Studio FORA'nın tasarladığı proje "Trabzon ̈yükşehir Belediyesi Kültür Sanat Merkezi Ulusal Mimari Proje Yarışması"nda 4. mansiyon ödülünü kazandı.

Kenti Yeniden Topografya Üzerinden Okuyan Kamusal Yapı

Zağnos Vadisi, Trabzon’un doğal topografyasını, tarihsel belleğini kamusal yaşamını aynı hislerde buluşturan en önemli mekânsal omurgalardan biridir. Geçmişte kentin nefes aldığı doğal koridor olan vadi, zaman içerisinde kontrolsüz yapılaşmanın baskısıyla niteliğini büyük ölçüde kaybetmiştir. Minas Bıjışkyan’ın aktardığı gibi vadinin denize kadar kesintisiz görüş sağlayan önemli doğal koridor olduğunu belirtmektedir. Yıllar içinde gerçekleştirilen dönüşüm çalışmalarıyla vadi yeniden kamusal yaşama kazandırılmıştır. Önerdiğimiz proje, söz konusu dönüşümü tamamlayan yeni yapı üretmekten daha çok, vadinin kurduğu ekolojik kamusal sürekliliği güçlendiren yeni kent parçası üretmeyi amaçlamaktadır.

Yarışma alanı, Zağnos Vadisi, Atapark, Gülbahar Hatun Camii tarihi surların kesiştiği, kentin farklı dönemlerini aynı anda okuyabildiğimiz eşsiz eşik oluşturmaktadır. nedenle tasarım, yalnızca program ihtiyaçlarını karşılayan bina olarak değil, katmanlar arasında ilişki kuran kamusal altyapı olarak ele alınmıştır. Proje yaklaşımımız, Zağnos Vadisi’nin dönüşümünü kent kentli yararına sürdürecek, vadinin doğal tarihsel karakterini güçlendirecek kentsel tasarım anlayışına dayanmaktadır. Tasarım, yalnızca yapı ölçeğinde değil; Zağnos Vadisi, Atapark Gülbahar Hatun Camii arasında görsel fiziksel süreklilik kuran kamusal sistem olarak ele alınmıştır. doğrultuda açık yeşil alan sürekliliğinin korunması, vadinin kente açılan üst kotuyla bütünleşen kamusal ilişkilerin güçlendirilmesi, tarihi surların kent silüetinin korunması proje kararlarının temelini oluşturmuştur.

Projeye yaklaşımımızın temel kavramı aidiyettir. Aidiyet; yalnızca bulunduğu yere yerleşmek değil, topografyanın devamına dönüşmek, kent belleğinin parçası olmak kamusal yaşamı kesintisiz biçimde sürdürebilmektir. Tasarım nedenle arazi üzerine oturan kütle üretmez; topografyanın katlanarak mimariye dönüştüğü yeni kent yüzeyi oluşturur.

Eğim, projenin biçimsel değil mekânsal belirleyicisidir. Yapıyı örten kamusal yüzeyler, üst kot vadi arasında kesintisiz dolaşım sağlayarak peyzajı çatıda devam ettirir. Böylece mimarlık zemin arasındaki sınırlar silinir; yapı, üzerinde yürünebilen, durulabilen yeniden kent yaşamına katılabilen topoğrafyaya dönüşür.

Atapark’tan başlayan yaya hareketi, Gülbahar Hatun Camii çevresinden geçerek yapı üzerinden Zağnos Vadisi’ne ulaşır. Tasarım, hareketi yönlendiren nesne değil, sürekliliğini sağlayan kamusal eşiktir. Yapı sayesinde üst kot vadi arasında yalnızca fiziksel değil, görsel sosyal bağ kurulmaktadır.

anlayış doğrultusunda fuaye, yapının gerçek kamusal merkezi olarak kurgulanmıştır. İki salon, vadiye doğru açılan ortak fuaye çevresinde konumlandırılmış; zemin katta tasarlanan geçirgen cephe peyzaj iç mekânın doğal devamı hâline getirilmiştir. Fuaye, kullanıcıyı yapıya davet eden kapalı hacim olmaktan çıkarak vadinin gündelik yaşamına eklemlenen yarı açık kamusal boşluk niteliği kazanmıştır.

Yüksek hacim gerektiren salonlar kara kutu, topografyanın oluşturduğu kesit içerisinde çözülerek yapının silüet üzerindeki etkisi azaltılmıştır. Sahne kuleleri ise kentin tarihsel odakları arasında dengeli kütle kompozisyonu oluşturacak biçimde iki uçta konumlandırılmış; böylece tarihi çevreyle rekabet eden değil, onu görünür kılan silüet yaklaşımı benimsenmiştir.

Atölyeler kara kutu, farklı zamanlarda bağımsız kullanılabilecek şekilde üst kotlardan erişilebilir biçimde planlanmış; yapının günün farklı saatlerinde yaşayan çok katmanlı kamusal organizmaya dönüşmesi hedeflenmiştir. Böylece kültürel program yalnızca etkinlik saatlerinde değil, gündelik kent yaşamı içinde süreklilik kazanmaktadır.

Malzeme yaklaşımı aynı düşüncenin uzantısıdır. Doğal, sade zamansız dil tercih edilmiş; mimarlığın biçimsel görünürlüğü yerine bulunduğu coğrafyayla kurduğu ilişkinin görünür olması amaçlanmıştır. kendini öne çıkaran simge olmayı değil, topografyanın sessiz fakat güçlü devamı olmayı hedeflemektedir.

Sonuç olarak proje, kültür yapısından çok daha fazlasını önermektedir. Öneri; vadinin ekolojik karakterini, tarihsel katmanlarını kamusal yaşamını aynı yüzeyde buluşturan, kenti yeniden topografya üzerinden okuyan kamusal yapıdır. Mimarlık önerdiğimiz projede nesne değil, kentin doğal zeminine dönüşen arayüz; yapı ise Zağnos Vadisi’nin üst kota uzanan kamusal eşiktir.