı kendi zihninin odalarında sorgulamalarla baş başa bırakan, tekinsiz ama kadar çekici saykedelik kültürün sinemadaki en karanlık, en dürüst anlatılarındam.