Dilin yarattığı belirsizlik, coğrafyanın değişmezliğindeki unsurlarla -dağ, tepe, bayır, çayır, hortum, Kraken gibi- temellendiriliyor. Tayga, binlerce kilometre boyunca süren aynılık sunarken, uyaranların olmadığı odalarda geçirilen her on dakikada, bilincin kendi uyaranlarını yaratma çabası, geçmişten gelen verileri yeniden yorumlama isteğiyle birleşiyor. bağlamda, masallardan, insanlığın ilk zamanlarındaki korkularla şekillenen efsanelerden en eski anlatı parçalarından örnekler alabiliriz. Kurt ya genel anlamda yırtıcılar, gece boyunca ateşlerimizi besleme sebebi. Hansel Gretel hikayesinde olduğu gibi, elde kalan her şeye sarılma isteği, kaybedilenin yasını tutarken, yol bulma çabası içindedir. Anlatı boyunca karşımıza çıkacak olan temalar, Propp’un topraklarında geçen arayışa bağlı olarak şekilleniyor.
Hikayemiz, dedektif romanları yazan kadın dedektifin anlatıcılığında ilerliyor. Kocasını geride bırakarak adamla taygaya kaçan gittiği yerlerden kocasına telgraflar gönderen kadının peşinden gidiyoruz. Anlatıcı, işi kabul edecek; miadı dolmuş iletişim biçimlerinin -mektup, telgraf, artık ne varsa- izini sürecektir. arayış, kendi yazarlığını kurmaca dünyasını besleyecek vaka olarak öne çıkıyor. İkinci eşi, bitmek bilmeyen ormanların düz arazilerin ortasında kaybolan adamın, ilk eşinin işlevinin ne olduğuna dair soru işareti bırakıyor. Adamın iş teklifi sırasında gösterdiği telgrafta yazan: “HOŞÇA KAL DEDİĞİMİZ ZAMAN İÇERİ NEYİ BUYUR EDERİZ?” (s. 10) Kadının aradığı şey buysa, dedektifin bulması gereken şey kadının kendisi değil. Adam baştan uyarıyor, tayga sendromuna yakalanmamak gerekiyor. İnsan, korkunç kaygı ataklarına kapılabiliyor; taygadan kurtulmak için yürünmesi gereken bitimsiz yollar arasında çıldırabilir.
As Far As My Feet Will Carry Me kitabını hatırlıyorum; Sibirya’daki kamplardan kaçan Alman askerinin İran’a yürüyüşünü anlatıyor. Bembeyaz Ağaçların varlığı, perspektifteki lekelerden öteye geçmiyor; hiçlik, tükenmediği. Farklı zaman katmanları mekanda iç içe geçebilir anlatının düzlüğü ironik şekilde ortadan kalkabilir. En başta arayışın sonunu görüyoruz; ardından adamla dedektifin konuşmalarına tanık oluyoruz. Araya dedektifin arayışla ilgili düşünceleri giriyor, sonrasında adamın dedektifi bulma anına geri dönüyoruz. durmaksızın atlayıp zıplama, tayganın dışındaki olaylarla taygadakiler arasındaki dilin farklılaşmasına tanıklık ediyoruz; önemli ayrıntı. Her şey olup bittikten sonra tayga sendromundan kısmen kurtulmuş olmayı ima ediyor. Ayrıca, serbest dolaylı anlatıcının karakterle yer yer aynı çizgide buluşması bilinen teknik olsa bunun tersini ilk kez deneyimlediğimi düşünüyorum. Gerçi anlatıcı serbest değil ama mesele ki, kaçak çiftin davranışlarını öngören dedektifin yaşananları aktarma biçiminde varsayımlardan yola çıkarak yaratılan gerçeklik var dedektifle birlikte hareket eden çevirmen, gerçekliğin içinde yer alıyor.
Muğlaklıkla bezeli atmosferin kaynağı burada; hangi gerçekliğe inanmalıyız? Anlatı doğrusal çizgide sürmüyor; gerçeklik akışkan. Tek adımın tüm zeminde iz bıraktığını söyleyebiliriz. Kısacası, metin tekinsizlik sunmuyor zaten daha baştan uyarılıyoruz: “ vakanın ne zaman başladığını, soruşturmayı ne zaman kabul ettiğinizi bilmek zordur.” (s. 12)
Yola çıkmadan önce kendi yazarlığından bahsediyor anlatıcı, polisiye yazarının gizli yaşamını yaşamaya başladığını söylüyor metnin biçemine ulaşan açıklamada bulunuyor: “Olayları oldukları, olabilecekleri ya olmuş olabilecekleri gibi anlatmak değildi yöntem; hayalimizde hâlâ nasıl titreşiyorlarsa öyle yazmaktı.” (s. 17) “Aşkın sona ermesi gibi sona ermesinin sonu” araya sıkışıyor; sona varmanın nihai hedefi, yolculuğa dönüşmüş gibi duruyor giden kadın. Adam eşinin geri getirilmesini istiyor; sanki hiçbir şey değişmemiş. Dedektif, adamın sakalını sol yanağını okşuyor. Gece karanlık. noktada belirsizlik ortaya çıkıyor; benzerlerini sık sık göreceğiz. Metin, kısa bölümlere ayrılmış; bölümler, kendi içlerinde anlatıcının düşüncelerinden arayış edimine masallar dahil olmak üzere pek çok alt bölüme ayrılıyor. parçalı yapı, sıkı okuma gerektiriyor.
Yeni bölüm, zıplama. Taygayla tundra arasında kalan köyün sakinleri, zaman çifte acıdıkları için kol kanat geriyorlar. “Tayganın etkisinin bulaştığı deli çiftti bunlar.” (s. 22) Masallar burada devreye giriyor; Grimm Kardeşler’in yazdığı orijinal halleriyle modernitenin yenilediği biçimlerini karşılaştırıyoruz Hansel Gretel’in aslında kendi kendilerinin cadıları oldukları fikrine ulaşıyoruz. Hepsi başkalaşmış; yolculukları sürerken değişim geçirmişler. aslında zamanlar insanları yemiş, kıssadan hisseye ulaşmak için kana bulandırılmış her. Çiftin kaldığı kulübede gezinen dedektif, kadının günlüklerinde okuduklarından ipuçları çıkarmaya çalışıyor çevirmeniyle birlikte arayışını sürdürmeye devam ediyor. Elde telgraflar var: “UZAK, HİÇ KADAR YAKIN OLMAMIŞTI.” (s. 26) Çevirmenle dedektifi, deli çiftle aynı kefeye koyuyor köylüler; iki delinin peşinden iki deli gidiyor. Masalların dönüşümü sürerken, köylüler kurttan bahsediyorlar. Ulumaya başlamış zaman, önemli olmasa söylemezlerdi diye düşünüyor çevirmen; ne anlam çıkaracağını bilemiyor. Dedektif bilemiyor, yaşadıklarını raporlayıp işverenine teslim etmek için hazırda tutuyor. Leş kokan kulübe, çiftin geride bıraktığı gizemin artıkları. “Gerçekten burada mıydılar diye sormaya başlamıştım, yoksa onları biz icat ediyorduk zihnimizde?” (s. 36) Geri dönemeyeceklerini fark edip etmedikleri bilinmiyor, anlatıcının söylediğinin aksine. İzlediğini düşünüyor; bölgenin ekonomik açıdan en güçlü adamıyla karşılaştığı zaman düşüncesinin temelini buluyor. Arayışının sorgulanması gerekiyor ki sadece kendi kurgusu olan izin peşinden gitmediğinden emin olsun. çifti tanıyor gördüğünü söylüyor; tayganın içinde silinip giden iki beden. Komik geliyor kahkaha atıyor çevirmenle dedektife bakıp gülüyor. delilerden farkları. Karşılaştıkları çocuk çifti gördüğünü söylüyor; bölge halkının kutlama yemeğine katılan adamla kadın, gerçekliklerini sabitliyorlar böylece. Dedektifin kendi gerçekliği dışında varlar; tayga oyun oynamıyor. En azından açıdan.
Çocukla kurt ikili oluyorlar; biri gözlemlerken diğeri parçalıyor. Gözlem: kulübede birbirlerinin üzerine çıkan iki insan. Üçüncü bacak, on beş veya on sekiz santimetre uzunluğunda, güdük. Kadın, güdük bacağa sarılıyor, ısırıyor, emiyor. bacağını kadın değdiriyor, içeride şey arıyor. Çevirmenin sözcükleri, deli çiftin cinselliğini garip biçime sokuyor; çocuğun sözcükleri olabilir dedektif emin olamıyor. Kurt beliriyor ansızın; bedenleri salyayla, dışkıyla, kanla meniyle sıvıyor. Bunu dedektif yaratıyor; kurmacanın bölümünden emin olabiliriz. Belki. Taygayı yirmilik dişlerinde hisseden yutan dedektifin kurtlaştığını söyleyebiliriz. Devinim durmadan devam ediyor; birbirine dönüşen insanlar, taygaya dönüşen insanlar. Anlatının unsurları, birbirine girmeden sürmeye devam edecek kadar düzlem bırakıyor bize, her seferinde.
Kadın bulunuyor; geride kalana iyi olduğunun haberini vermesini istiyor dedektiften, sonra yolculuğunu sürdürüyor. Kadının dönüşünden sonrasını anlatmıyorum; kalsın.
En sonda şarkı listesi var; dileyen okurken dinlesin. Bakılabilir.
Yüz Kitap’tan yine sıkı metin. sefer bekleyemedim; Kıraathane’den kendim aldım. Ne diyeyim, tez okuna.
Dilin Belirsizliği Tayga: Anlatı Arayışı- Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
- Küçük 100% Dev