İnternetten yayın yapan Bellek Müzesi, “Adalet Arayışı Koleksiyonu” 12 Eylül Darbesi sonrasında gelişen adalet insan hakları mücadelesine ilişkin arşivleri araya getiriyor. 2022’ üç koleksiyonla erişime açılan müze, zaman içinde biriken yüzlerce dilekçe, avukat dosyası tutuklu yakınlarının mücadelelerine ilişkin arşiv malzemelerinin yeni koleksiyon oluşturacak zenginliğe ulaşması üzerine çalışmayı genişletti. Yeni koleksiyon, 12 Eylül’ü yalnızca baskı hak ihlalleri üzerinden değil, bunlara karşı gelişen direniş, dayanışma insan hakları mücadelesiyle birlikte ele alıyor.
Koleksiyonda tutuklu yakınlarının dilekçeleri, mahkeme avukat dosyaları, resmi yazışmalar, mektuplar kartpostalların yanı sıra sözlü tarih kayıtları bulunuyor. Dönemin avukatlarının kişisel arşivlerinden derlenen belgeler insan hakları mücadelesinin ilk kurumsallaşma dönemine ait yazışmalar koleksiyonun parçaları arasında. Dönemin insan hakları mücadelesini fotoğraflayan Yücel Tunca’nın arşivinden seçkilerin yanı sıra Melahat Sarptunalı, Kemal Keleşoğlu, Tayfun Mater, Emil Galip Sandalcı, Vahide Hasan Açan, Ümit Sezer gibi isimlerin kişisel koleksiyonları müzede görülebiliyor.
Gaye Boralıoğlu, örgü bebek.Ailelerin avukatların adalet mücadelesi
12 Eylül sonrasında ailelerin yürüttüğü mücadele, koleksiyonun önemli başlıklarından birini oluşturuyor. Gözaltı merkezlerinin, mahkemelerin cezaevlerinin önünde araya gelen aileler davaları ti, dilekçeler verdi, ihlalleri duyurmaya çalıştı ölüm cezalarına karşı kampanyalar düzenledi. Koleksiyonda yer alan bazı belgeler, süreçte tutuklu yakınlarının rejimin hedefi haline geldiğini gösteriyor.
Avukatlar mücadelenin önemli aktörleri arasında yer. Pek çoğu gönüllülük temelinde çalışırken yalnızca müvekkillerini savunmakla kalmadı, işkence, kötü muamele hukuksuzlukları kayıt altına.
Koleksiyonda cezaevlerinde üretilen kuklalar, el işi albümler, resimler, süslemeler, karakalem desenler karikatürler gibi bellek nesneleri bulunuyor. nesneler, siyasi mahkûmların ağır kısıtlamalar altında sürdürdükleri dayanışma direniş pratiklerine ilişkin izler taşıyor. Koleksiyonda ayrıca Ersin Marangoz, Müjdat Özkorucu Işık Ergüden tarafından 1991’ Bartın Cezaevi’nde canlı kaydedilen dokuz parçalık kaset sansür haberleşme yasaklarını aşmak için kullanılan mikro puntolu pelür kâğıtlar yer alıyor.
İnsan hakları hareketinin izleri
Koleksiyon, 12 Eylül sonrasında gelişen mücadelenin ilerleyen yıllarda örgütlü insan hakları hareketine dönüşmesine ilişkin malzemeleri içeriyor. 1986’ yaklaşık yüz insan hakları savunucusunun araya gelerek İnsan Hakları Derneği’ni kurması sürecin önemli dönemeçlerinden biri olarak ele alınıyor.
Bellek Müzesi, farklı dönemlerden belge tanıklıkları araya getirerek Türkiye’ insan hakları mücadelesinin sürekliliğini farklı özneler aracılığıyla nasıl aktarıldığını görünür kılmayı amaçlıyor. Koleksiyona yeni belge tanıklıkların eklenmesi için çağrı yapılıyor. Döneme yürütülen mücadeleye ilişkin dava dosyası, resmi belge, fotoğraf mektup gibi arşiv malzemelerine sahip olanlar, diledikleri ölçüde malzemeleri müzeyle abiliyor.
Bellek Müzesi, Adalet Arayışı Koleksiyonu'na dair sorularımızı yanıtladı.
Adalet Arayışı Koleksiyonu’nu hazırlama fikri nasıl ortaya çıktı?
Bellek Müzesi’ni 2022’ üç koleksiyonla erişime açmıştık. koleksiyonlarda ağırlıklı olarak 12 Eylül’le birlikte askeri rejimin hedef aldığı sol/sosyalist harekete dair dava dosyaları, tekil işkence dosyaları, muhatapların, ailelerin dönemin avukatlarının tanıklıklarından oluşan sözlü tarih görüşmeleri bellek nesneleri yer alıyordu. Metaveri üzerinden birbirine bağlanan tüm koleksiyon öğeleri müzenin veri tabanında birleşiyordu.
Zaman içinde biriken yüzlerce dilekçe, avukat dosyası tutuklu yakınlarının mücadelelerine ilişkin arşiv malzemeleri, yeni koleksiyon olarak Adalet Arayışı Koleksiyonu’nu oluşturacak zenginliğe ulaştığımızı gösterdi. yeni koleksiyonla, 12 Eylül Darbesi’ni yalnızca baskı hak ihlalleri üzerinden değil, buna karşı gelişen direniş, dayanışma insan hakları mücadelesiyle birlikte anlatmayı amaçladık. Adalet Arayışı Koleksiyonu, üç koleksiyonu tamamlıyor; farklı malzemeleri birbirleriyle ilişkilendirerek daha bütünlüklü tarih anlatısı kurmamızı sağlıyor.
Özellikle 1980 Darbesi sonrasında ailelerin avukatların yürüttüğü mücadeleye odaklandığınızı görüyoruz. Neden özellikle dönem?
Çünkü 12 Eylül yalnızca cezaevlerinin mahkemelerin değil; karşısında gelişen adalet hak mücadelesinin tarihi. Aileler gözaltı merkezlerinin, mahkemelerin cezaevlerinin önünde birbirleriyle tanıştılar. Birlikte davaları tiler, dilekçeler verdiler, ihlalleri duyurmaya çalıştılar, ölüm cezasına karşı kampanyalar düzenlediler. Pek çok anne baba süreçte politikleşti; hatta bazı tutuklu yakınları doğrudan rejimin hedefi haline geldi.
Örneğin ailelerin ödediği bedelleri Ümit Sezer Koleksiyonu’ndaki fotoğraf çarpıcı biçimde gösteriyor. Karar duruşmasında verilen kararı sloganlarla protesto ettikleri için tutuklanan 45 gün Metris’te kalan Süleyman Sezer’in eşi Ümit Sezer, Hasan Şensoy’un ağabeyi Hüseyin Şensoy Yılmaz Bektaş’ın babası Kemal Bektaş’ın sanık olarak çıkarıldıkları duruşma fotoğrafı. Cezaevlerinde siyasi mahkûmlara dayatılan cezaevlerinde direnişle sonuçlanan tek tip elbisenin, onların ailelerine zorla kabul ettirildiğini Bektaş Şensoy’un üzerindeki kıyafetlerde görüyoruz.
mücadelenin en önemli dayanaklarından biri elbette avukatlardı. Pek çoğu gönüllülük temelinde mücadeleye katıldılar. Yalnızca müvekkillerini savunmakla kalmayıp işkenceyi, kötü muameleyi hukuksuzlukları kayda geçirdiler.
Sarp Tunalı koleksiyonu.Koleksiyonda neler var?
Koleksiyonda tutuklu yakınlarının yüzlerce dilekçesi, sözlü tarih kayıtları, mahkeme avukat dosyaları, resmi yazışmalar, “tutuklu mektubu görülmüştür” mührü bulunan mektuplar kartpostallar bulunuyor. Dönemin avukatlarının arşivlerinden süzdüğümüz belgeler insan hakları mücadelesinin ilk kurumsallaşma dönemine ait yazışmalar koleksiyonun önemli parçaları.
Dönemin insan hakları mücadelesini ağırlıklı olarak öğrenci hareketi üzerinden fotoğraflayan Yücel Tunca’nın arşivinden zengin seçki koleksiyonda yer alıyor. Bunun yanı sıra Melahat Sarptunalı, Kemal Keleşoğlu, Tayfun Mater, Emil Galip Sandalcı, Vahide Hasan Açan, Ümit Sezer gibi pek çok kişisel koleksiyonu inceleyebilirsiniz. kişi koleksiyonları, dönemin hak mücadelesinin farklı aktörlerini, dayanışma biçimlerini gündelik pratiklerini görünür kılan önemli arşivler.
Birkaç örnek vermek gerekirse; Esra Koç Gönül Erterzi koleksiyonlarında yer alan İHD Uçurtma Şenliği fotoğrafları nitelikte örneklerden. İHD’nin 1986’ Haliç’te düzenlediği ilk Uçurtma Şenliği, yasaklar nedeniyle dayanışma konserlerinin dahi yapılamadığı dönemde yaratıcı dayanışma biçimi olarak güçlü temsil nesnesine dönüşüyor. Uçurtmayı Vurmasınlar filminin yarattığı rüzgârdan esinlenerek özgürlüğün sembolüne dönüşen uçurtmaların kısmı cezaevlerindeki siyasi tutuklular tarafından yapılıyordu. Çocukların etkinliğin önemli parçası olması, çocukların yaşadığı hak ihlallerine yönelik çalışmalar için motivasyon sağladı süreç, İHD Çocuk Komisyonu’nun kurulmasına giden yolu.
Cezaevlerinde üretilen kuklalar, el işi albümler, resimler, süslemeler, karakalem desenler, karikatürler daha pek çok bellek nesnesi, koleksiyonda yer alıyor. nesneler, siyasi mahkûmların ağır kısıtlamalar altında sürdürdükleri dayanışma direniş pratiğinin izlerini taşıyor. Kitap, gazete, kalem el işi malzemelerinden yoksun bırakıldıkları halde üretmekten vazgeçmiyor; ekmekten satranç taşları yapıyor, koğuşlar arasında iletişim kurabilmek için kendi alfabelerini geliştiriyorlardı. üretme direniş pratiğinin somut örneklerinden biri Gaye Boralıoğlu’nun yaptığı örgü bebek. Boralıoğlu, ailelerinden istedikleri örgü kazakları, elbezlerini battaniyeleri sökerek elde ettikleri ipleri, cezaevi tellerinden büyük zorluklarla yaptıkları örgü şişleriyle yeniden ördüklerini aktarmıştı mesela.
başka özel malzeme, Ersin Marangoz, Müjdat Özkorucu Işık Ergüden tarafından 1991’ Bartın Cezaevi’nde canlı kaydedilen dokuz parçalık kaset.
Ayrıca sansür haberleşme yasaklarını aşmak, koğuşlar arası iletişimi savunma hazırlıklarını koordine etmek için kullanılan mikro puntolu pelür kâğıtlar koleksiyonda görebilecekleriniz arasında.
Koleksiyonu yeni belge tanıklıklarla zenginleştirmeye devam ediyoruz. döneme yürütülen mücadeleye ilişkin elinde dava dosyası, resmi belge, fotoğraf, mektup gibi arşiv malzemesi olan herkesi, diledikleri ölçüde bunları bizimle maya davet ediyoruz.
belgeleri tanıklıkları nasıl araya getirdiniz, koleksiyonu oluşturma süreci nasıldı?
Belgeleri kişilerden, dönemin avukatlarının dosya arşivlerinden bellek nesneleri, sözlü tarih dava dosyaları koleksiyonlarından derledik. Dönemin avukatları arşivimizin genişlemesine büyük katkı sundular; onların referanslarıyla başka arşivlere ulaştık.
Bunun yanı sıra Adalet arayışı koleksiyonunu doğrudan ilgilendiren besleyen atölye gerçekleştirdik. Kolektif hafıza doğrulama künyeleme atölyesinde, insan hakları mücadelesinin kurucuları bugün hâlâ mücadelenin içinde olan isimlerle dönemin fotoğraflarına baktık, künye bilgilerini birlikte çıkardık. Katılımcılar birbirlerinin hafızasını harekete geçirdiler birlikte hatırladılar. Bütün belgelerin arkasında çok uzun soluklu dayanışma mücadele olduğunu görmek çok ilham vericiydi. Dönemin tanıkları hayattayken onların tanıklıklarını kaydetmek bizim için son derece değerliydi.
mücadeleden bugün Türkiye’deki insan hakları hareketine uzanan nasıl hikâye görüyorsunuz?
Güçlü süreklilik görüyoruz. Cezaevlerinin önünde araya gelen ailelerin, mahkeme salonlarında mücadele eden avukatların etraflarında oluşan dayanışma zamanla örgütlü insan hakları hareketine dönüştü.
1986’ yaklaşık yüz insan hakları savunucusunun araya gelerek İnsan Hakları Derneği’ni kurması önemli dönemeç. Çok farklı sınıf, kültür, eğitim politik birikimlerden gelen insanların hak temelli mücadeleyi aşağıdan yukarıya örgütleyerek kurumsallaştırmaları, bugün açısından önemli miras.
tarihin içinde. Kemal Keleşoğlu, Ergin Cinmen gibi pek çok avukat, Emil Galip Sandalcı, Melahat Sarptunalı, Leman Fırtına, Perihan Akçam, Vahide Açan, Hasan Açan, Esra Koç, Murat Çelikkan, Emel Ataktürk Sevimli, Gönül Erterzi daha pek çok hak savunucusunun yanı sıra Aziz Nesin, Gülten Akın, Yaşar Kemal, Adalet Ağaoğlu, Tarık Akan, Zülfü Livaneli, Adnan Özyalçıner, Hale Tenger, Gülsün Karamustafa gibi sanatçı aydınların katkılarını unutmamak gerekiyor.
nedenle Adalet Arayışı’nı yalnızca 12 Eylül belgelerinin araya getirildiği koleksiyon olarak görmüyoruz. Farklı dönemlerden belge tanıklıkları araya getirerek Türkiye’ insan hakları mücadelesinin sürekliliğini farklı özneler aracılığıyla nasıl aktarıldığını görünür kılyoruz.
Hak mücadelesi adalet arayışı kuşaklar arasında "devrediliyor", maalesef yeni arayışlar ekleniyor. Siz koleksiyonla gençlere ne söylemek istiyorsunuz?
Öncelikle insan hakları mücadelesinin hazır, yukarıdan kurulmuş yapı olmadığını görmek önemli. mücadele zor koşullarda pek çok farklı öznenin araya gelmesi, dayanışması aşağıdan yukarıya örgütlenmesiyle kuruldu. Cezaevi kapılarında bekleyen ailelerden, davaları takip eden avukatlara, öğrenci hareketinden sanatçı aydınlara uzanan geniş toplumsal zeminde gelişti kurumsallaştı.
Gençlerin yalnızca geçmişte ne olduğunu değil, bugün sahip olduğumuz örgütlenme deneyimlerinin nasıl kazanıldığını görmesini önemsiyoruz. Öğrenci hareketi üniversitelerdeki örgütlenmeler tarihin önemli parçası. Koleksiyonun mirası görünür kılmasını istiyoruz.
Adalet arayışı sürerken son dönemde Türkiye' faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması yönünde adımlar atılıyor. Bugünkü adımları müzenin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Müzenin amacı tarihsel adalet perspektifinde 12 Eylül 1980 Darbesi sürecinde işlenmiş insanlığa karşı suçların kaydını tutmak karşı bellek oluşturmak. Geçmişte yaşanan ağır hak ihlallerinin unutulmaması hakikat arayışının sürekliliği açısından bunun zaruri olduğunu düşünüyoruz.
Ancak bugün faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması sorumluların ortaya çıkarılması yönündeki adımlara mesafeyle bakmak gerekiyor. Siyasi iktidarın demokratik Türkiye, hukukun üstünlüğü adalet konusundaki pratiği oldukça sorunlu. Demokratik araçların etkisiz kılındığı, hukuk adalet mekanizmalarının işlevsizleştirildiği ortamda faili meçhul cinayetlerin çözüleceği hakikatin oryaya çıkarılacağı iddiasına büyük soru işaretiyle yaklaşmak gerekiyor.