İnsan haklarının ağır biçimde ihlal edildiği, korkunun suskunluğun egemen kılınmaya çalışıldığı dönemde “İnsan onuru, hiçbir koşulda vazgeçilemeyecek değerdir.” diyerek kurulan İnsan Hakları Derneği (İHD), bugün 40 yaşında.

40 sene önce 98 kişi

12 Eylül askeri darbesinin yarattığı baskı ortamında, hukukun askıya alındığı, işkencenin sistematik uygulama olarak sürdüğü, ifade özgürlüğünün yok sayıldığı cezaevlerinde ağır hak ihlallerinin yaşandığı dönemde kadın erkek insan hakları savunucusu 98 kişi araya geldi. Mahpus yakınları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar, mühendisler öğretmenlerden oluşan 98 kişi, 17 Temmuz 1986 tarihinde İnsan Hakları Derneği'ni kurdu.

80’ler darbe, 90’lar faili meçhuller

Kuruluş yıllarında askeri darbenin toplum üzerindeki ağır sonuçlarıyla mücadele eden İHD, özellikle cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini görünür kılmak için büyük çaba gösterdi. Mahpusların insan onuruna uygun koşullarda yaşaması, işkence kötü muamelenin sona ermesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması için faaliyet yürüttü.

Ancak Türkiye'nin insan hakları sorunları yalnızca 1980 darbesiyle sınırlı değildi. Devletin güvenlikçi anlayışı, farklı kimlikleri talepleri dışlayan politikalar, ifade özgürlüğünü sınırlandıran uygulamalar demokratik siyaseti daraltan yaklaşımların sonraki yıllarda varlığını sürdürmesi İHD’nin mücadelesini daha geniş alana taşıdı.

Dernek, 1990’lı yıllardaki ağır çatışma döneminde, faili meçhul cinayetler zorla kaybedilmeler karşısında mücadelesini büyüterek sürdürdü. Cumartesi Anneleri/İnsanları öncülüğünde Galatasaray Meydanı’nda başlatılan barışçıl eylemlerin dayanışma noktalarından biri olan İHD; 1998 yılında eski Genel Başkanları Akın Birdal’a 2002 senesinde Hüsnü Öndül’e yönelik düzenlenen silahlı fiziki saldırılara rağmen insanlık onurunu koruma çizgisinden taviz vermedi.

Temel hak özgürlüklerin ciddi gerilemeler

Dernek tarafından yapılan açıklamada, aradan geçen 40 yıla rağmen temel hak özgürlüklerin korunmasında ciddi gerilemeler yaşandığı vurgulandı. Erkler ayrılığı ilkesinin terk edildiği, yargının seçici davrandığı şiddet içermeyen eleştirel düşüncelerin güvenlik gerekçeleriyle cezalandırıldığı belirtildi.

Uzun süreli tecrit uygulamaları, hasta mahpusların durumu infaz hukukundaki adaletsizliklerin insan onurunu tehdit ettiği ifade edildi.

İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı 2025'in "aile yılı" ilan edilmesi gibi politikaların toplumsal cinsiyet eşitsizliğini beslediği; 8 Mart 25 Kasım gibi barışçıl eylemlere yönelik engellemeler LGBTİ+’lara yönelik sistematik yargı tacizinin sürdüğü aktarıldı.

Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller, güvencesiz çalışma koşulları ekonomik adaletsizliğin birer insan hakkı ihlali olduğu hatırlatıldı.

Kalıcı barış için adımlar

"Barış yalnızca silahların susması değildir; adaletin, özgürlüğün, eşitliğin insan onurunun güvence altına alındığı yaşam düzenidir. Kırk yıl önce olduğu gibi bugün yaşam için mücadele etmeye devam ediyoruz." diyen İHD, 1 Ekim 2024 tarihinde Kürt meselesinin çözümü çatışmasızlık adına başlayan yeni sürecin tarihi fırsat olduğunu belirtti.

Mesaj sözlerle sona erdi:

“Kırk yıl önce İHD'yi kuranlar, en zor koşullarda insan haklarını savunmanın mümkün olduğunu gösterdiler. Onlar bize yalnızca dernek değil; mücadele dayanışma kültürü, hakikatten vazgeçmeme iradesi bıraktılar. Bugün bizlere düşen görev, mirası geleceğe taşımaktır. Çünkü hakikat, üzeri örtüldüğünde ortadan kaybolmaz. Adalet, ertelendiğinde değerini yitirmez. Barış, imkânsız görüldüğünde vazgeçilmesi gereken ideal değildir. Barış; geçmişle yüzleşmenin, eşitliğin, özgürlüğün ortak geleceğin birlikte kurulmasıdır. İnsan Hakları Derneği olarak kırk yıldır sorumlulukla yürüyoruz. Bundan sonra yürümeye mücadele etmeye devam edeceğiz. Çünkü sözümüz açıktır: Hakikatin peşindeyiz. Barışta ısrarlıyız. İnsan haklarını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz."

Acilen atılması gereken adımlar

Kalıcı barışın tesisi için devletin acilen atması gereken demokratik adımları 40. yıl mesajında es geçmedi:

★  Anayasa Mahkemesi (AYM) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları eksiksiz uygulanmalıdır.

★ Terörle Mücadele Kanunu (TMK) başta olmak üzere, ifade örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan tüm mevzuat insan hakları standartlarına uygun olarak yeniden düzenlenmeli veya kaldırılmalıdır.

★  Ağır sağlık sorunları bulunan hasta mahpuslar, süreçten bağımsız olarak derhal tahliye edilmelidir.

★  Sürecin önemli aktörlerinden olan Abdullah Öcalan’ın tecrit koşulları yeniden düzenlenmeli; dış dünya iletişim kurması müzakere sürecine doğrudan katılması sağlanmalıdır. Ayrıca temel mahpus hakkı olan "umut hakkı" yasallaşmalıdır.

★ Kadınlar, çocuklar, LGBTİ+ bireyler işçiler dahil toplumun tüm kesimlerinin eşit yurttaşlık hakları güvence altına alınmalıdır.