Can Alkor’un yazdığı şiirler denemeler, zamanlar arası veya tarihî yolculuğa benziyordu. Eski Yunan’dan modern dönemlere doğru devam eden seyahatte Can Alkor bizi, hem farklı coğrafyalara hem çeşitli olaylara, ruh hâllerine hayallere götürmüştü. Şiirinin düzyazılarının müziği vardı; ritim armoni, Canto CXVIII kitabında yönelttiği soruya götürmüştü hepimizi:

Babil kargaşasından tümce kırıntılarıyla seslenebilir miyim?/ tek yaşamına nasıl sığdırabilmişim bunca ruhgöçünü…

Can Alkor’un kaleme aldıkları arayışa, denemeye, buluşa ardından bulmak ( belki kaybetmek) için tekrar yola koyulmaya denk geliyordu. yolda onun felsefeyle, sanatla, müzikle, tarihle yaşamla beslediği dizelerinin düzyazılarının yanı sıra çevirileriyle ( çeviri üzerine düşünmesiyle) karşılaşmıştık. Kendisiyle yapılan söyleşide konuya açıklık getirmişti:

Şiir çevirmek şiir yazmak bence aynı etkinliğin değişik yüzleri. Çevirmenin kalkış noktası başka dilde şiir olduğu için şiir yazana göre daha az özgür anlamda; yaptığı portrenin modele az çok benzemesini beklediğimiz ressamı andırıyor. Şiir yazansa hiç kimsenin (dolayısıyla kendisinin ) daha bilmediği metni çeviriyor diyebiliriz.

Reklamsız bilgece ömür 

Can Alkor’un arayış yolculuğunun parçası olan Bilge Alkor’un Can’dan Can’a için kaleme aldığı yazıda duyurduğu metinler, dizeler çeviriler Kül Tadı: Bulunmuş Taslaklar başlığıyla yayımlandı. 1960’lardan ölümüne dek üzerinde çalıştığı şiirler çeviriler birlikte okuma notları, sanata şiire dair yazıları yer alıyor kitapta. 

‘Yaşanmış söz’ün etrafında 

Kül Tadı: Bulunmuş Taslaklar’daki her dize, her metin hatta her çeviri, Can Alkor’un titizliğinin inceliğinin yansıması. Sanat-hayat birlikteliğinin; buna uygun olarak inşa ettiği söyleminin yaşamının göstergesi. Dünya edebiyatından şiirinden olduğu kadar, ayak bastığı topraklardan izlere rastlamak mümkün onlarda. 

Can Alkor’un metinleri özellikle dizeleri için “taslak” ifadesinin başlığa çekilmesi hayli manidar çünkü onlarda hep hazırlık tamamlanmamışlık söz konusu. Devamlı üzerinde çalıştığı, sürekli yenileyip değiştirdiği dizeler bitmemişliğiyle öne çıkıyor. Bitmemişlik ise Can Alkor’un alâmetifarikası; şiirlerinin sonunda nokta yerine çoğunlukla üç nokta kullanmasının nedeni olabilir. başka neden, şiirin temeline mitosu koyması demek mümkün; söylendikçe anlatıldıkça dönüşen asla tamamlanmayan mitos… şiire mitosa, “yaşanmış söz” diyerek hayatın anlamına işaret ediyor. Bunu düzyazısında; şiiri çözümlediği şiir gibi metninde anlatıyor. 

Can Alkor’un kitaptaki dizeleri, her zaman olduğu gibi Eski Yunan’dan modern döneme uzanan yolculuk. Metinleri ise felsefe-sanat-hayat bağlantısıyla şekilleniyor; bazen analiz silsilesi hâlini alıyor bazen mektuba günlüğe dönüşüyor bazen okuma notları biçiminde karşımıza çıkıyor. Hepsinin ortak yanı, derin uzun düşünmelerin sonunda ortaya çıkması. örnek:

Şiir dediğimiz gizemli gerçek yaşama gene yansıyor türlü. Belli durumlar, olaylar, nesneler şiirseldir, şairenedir diyoruz. anlamda şiirsel’i içerik açısından saptamaya kalkışmak boşunadır. Söz konusu durumlarda ortak yan Bizden dünyamızdan oluşmuş bütün uyarım-tepki karmaşasıdır. Gündelik yaşamımız (acı tat duyumları, anımsayış bekleyiş, kavrayış isteyiş, savma, değiştirme ya sürdürme amacıyla etkinlik…) karmaşanın parçası. Öznede belli başkalaşım sonucu tükettiğimiz dünya, bizi tüketen dünya bitiverir. Zaman durur. Her gün önünden geçtiğimiz ağaç, rüzgârda sallanan otlar, gece uykumuzu bölen dalga sesi, yıllardır tanıdığımız (ya öyle sandığımız) yüzde saklı ruhun kırışık ya bakışla kendini açığa vurması, yenilgi ânında umulmadık edim, söz: Tinin yazgıdan yüce olduğunu gösteren…

İnsanın nesneler bitmeyen sınavı 
‘ kıyıdan açılıp ne buldun, Odysseus?.’ 

Metinlerinde yoğun bilgiler eşliğinde, hem kavramlarla hem kendisiyle tartışan, dizelerinde ise tarih, kültür imge yolculuğuna çıkan Can Alkor, uykuya dalan akıldan dem vurup sözün bitme tehlikesine şiddet çağına dikkat çekiyor. Ardından, zamanları aşan ya her daim geçerli soruna kafa yoruyor: 

Yalnız ‘şimdi’yi yaşayan hayvanın mutluluğu – ‘Geçmiş’ ‘Gelecek’ arasında bölünmüş insanın bezginliği, acısı, mutsuzluğu. benzeti yoluyla kavrayabilmiş miyiz ‘hayvan bilinci’ni? Kendimizi ‘durum’a aktarabilir miyiz? Unutmayı bilmeyen, unutamayan adam yaşayabilir miydi? Düşünce deneyi: adamı uykusunda, uyanıklığında, eylemlerinde. kurmak, tasarlamak…

Can Alkor, notlarında zamanın ruhuna veya çağın açmazlarına dair kalem oynatıp eleştiriler sıralamış. Yazıldığı tarih ne olursa olsun bunlar, hem günün tasviri hem birer öngörü âdeta:

Çağıyla savaşmak, çağa karşı yaşamak ne demektir? Çağda (dolayısıyla içimizde ) bizi büyük olmaktan, kendimiz olmaktan alıkoyan ne varsa onunla savaşmak… Çevremizde, içimizde yadsınması, yok olması gereken ne varsa hepsini yadsımak yok etmek. Çağ üstüne eleştiri… Ekin sorununun, varlık sorununun politik yoldan çözülebileceği, devletin insanlık için en yüksek amaç olduğu inancı; toplum ekin alanlarında çözülme belirtileri; günü gününe yaşama, çok kazanma tutkusu…

Can Alkor’un Kül Tadı: Bulunmuş Taslaklar’daki şiirleri metinleri; yarattıkları sanat üzerine kaleme aldıkları, hem yaşamın hikâyesine hem yaşamı bazen dönüştüren bazen katlanılır kılan hikâyelere dair düşünmelerle buluşturuyor. 

Kitabın çoğunluğunu oluşturan şiirlerinde Can Alkor; ses sessizlik, yaşam ölüm, var oluş yok oluş gibi hayatî meseleler üzerine düşünüp kalem oynatmış. “Ateş gömütüne konmuş ruhumuz” dizesi geçişlere ya sınırlara gönderme. Aynı zamanda geçmiş-şimdi-gelecek çizgisine atıf sanki. Sonrasında gelen tarihî mitolojik yolculuklara hazırlık gibi: 

“ kıyıdan açılıp ne buldun, Odysseus?

  Baştanbaşa gölgeydi, burgaç doluydu 

                                                           okyanus; 

  tepesi bulut bulut tapınağa

                                         hiç varmadın…” 

‘ yer olmalıydı her şeyin söylenebildiği…’ 

Can Alkor’un dizeleri arasında gezinirken mitosun destanın içinde gibiyiz; tarihin, felsefenin sanatın tam ortasındayız. Metaforların imgelerin zaman zaman birbirine karıştığı, bazen birbiriyle yarıştığı dizeler, kimi anlarda uçurumun kıyısına getiriyor kimilerinde ise düze çıkarıyor hepimizi. Bazen sakin limana yolluyor bazen durup dinlenmeyen dalgalarıyla nam salmış okyanuslara gönderiyor. Sonra ahvalimizi resmediyor: 

“Hem yargılayıcısı hem kurbanı olduğumuz evrende insanoğlu

karanlıkların büyük caddlerini seyrediyor köşesinden

birer hiç oralarda ölümlü oyuncağımız, doğruluğumuz…”

‘Yeryüzü, geçmiş geleceğin enkaz yığınıdır’ 

“Ölümdür yaşamaya çağıran çünkü/ söz nasıl her şeyi hiçlikten çağırır” dizeleriyle ise hayatî iki hakikati potada eritiyor Can Alkor; sözün ölümün gücünü hatırlatıyor, hangisinin daha baskın olduğunun yorumunu ise okura bırakıyor. Kısacası Styx Nehri kıyılarından dağlardan seslenirken bilinmeyen yazgıya doğru yol alıyor hep yer arıyor: 

“ yer olmalıydı her şeyin söylenebildiği… 

ruhumuz yoldadır hep, oraya varmak için, 

karanlık sunağına gözyaşlarının… 

yer olmalıydı: Aurora her gece yanık, – 

kara çullara bürünmüş, solgun yüzlü yığınlar

ufukta, körfez üzerinde karanlık fırtına bulutu

şimşek ara sıra yaldızlı kubbeleri, kül rengi

sarayları aydınlatan… 

yer olmalıydı, yer, Kışlık Saray’ın her gün 

düştüğü, 

ölülerin dirildiği yer: Rosa, Deniz, Che… 

yer ki devrim sonsuz, Aurora nöbette hep

gölgeler.”

Can Alkor’un diğerlerinde olduğu gibi Kül Tadı: Bulunmuş Taslaklar’daki şiirlerindeki her dize, mitlere tarihe kapılar açıyor; oradan içeri girince karşılaştığımız büyük evrende, Lucretius’un Rerum Natura’ (Evrenin Yapısı) dediği gibi hem kibirli efendinin doğa karşısındaki ufalanışına hem özgürlüğe rastlıyoruz. Sonra mıh gibi iki dize geliyor: 

“Yargılanacağımız başka yer kalmadı

vedalaş gölgeyle ey ruh, tacını bırak.” 

Art arda yayımlanan Kül Yaldız Kül Tadı: Bulunmuş Taslaklar, Can Alkor’a hem veda anlamı taşıyor hem onun mirasının en önemli parçalarından ikisi olma manasına geliyor. Her ikisinde ondan geriye kalanı arı duru biçimde görüyoruz: 

“Her yaşam gibiydi benim yaşamım, varsıllıklarıyla

                                                                 yoksulluklarıyla

Biraz daha çok yanılmıştım yolları ararken 

                                             biraz daha çok ölmüştüm anlatılmaz olanda

Geriye bunlar kaldı, sözcükler, 

                                 sözcükler…”   

Kül Tadı: Bulunmuş Taslaklar’daki satırlar dizeler, Can Alkor’un dünyayla, sanatla, doğayla insanla kurduğu derin ilişkiyi gösteriyor. Tıpkı ömre yaydığı yayımlanan dizelerinde, metinlerinde çevirilerinde olduğu. yaşamla sanatseverle yüzleşiyoruz burada. Bilge Alkor’un dediği gibi “Can Alkor’a karşın…” 

Kül Tadı: Bulunmuş Taslaklar, Can Alkor, Norgunk Yayıncılık, 496.