Mitos Yayınları’nın 38 Yaşam Kullanma Kılavuzu adlı eseri, aslında zeyl olarak düşünülebilir; metnin alt başlığında zeylin varlığı açıkça belirtilmiştir. metin, Enis Batur’un bilincinden çekip çıkardığı asıl metni öncesine ışık tutan önsöz olarak düşünülmüş. Ancak, önsözde beklenenin aksine, metin kendi başına müjde niteliği taşımakta. Yaşam Kullanma Kılavuzu‘nun dokusuna dokunmakla kalmayıp, anlamda onun kıyısından köşesinden geçmektedir. Batur, uzun süre Perec’le aynı mahallede yaşamış yazar olarak, metinde kendine yer bulabilir. Queneau’ya mektup yazan Enis Batur’a rastlamak mümkün; Perec’in parçası olduğu her uzam nesne, bozyapboz gibi Batur’un bakış açısıyla yeniden şekillenecektir. Doksan dokuza yakın bölümden oluşan metin, Perec’in oyun anlayışını ustalıkla taşırken, aynı zamanda oyunun kendisini sorgulamakta konu üzerine Batur’un kendi üslubuyla düşüncelerini ortaya koymaktadır.
Homo Ludensteki oyun işlevlerini birkaç bölüme sıkıştırılmış halde bulabiliriz; fakat hepsini değil, yalnızca Perec’in düşündürebildiklerini. Örneğin, Batur’un biyografisine bakalım: “Enis Batur 1952’ doğdu. 1981’ okuduğu Hayat Kullanım Kılavuzu üzerine 1993 Ekim’inde Perec Kullanım Kılavuzu‘nu yazdı.” (s. 1) kadarıyla yaşamı, okunan hakkında yazılan metinle sınırlamak, yalnızca bunların gerçekleşmesi için gereken doğumu belirtmek yeterli. Aslında, her metin için yazılamaz ? Diyelim ki anlatıyla boğuştuk metni nihayet çattık. Metnin oluşma sürecinde yaşadıklarımız, kaynakların okunması süresince bizimle birlikte devam. Böyle iz sürüşü esnasında okullardan geçilmiş, işler tamamlanmış metinler yazılmıştır; kısacası, bildiğimiz türde biyografiyi metinlerden geçirerek oluştururuz. şüphesiz güzel oyun, ancak burada başka oyun mevcut; doksan dokuz bölüm boyunca bunu göreceğiz.
Başkalaşımlar XVI. Necip Fazıl’dan epigraf: “Her fikir içimde çift kelepçe.” “Prolog” bölümünde Batur’un niyeti, buzdağının görünmeyen kısmını ortaya çıkarmak; yer yer kurmak, başlangıç veya son üzerine düşünmek. “Perec’in romanının ötesine berisine ışık düşürme çabasında metin kurmaktı amacım, yazarken hedefimden uzaklaşmadım. Dolayısıyla kitabın içinden çok dışına uzanarak açtım parantezlerimi – onları kapanmış saymıyorum.” (s. 7) Altı bölümün her birini parantez olarak düşünelim; sıralı birbirinin benzeri. Son bölümde tarihçe günce gibi bitişe yaklaştıran parçalar mevcut ancak Yaşam Kullanma Kılavuzu‘nu okuyacaksak, metni başlangıç olarak değerlendirmeliyiz. Doksan dokuz parçanın ilk bölümünde “yapının üstüne kurulan yapının üstüne kurulan yapı” ifadesiyle metni görüyoruz. Zira Perec’in metnini yazmadan önce oluşturduğu labirentler, altmış dört kare üzerinde aynı kareye iki kez denk gelmeyecek şekilde hareket ettirilen at; binanın sokağın orada olmayışı, sokağın nerede olduğunu Parislilere soran muhabir gibi unsurlar, Perec’ten öncesi sonrası… Her şey yapıya dahil edilebilir durum insanı korkutmuyor, yaşam olduğu gibi sürüyor. korkutucu durum. Batur’un çabasını nedenle seviyorum; dehşete düşmeyip kendi yapısını esas olana müthiş şekilde ekleyebilmiş olması nedeniyle.
metinlerden bahsederken İbsen’den Perec’e uzanan çizgiyi takip ediyoruz. Yapı Ustası Solness, Man için “çok dar temel üzerine çok yüksek yapı”dır. Batur burada “Solness sendromu” terimini uyduruyor; çökecek korkusuyla kurulan yapının korkusu. Benzer korkuları tetikleyen metinler anıldıktan sonra asıl soru geliyor: “Yapı, temelle en azından birebir aynı ölçekte olmalı?” (s. 13) Eğer başyapıttan bahsediyorsak belki. Perec’in başyapıtı hakkında yazılanlara ek: Perec, bunun başyapıtı olduğuna inanmış mıydı? Kırk altı yaşında vefat ettiğinde, üzerinde çalıştığı metin yarıda kalmıştı; eğer tamamlanmış olsaydı, Perec bunun başyapıtı olduğuna inanır mıydı? Yapıtın başlığa ulaşmasını sağlayan nedir? Oynanan pek çok oyunun temelle aynı ölçeğe sahip olması yoksa yazarın bunu kabul etmesi ? Perec’in başyapıtı – bana kalırsa – henüz yazılmamıştı; zamana kadar yazdığı eserler arasından başyapıt seçmiş olabilir ama bunun üzerinde durmamış olduğunu düşünmek hoşuma gidiyor. Yapabileceklerinin sınırlarını zorlamak isteyen yazar için başyapıt diye kavramın olmadığını düşünmek kadar ilgi çekici. Herhangi hiyerarşi yaratmadan sadece yazmak oynamak. Batur’un düşündüğü: “Her şey altın oranda kaynaştırılmıştır. araya, başka hiçbir kitabında, böylesine kılpayı dozlarla gelmemişlerdir.” (s. 17) Teknik unsurlar başyapıtlık için yeterliyse, buna katılmakla birlikte, daha fazlasının, metinle ilgili yalnızca yazarının duyabileceği şeylerin varlığını düşündüğümüzde, metinlerde daha fazlasını arayıp bulmak mümkün diyeceğim. Ancak kez Uyuyan Adam‘ı buluyorum odada; belki en fazlası bundadır. yapıt, başına birkaç kez ortaya çıkan evlerden birinde mukim olan adamın varlığıyla metinden fırlayıp dışarıya çıkıyor. Sanmayın onu uçarı, düşündüğünde düçarı, başadam gibi gözükecektir başyapıtın ötesini gösterecektir: yaşamı. Enis Batur’un birkaç bölümde oynadığı oyunlara benzer içeriğe sahip cümle okudunuz az.
Claude Simon, Arno Schmidt, Julien Gracq, Yourcenar, Dagerman, Pinget, von Salomon - hayvani metnini iki kez okumaya kalkıp yarıda bıraktım; kişisel yenilgilerimin en büyüğü. evliliği sürdürememek değil, şehre gidememek değil, metni bitirememek büyük utanç olarak duruyor tepemde. Yakında, gün bitecek- gibi yazarların yanında Oğuz Atay var; Batur’a göre Perec’i bunlarla anmalıyız. konumlandırmanın nesnel karşılığı var; şemalarla satrançla yazılan metnin, yargılardan öteye yere ulaşması gerekiyor. Zirvelerde yere ki ait olduğu yerde dursun. Batur’a. Araya katık: Bisküvinin köşesini yiyen kız çocuğunun hangi köşeyi yediği birkaç parçada karşımıza çıkacak. Belki köşe, yirminci bölüm. Belki köşe, kırk sekizinci bölüm. Oulipo anlatılacak, haliyle Jarry anılacak, Binbir Gece ölçüşülen boy görülecek; Perec’in doksan dokuz parçasını göreceğiz toplamda. Yüzüncüsü başyapıtı, kızın yediği bisküvinin köşesi.
Uzun süredir arıyordum. Mevzuyu bilenler okumuşlardır veya mutlaka okuyacaklardır, kaçmasın.
Mitos Yayınları Yaşam Kullanma Kılavuzu: Enis Batur’un Eserine Bakış- Yazı Boyutunu Ayarla Okuma rahatlığı için seçin
- Küçük 100% Dev