Eren Tümer Mimarlık Ofisi [ETMO] tarafından "Muğla Büyükşehir Belediyesi Sosyal Kültürel İdari Hizmetler Binası Mimari Proje Yarışması" için tasarlanan proje, eşdeğer mansiyon ödülü kazandı.
Proje Raporu: “KATMANLAR ARASINDA BİR EŞİK”Kentler, tek dönemin ürünü değildir tamamlan(a)mazlar. Her yeni müdahale, kendinden önceki katmanlarla kurduğu ilişki ölçüsünde -olumlu ya olumsuz- kentsel belleğin parçasına dönüşür. nedenle koruma, geçmişi dondurmak ya onu yeniden üretmek değil; geçmişin izlerini bugünün üretimi içerisinde okunabilir kılabilmektir.
Yaklaşık beş bin yıllık geçmişe sahip olan Muğla’nın tarihî kent merkezi farklı dönemlerin üst üste eklenmesiyle oluşmuş katmanlı kentsel yapıdır. Böylesi bağlamda üretilecek yeni kamusal yapı, ne tarihsel çevreyi taklit eden nesneye ne bağlamından kopuk bağımsız mimari ifadeye dönüşmelidir. Bunun yerine, geçmiş bugün arasındaki ilişkinin görünür kılındığı yeni katman olarak düşünülmelidir.
Önerilen proje, var olan yeni arasında biçimsel uzlaşma üretmeyi değil, aralarındaki ilişkiyi görünür kılan çağdaş eşik tanımlamayı amaçlamaktadır. Tasarımın temel fikri, geçmişi bugünün içerisinde yeniden okunabilir kılacak mekânsal iklimsel ara yüzler üretmektir. nedenle projede “eşik”, yalnızca geçiş mekânını tanımlayan kavram değildir. Zamanlar, mimarlıklar, mekânlar iklimsel deneyimler arasında kurulan sürekliliğin mimari karşılığıdır. Aynı düşünce biçimde, planda kesitte farklı şekilde yeniden üretilmektedir.
– Zamansal eşik: Eski yeni arasında kurulan ilişkiyi tanımlayan ikinci kabuk.
– Mekânsal eşik: Kent yapı arasında kamusal yaşamı örgütleyen avlu/iç sokak.
– İklimsel eşik: İç dış arasında süreklilik kuran açık dolaşım sistemi.
üç tasarım kararı birlikte değerlendirildiğinde proje, korumayı geçmişin biçimsel tekrarında değil; onun mekânsal, iklimsel, kültürel bilgisinin alışkanlıkların çağdaş mimarlık içerisinde yeniden üretilmesinde aramaktadır.
Zamansal: Palimpsest Olarak Kabuk
Koruma alanlarında yeni yapı üretmenin temel sorusu, yeni olanın tarihsel çevreyle nasıl ilişki kuracağıdır. proje, ilişkiyi doğrudan biçim üzerinden değil, geçmiş bugün arasında arayüz oluşturan ikinci katman üzerinden kurmayı önermektedir. anlayış doğrultusunda tasarlanan ikinci kabuk, palimpsest olarak ele alınmaktadır. Yakın çevredeki geleneksel yapıların açıklık oranları, cephe ritimleri doluluk-boşluk ilişkileri soyutlanarak yapının çevresini saran yeni katmana dönüşmektedir.
katman, tarihsel dokuyu taklit eden cephe değil; eski olanın izlerini yeni yapı üzerinde görünür kılan zamansal ara yüzdür. Kabuk, geçmişin biçimsel özelliklerini yeniden üretmek yerine onların kentsel hafızasını bugünün mimarlığı içerisinde yeniden okumayı amaçlamaktadır. Böylece yeni yapı, tarihsel çevrenin karşısında duran bağımsız nesneye dönüşmek yerine, onunla sürekli ilişki kuran yeni katman hâline gelir.
Eski yeni arasındaki süreklilik, biçimsel benzerlikten değil; izlerin korunarak dönüştürülmesinden doğmaktadır. ikinci katman aynı zamanda yapının çevresel performansının ayrılmaz parçasıdır. Güneş ışığını filtreleyen, gölge üreten, doğal hava hareketini destekleyen iç dış arasında yarı açık mekânlar oluşturan kabuk, yalnızca simgesel ifade değil; mekânsal iklimsel işlevler üstlenen aktif mimari bileşendir. Böylece palimpsest fikri, yalnızca cephede okunabilen analoji olmaktan çıkar; yapının yaşama biçimini belirleyen mekânsal çevresel üretim aracına dönüşür.
Mekânsal:
Muğla’nın geleneksel dokusunda avlu, yalnızca yapıların merkezindeki boşluk değil; gündelik yaşamın, karşılaşmaların iklimsel konforun üretildiği ortak mekândır. Proje tipolojiyi birebir yeniden üretmek yerine çağdaş kamusal yaşam içerisinde yeniden yorumlamaktadır.
Yapının merkezinde konumlanan avlu, kent yapı arasında geçirgen ara mekân oluşturmaktadır. Kullanıcılar alanda yalnızca binaya ulaşmaz; bekler, dinlenir, karşılaşır, sosyalleşir gerektiğinde yalnızca içinden geçer. Böylece avlu/iç sokak, günün farklı zamanlarında yaşayan küçük ölçekli kent parkına dönüşmektedir. Kuzey-güney doğrultusunda kurgulanan avlu, sosyal işlevlerinin yanı sıra yapının doğal havalandırmasını destekleyen rüzgâr koridoru olarak çalışmaktadır.
Yerel iklimin hâkim hava hareketlerinden yararlanan geçirgen boşluk yapının pasif iklimlendirme stratejisinin önemli parçasını oluşturmaktadır. Ayrıca gölgelenme sağlayan peyzaj elemanları, geçirgen dolaşım ağı farklı kullanım senaryolarına izin veren açık alanlar sayesinde avlu, kültürel etkinliklerin, açık hava sergilerinin gündelik kamusal yaşamın doğal uzantısı hâline gelir. Kent yapı arasındaki sınırlar sert biçimde tanımlanmak yerine yumuşatılmakta; kamusal yaşam yapının içerisine doğru davet edilmektedir.
Zemin katın geçirgen kurgusu, yalnızca kent avlu arasındaki fiziksel sürekliliği sağlamakla kalmayarak, zemin kotunda yer alan işlevlerin kamusal alandan algılanabilirliğini görünürlüğünü artırmaktadır. Böylece yapıdaki gündelik faaliyetler kent yaşamının parçası hâline gelirken, içeride gerçekleşen kullanımın batıda Kurşunlu Caddesi, kuzeyde ise Turgut Reis Caddesi üzerinden okunabilir olması, yapının kentle görsel işlevsel ilişkisini güçlendirmekte; canlılığını günlük kullanımını desteklemektedir.
doğrultuda avlu, yalnızca fiziksel boşluk değil, kamusal yaşamın sürekliliğini sağlayan, kullanıcıları yapı içerisine davet eden farklı kullanım biçimleri arasında geçiş kuran mekânsal eşik olarak çalışmaktadır.
İklimsel:
Projenin açık dolaşım sistemi, yalnızca işlevsel organizasyon aracı değil; Muğla’nın iklimsel mekânsal kültürünü günümüz kamusal yapısına taşıyan temel tasarım kararlarından biridir. Muğla yakın çevresindeki geleneksel yapılarda dolaşım çoğu zaman kapalı koridorlar yerine açık sofalar, dış merdivenler, revaklar avlular aracılığıyla gerçekleşmektedir. Özellikle Özbekler Evi Yağcılar Hanı gibi yapılar, dolaşımın yalnızca geçiş sistemi olmadığını; gölgede kalmayı, doğal havalandırmayı, karşılaşmayı sürekli dış mekânla ilişki kurmayı mümkün kılan yaşantı mekânları ürettiğini göstermektedir.
Proje, mekânsal ilkeleri biçimsel olarak tekrar etmek yerine kamusal yapı ölçeğinde yeniden yorumlamaktadır. Yatay düşey dolaşımın önemli bölümü açık mekânlarda kurgulanmış; kullanıcıların gün ışığı, rüzgâr, avlu kentle kurduğu ilişkinin kesintisiz devam etmesi amaçlanmıştır. yaklaşım, dolaşımı yalnızca katlar arasında hareket etmeyi sağlayan teknik unsur olmaktan çıkararak karşılaşmaları teşvik eden, Atatürk İlkokulu Kurşunlu Cami gibi koruma altındaki kültürel miraslar görsel iletişimin sürekliliğini sağlayan, kamusal yaşamı destekleyen kullanıcı deneyimini zenginleştiren sosyal mekâna dönüştürmektedir. Aynı zamanda doğal havalandırmaya olanak sağlayan, yapay iklimlendirme ihtiyacını azaltan enerji tüketimini düşüren açık dolaşım sistemi, yerel mimarinin temel ilkelerini çağdaş sürdürülebilirlik anlayışıyla yeniden buluşturmaktadır.
Böylece iklim, yalnızca tasarımı etkileyen veri olmaktan çıkarak mimari deneyimin ayrılmaz parçasına dönüşmektedir.
Sonuç
Önerilen tasarım, korumayı yalnızca biçimlerin korunması olarak değil, geçmişin mekânsal iklimsel bilgisinin günümüz kamusal yaşamı içerisinde yeniden okunabilir olması olarak yorumlamaktadır. yaklaşım doğrultusunda cephede zamansal eşik oluşturan ikinci kabuk, planda kamusal yaşamı örgütleyen avlu kesitte iklimi mimari deneyimin parçasına dönüştüren açık dolaşım sistemi, aynı tasarım fikrinin farklı ölçeklerdeki karşılıklarını oluşturmaktadır. Muğla’nın tarihî merkezine eklemlenecek olan yeni yapı, geçmişi donduran koruma anlayışının değil; kentin katmanlı belleğini geleceğe taşıyan çağdaş kamusal eşiğin temsilcisi hâline gelir.