Johann Khaldun | Çeviren: Hediye Yaman
Gassan Kanafani, kelimenin tam anlamıyla kapsamlı devrimciydi. Çok yönlü gelişmiş insandı; aynı zamanda ideolog, gazeteci, ressam, edebiyatçı, öğretmen militandı. Günümüzde onun eseri pek çok açıdan ilham vericidir; zira hayatı, bize sosyalizmin büyük hedefini, yani Kanafani gibi şahsiyetlerde şimdiden kendini gösteren “yeni insan”ı hatırlatmaktadır. Ancak onun hayattaki asıl gayesi, aynı zamanda somut olarak Filistin’in Siyonist sömürgeciliğinden kurtuluşuydu. Kanafani’nin ardında bıraktığı eserler arasında yer alan yıl nihayet Lenos Yayınları tarafından yayımlanan tamamlanmamış romanı Kör Sağır (Der Blinde und der Taube) onun somuttan evrensele evrenselden yeniden somuta köprü kurmayı nasıl başardığına kez daha tanık oluyoruz.
Filistin direnişinin boyun eğmeyen kalemi: Gassan KanafaniKanafani’nin adı dünya üzerindeki ezilenlerin sömürülenlerin mücadelesinde hâlâ canlılığını korurken, topraklarda (Almanya’ ) giderek silikleşmişti. Kanafani’nin kendisi Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde şaşırtıcı derecede az tanınırken, 1980’li yıllarda İsviçreli Lenos Yayınları tarafından eserlerinin derlemesi yayımlanmıştı.
Bunun başlıca iki nedeni olabilir. Günümüz Alman solu, devrimci edebiyatı alımlama konusunda genel itibarıyla oldukça Avrupa merkezcidir. ABD kaynaklı edebiyat eserleri hâlâ çevrilip okunmaktadır; ancak eserler dünya sisteminin çeperlerinden geldiğinde ilgi genellikle cılız kalmaktadır. Ülkedeki devrimci, anti-emperyalist güçlerin zayıflığı ilginin azalmasında şüphesiz rol oynamıştır. nedenle, bizim için yeni olan romana geçmeden önce Kanafani’nin hayatına biraz daha yakından eğilmek her hâlükârda değerlidir.
Devrimci yaşam
Gassan Kanafani, 9 Nisan 1936’ Filistin’in Akka şehrinde, Britanya sömürge gücüne karşı Filistin-Arap devriminin patlak verdiği gün dünyaya geldi. Babası avukattı orta sınıf ailenin içerisine doğmuştu. Kendisi ise daha sonraları, muhtemelen ailesinin sürgün edilmesinin ardından içine düştükleri yaşam koşullarını göz önünde bulundurarak, proleter aileye mensup olduğunu ifade edecekti.
Onun yaşamı, insanlığın özgürlük mücadelesinin sembolü olarak gördüğü Filistin halkının kaderiyle her daim iç içe geçmişti. 1948 yılında, tam doğum gününde, Siyonist yerleşimciler Palmach terör örgütünün (Yahudi toplumunun yeraltı ordusu) aralarında kadın çocukların bulunduğu 100’den fazla insanı vahşice katlettiği meşum Deyr Yasin Katliamı yaşanır. Kanafani katliamdan sonra daha asla doğum gününü kutlamayacaktır. Yine aynı yıl, 1948’ ailesi Nakba sırasında sürgün edilir. Nihayetinde Suriye’nin başkenti Şam’daki BM mülteci kampına yerleşirler Kanafani burada öğretmenlik yapmaya başlar. Kamptaki insanların acılarına her gün bizzat tanık.
deneyim, onun kalıcı şekilde politikleşmesini sağlayacaktır.strong>Anni Kanafani‘nin yazdığı kısa biyografide aktardığı üzere; öğretmen olarak konumunu öğrencilerinin politikleşmesi için öylesine başarılı şekilde kullanır ki, öğrencilerinin yüzde yetmişi birer direniş savaşçısına dönüşür.
Ne var ki politikadan önce onun ilk aşkı resimdir. Savaşçı “Hanzala”nın dünyaca ünlü figürünü yaratan tanınmış Filistinli karikatürist Naci el-Ali, onun himayesinde yetişmiş öğrencidir. Kanafani’nin Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) için tasarladığı afişler döneminin çok ötesirnde başarılı çalışmalardır. Tıpkı edebi eserleri gibi, afişler taşıdıkları derin devrimci içeriğin yanı sıra, Filistin’in içinde bulunduğu durumun trajedisini hüznünü yansıtmayı çok iyi başarır.
Kanafani hayatı boyunca sosyalistti; ancak onun sosyalizm anlayışı, 1960’lı yıllarda Arap halkının kaderiyle birlikte değişime uğradı. 1967’deki Altı Gün Savaşı‘nda alınan Arap yenilgisi, onun daha önce sıkı sıkıya bağlı olduğu Nasırcılığa olan inancını temelden sarstı. Pan-Arapçılığı baki kaldı, ancak noktadan sonra yüzünü Marksizm-Leninizm’e döndü. 1967’den itibaren Sovyetler Birliği’nin, başta Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) olmak üzere Filistin’e Arap devletlerine yönelik artan desteğinin bunda payı vardı. Soğuk Savaş süreciyle birlikte Sovyetler Birliği, İsrail’e verdiği desteği geri çekmiş, Filistin’i ulus olarak tanımış Arap devletlerini hem askeri hem siyasi olarak desteklemeye başlamıştı.
‘Sinemanın Filistin’in kurtuluşu için silah olduğu düşüncesi, bizim birleşmemizi sağladı’Buna rağmen Kanafani, Sovyetler Birliği’ne karşı her zaman eleştirel tutum sergiledi 1960’larda kendisi üzerinde derin etkiler bırakan iki Çin ziyareti gerçekleştirdi. Bunun sonucunda, hem Mao’nun halk savaşı stratejisinden hem Vietnam direnişinden etkilenen savaş stratejisi geliştirdi. Sovyet liderliği ise Çin olan bağlantıları gerilla savaşı stratejisi nedeniyle FHKC’yi eleştiriyordu.
gazeteci olarak Kanafani, çok sayıda Pan-Arap komünist gazetede görev. Buralarda hummalı faaliyet gösterdi. Haberciliği öylesine isabetli keskin kavrayışının öylesine bariz yansımasıydı ki, Fransa Büyükelçiliği onun yazılarını düzenli olarak çevirtmek zorunda hissediyordu. Nihayetinde Kanafani, FHKC’ye üye. çatı altında, partinin devrim stratejisinin geliştirilmesinin yanı sıra çok sayıda siyasi manifestonun analizin hazırlanmasında yer. 8 Temmuz 1972’ İsrail gizli servisi Mossad tarafından düzenlenen bomba saldırısında, yeğeni Lamees Najim birlikte katledildi. Dönemin Beyrut gazetesi onun ardından satırları yazacaktı:
dağ gibiydi; dağ ancak dinamitle yıkılabilirdi.
Ezilenlerin varoluşsal Nesri
Kanafani’nin politik duruşu Kör Sağır (Der Blinde und der Taube) adlı eserinde kendini gösterir. Başlıkta anılan ikili, ofis çalışanı olan sağır Ebu Kays ekmek pişirip satan kör Amir’dir. Her ikisi duyusunun eksikliğinden muzdariptir. Abdelati’nin mezarında başı andıran mucizeler yarattığı söylenen tuhaf ağacın büyüdüğünü öğrendiklerinde, her biri birbirinden habersiz ziyaretgâha doğru yola koyulur. İyileşme umutları hüsranla sonuçlanır ancak başka mucize gerçekleşir: Birbirleriyle, yani ruh eşleriyle karşılaşırlar.
Romanda artık varoluşsal dram gözler önüne serilir. İki başkarakterin eksiklikleri, onların özgürlük mücadelesinin itici gücü hâline gelir. mücadele aslında çifte mücadeledir: Kendilerini hem fiziksel noksanlıklarından hem sömürgecilik boyunduruğundan kurtarmak isterler. Her iki mücadele birbirine bağlıdır olay örgüsü boyunca birbirini etkiler. İçlerinde tekrar tekrar yeni umutlar yeşerir defalarca engellere çarparlar. Fırsatçı iş arkadaşı tecavüzcü Mustafa, mucizelere inanan fırıncı çırağı Hamdan onun kayıp olduğu sanılan babası gibi karakterler tabloya dâhil. Hem Filistin halkının hem bütün olarak insanlığın özgürlük mücadelesinin resmedildiği karmaşık dinamik ortaya çıkar. Tüm karakterler çeşitli zorluklarla karşılaşır hepsi zorluklarla yüzleşmek, dönüşmek veya uğurda yok olmak zorundadır.
Kanafani’nin roman fragmanının dehası, karakterleri onların kaderlerini birbirine nasıl ustalıkla ördüğünde böylece daha karmaşık toplumsal dinamikleri nasıl sezindirdiğinde yatar. Burada hiç kimse tek başına içsel ruh mücadelesi vermez; bilakis herkes kendi mücadelesinde diğerini etkiler. Kanafani; bireysel olanı, somut toplumsal olanı (Filistin’in kurtuluş mücadelesini) varoluşsal insan gerçeğini sarsılmaz bütünlük içinde harmanlar ki böylesi ustalağı daha önce sadece Hayfa’ya Dönüş romanında sergileyebilmiştir.
Dilsel açıdan Kanafani, metnini semboller, metaforlar alegorilerle dolu, kutsal kitapları andıran sözcük dağarcığıyla kurgular. Aynı zamanda karakterlerin hislerini dürtülerini son derece canlı biçimde tasvir eder: Ebu Kays’ın gülüşü, çölde lıkırdayarak boşalan su kabına benzetilir; Amir Hamdan’ın elleriyle somun ekmeğini şekillendirip yoğurmaları ise adeta hamuru biz yoğuruyormuşuzcasına duyusal biçimde hissedilir. Metne nüfuz eden, Amir’in cümleleri gibi ifadeler, mücadelelerin varoluşsal doğasını sürekli olarak bilince taşır:
Sonsuz karanlıktan çıkacak yol bulmak… Bizden daha derin inanç talep eden başka şey var mıdır? Sarsılmaz sabır! Sonsuz geceye hapsolmuşken her yol mubahtır bizim. Işıktan kişisel payıma düşenden fazlasını istemiyorum; ancak korkunç gecede geçirdiğim her an, hiçbir yeni anın yerini dolduramayacağı geri dönülmez kayıptır.
Roman açık sonla biter. Başkarakterlerimizin kurtuluş sürecinin nerede son bulduğu belirsizdir. Bugünden geriye bakıp okunduğunda ucu açıklık, metnin niteliği olarak öne çıkar böylelikle günümüz mücadeleleri, bilhassa Filistin’in kurtuluşu için temas noktası sunar. Kanafani’nin tamamlanmamış başyapıtının bize aktardığı mücadeleleri bizler sürdürecek, en azından uğurda kendi payımıza düşen katkıyı sunacağız. Frantz Fanon‘un zamanlar yazdığı gibi, her kuşağın kendi adına yeniden keşfetmesi gereken görevdir.
çeviri için yayınevine teşekkür borçluyuz. Kanafani’nin gerek tamamlanmış gerekse tamamlanmamış metinlerinin Almancaya kazandırılması umut edilmektedir. Eylül sonu için Lenos Yayınevi, Kanafani’nin Umm Saad adlı kitabının yeni baskısını planlıyor. Ancak, onun böylesine çok yönlü kişiliğinin yüzünü hayatı boyunca ortaya koyduğu eserlerin güncelliğini somut kılmak adına siyasi eserlerinin çevrilmesi çok daha büyük önem taşımaktadır.
yazı, Jacobin’in Almanca edisyonunda yayımlanan “Ghassan Kanafanis letzter Roman erzählt vom doppelten Kampf um Freiheit” yazıdan çevrilmiştir.