Ana SayfaSÖYLEŞİ“Kaos Cumhuriyeti”… Fikret Başkaya ‘ahval-i umumiye’ye dair…SÖYLEŞİ“Kaos Cumhuriyeti”… Fikret Başkaya ‘ahval-i umumiye’ye dair…

Söyleşi: Kerem Kırımlıoğlu

Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu kelimeyle ifade edin desem, kelime ne olurdu?

Herhalde “kaos” olurdu… Kaos durumunda mevcut kurumlar işlevsizleşir, kurallar geçerliliğini yitirir öngörülemezlik durumu ortaya çıkar… Kaos aynı zamanda etik değerlerin aşınmasıdır… Malûm etik sınır demektir, potansiyel olarak yapılabilir olandan sakınmaktır… Etiğin ahlâka yasaya önceliği vardır… Eski düzen işlevsizleşir ama henüz yenisi ortada yoktur… Kurumlar yerli yerinde duruyordur lâkin varlık nedenlerine yabancılaşmış olarak… Mahkemeler var ama herkes için aynı anlama gelmiyor… AKP yandaşı olanlar için geçerli değil… İktidar yanlıları için her şey serbest… Medya (basın) var ama Saray’ın borazanı… Gerçek gazeteciler devede kulak üstelik sürekli kapatılma hapis tehdidi altında… Medya (basın, gazeteler, televizyonlar) küçük istisna dışında varlık nedenine külliyen yabancılaşmış durumda… Oysa gazeteci namussuz olamaz… Namussuzsa gazeteci değildir…

Toplumun öteki büyük yarısını düşman sayan öyle muamele eden rejim varlığını nasıl sürdürecek?

Elbette böyle rejimin uzun vadede varlığını sürdürmesi mümkün değildir ama benden sonrası tufan mantığıyla hareket etmeye devam eder… Onca pisliğe batmış rejim için geri dönüş kolay değildir… İki nedenle: iktidarı bırakmak istemez: Birincisi yağma talandan, ballı börekten vazgeçmek zordur ikincisi, iktidardan gittiğinde yargılanma riski var… zaman ileriye doğru kaçmaktan başka çare kalmaz…

AKP iktidarının öncekilerden ne farkı var?

Oldum olası Türkiye’ siyaset, bütçeyi, hazineyi, müşterekleri (herkesin olanı, herkesin kullanımına sunulması gerekeni) yağmalamak, talan etmek üzerinedir ama AKP öncesi dönemin iktidarları, siyasetçileri belirli sınırı aşmamaya özen gösteriyorlardı.  Birinci fark ikincisi, AKP Politik İslamcı parti, becerebilirse, Türkiye’yi Körfezdeki İslam Devletçikleri gibi rejime dönüştürme hedefi var ki alanda hayli yol aldıklarını teslim etmek gerekir… zaman devlet kurumlarının işlevsizleşmesi, içlerinin boşalması arzulanır şey… Beceriksizliğin yanlışın eseri değil…

Türkiye’nin ‘demokrasi performansının’ kadar yerlerde sürünmesi nasıl açıklanabilir?

Sorun, doğrudan yurttaş bilinci zaafıyla ilgili… Osmanlı’nın tebâsı’nın cumhuriyetin yurttaşı olamamasıyla ilgili… Eğer yurttaş bilinci olsaydı ülke hale gelir miydi? nüfus cüzdanına sahip olmak, 4-5 yılda önüne konulan sandığa oy atmak yurttaş olmak için yeterli koşul değildir… Verdiği verginin hesabını soramayana yurttaş denemez… Türkiye’ mücadeleyle kazanılmış tek hak yoktur… Elbette mücadele yapılmıyor demek değil… Mücadele yapılıyor, büyük bedellerde ödeniyor ama şeylerin seyrini değiştirecek yüksekliğe türlü çıkılamıyor…

Bizde sonuç alıcı mücadele zaafı var… Rejim ‘verilmiş, bahşedilmiş’ güdük haklar temelinde varlığını sürdürdü, sürdürüyor… Anayasa kanunlar kitlelerin gıyabında kotarılıyor… Anayasaları darbeciler yapıyor… Mesela Anayasanın ikinci maddesinde: Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik sosyal hukuk Devletidir” deniyor… cümlede dört yalan söylemektir… Sosyal hukuk devletinde emekli polis memuru geçinemediği için intihar etmez… Diyanet İşleri Başkanlığı diye devasa kurum devletin göbeğinde yer alıyorsa, orada laiklikten söz edilemez… Beş yılda önüne konan sandığa oy atmanın hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur… Seçimler seyirciyi oyalama aracı olmanın ötesine geçemiyor…

Neler yapılırsa sefil süreç durdurulabilir, süreç tersine çevrilebilir? 

sirk oyunu olan siyaset yapma tarzının alışkanlığının dışına çıkmak gerekiyor imkânsız değil… Bunun için siyasetin nesnesi olmaktan çıkıp, öznesi olmak gerekiyor… Siyaseti kaşarlanmış profesyonel politikacıların elinden almak, herkesin şeyi, işi yapmak gerekiyor… Zira, mevcut siyaset tarzında kullanılan oy’un karşılığı yok… Aynı şekilde seçenle seçilen arasında temsiliyet ilişkisi yok… “Seçilenler” seçenleri temsil etmiyor…

Siz ‘uygarlık krizinden, “uygarlık paradigmasını değiştirmek’ gerektiğini söylüyorsunuz. Kapitalist dünya sisteminin bugün içinde bulunduğu durum nasıl tanımlanabilir?

Artık ‘bunak kapitalizmden’ söz etme zamanı… Kapitalist sistem tarihsel ömrünü doldurdu… Bunama, geri dönüşü olmayan sınırın aşıldığı durumu ifade eder… Artık kapitalizmin Büyük İnsanlığa teklif edebileceği şey yok… Her seferinde sosyal kötülükleri (açlık, yoksulluk, sefalet, işsizlik, iğretilik…) azdırmadan doğa tahribatını, ekolojik yıkımı iklim krizini derinleştirmeden yol alamıyor… Velhasıl genel sürdürülemezlik durumu söz konusu… Her geçen gün işlerin daha sarpa sarması kaçınılmaz… Boşuna ne cebelleştiğini bilmek önemidir denmemiştir…

Neler yapılır, nelerden sakınılırsa tehlikeli süreç tersine çevrilebilir, insanlığın uygarlığın geleceği kurtarılabilir?

Vakitlice saçma üretimi, rezil tüketimi kısmak gerekiyor… Fakat öyle şey kapitalizm dahilinde mümkün değildir… Üretim tüketim günkü tempoyla yol almaya devam ederse, sadece sosyal kötülükler değil, iklim krizi ekolojik yıkım derinleşecektir… Milyonlarca gereksiz, zararlı, vazgeçilebilir  şey üretiliyor, satılıyor, tüketiliyor… yarın günkünden daha çok üretilme-tüketilme zorunluluğu var… Zira kapitalizm sınırsız büyüme, yayılma, genişleme eğilimine dinamiğine sahip sistemdir… Varlığını büyümeye borçludur… Hiçbir kapitalist veya kapitalist işletme bana kadar yeter, burada durayım diyemez… Kapitalizm sınırsız büyüme eğilimine sahip ama dünyanın kaynakları sınırlı…

Siyasetçiler yeteri kadar büyüyememekten şikayetçi… Burada çelişki yok ?

Büyüme kapitalistler için tercih sorunu değil… zorunluluk… Zira çılgın/vahşi rekabet ortamında her kapitalist büyümeye mecburdur, aksi halde büyükler tarafından yutulur yarış alanının dışına atılır…

Özgür Üniversitede yaptığınız sunumda, halen kullanılan kaynağın %30’uyla 8,5 milyar insanı insan haysiyetine yaraşır, mütevazı standartta yaşatmanın mümkün olduğunu söylemiştiniz…

İnsan refahı için gerekli olmayan, milyonlarca, gereksiz, vazgeçilebilir, dahası zararlı şeyler üretiliyor, satılıyor, tüketiliyor… dünyanın böylesi aşırılığı tölere etmesi mümkün değil… Zira, şey üretmek demek doğadan şeyler çekmek, azaltmak, eksiltmek demektir… Üstelik üretirken tüketirken kirletmek kaçınılmazdır…

Teknik bilimin her sorunu çözeceği söyleminin karşılığı yok ?

Kapitalizm dahilinde teknik bilim daha çok üretmenin, daha çok kâr etmenin hizmetindedir… Kapitalizm söz konusuyken, üretimin insana, topluma, doğaya verilen zararlar dikkate alınmaz… Teknolojik yenilikler insanlar daha az çabayla daha çok üretsinler, rahat etsinler, boş zamanları olsun, kendilerini gerçekleştirebilsinler diye üretilmiyor… Daha çok kâr etmek için üretiliyor sonuç ortada… Maalesef toplumda yaygın teknoloji hayranlığı, teknoloji fetişizmi var… Modern teknolojiler oldum olası toplumsal eşitsizlikleri, sömürüyü, mülksüzleşmeyi doğa tahribatını derinleştirdi… İşçiler üzerindeki baskı arttı, üretim sürecine sokulan her yeni teknoloji proleterleşmeyi büyüttü, insanları yaşam için gerekli-vazgeçilmez olan üretim yaşam araçlarından mahrum etti… durumun sonucu olarak her ileri aşamada yoksulluk, sefalet, toplumsal kutuplaşma doğa tahribatı derinleşti…

Çok teşekkür ediyorum hocam.

Ben sana…

habere emoji tepki ver

😡0Kızgın🤣0Hahaha👍0dim.❤️0Muhteşem😢0Üzgün😮0İnanılmazÖnceki haberİddia: Fatma Betül Sayan Kaya ‘etkin pişmanlık’ için parayı iade etti

En Son Haberler

İddia: Fatma Betül Sayan Kaya ‘etkin pişmanlık’ için parayı iade ettiYurt dışı cep telefonu harcına dev zam geliyorKapatılma Riski Kapıda: AYM’den YENİ Parti’ye İsim Krizi İçin 30 Günlük Savunma SüresiDeniz Göktaş hakkında 1 yıl 7 ay hapis tahliye kararıEkonomistlere göre fon krizinin ekonomiye maliyeti