33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali değerlendirmelerimiz, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’ndan üç filmle başlıyor: Karanlıkta Islık Çalanlar, Arada Yalnız Günyüzü.
Karanlıkta Islık ÇalanlarYönetmen: Pınar Yorgancıoğlu
Dünya prömiyerini 56. Hindistan Uluslararası Film Festivali’nde gerçekleştiren Karanlıkta Islık Çalanlar, Pınar Yorgancıoğlu’nun ilk uzun metraj filmi. Ankara’nın ruhunu filmin dünyasına yansıtan Yorgancıoğlu, şehir seçimini “İçinde yaşayanları gözlemleme fırsatı olan değişimlerde arafta bırakan ” olarak tanımlıyor. Girişi itibarıyla bize özgün film izleyeceğimizin sözünü veren film, müzik kullanımıyla merakı katlayıp artıran atmosfer kuruyor.
Filmdeki karakterler “hayatın içinden” hissettirirken, gerçekliği desteklemede “hayaletlerin” devreye girişi kendine özgü absürtlük yaratıyor. hayaletler evreninin en ilgi çekici olanı, bana göre şüphesiz Toprak’ın yayımlanmamış kitabındaki karakter. anlatım tercihi; Toprak’ın zihninde sıkışıp kalmış, türlü dünyaya bırakılamamış hâlini görünür kılarken filmin tamamlanmamışlık tutunma duygularıyla sıkı ilişki kuruyor. Emekli baba Melih hemşire Suzan’ın dertleri coğrafyanın insanı için oldukça tanıdık. Yönetmen bütün karakterler üzerinden umuda tutunmayı, öfkeye alışmayı onu anlamaya çalışmayı başarıyla aktarıyor. Burada oyunculuk performanslarına alkış parantezi açmak lazım. Karakterlerin sahiciliği, oyuncuların performansları sayesinde daha belirginleşiyor. Toprak beraber gelecek kaygısı çekmek, Melih görünme duyulma ihtiyacını hatırlamak, Suzan’la ise hayatın içinde kendimize açmaya çalıştığımız küçük alanların peşine düşmeyi hatırlamak mümkün. Kendi adıma; Suzan’ı biraz daha tanımak, onun dünyasına çelişkilerine biraz daha yaklaşmak, onun hayaletleriyle daha fazla yüzleşmek isterdim. Filmin kurduğu karakter evrenini daha derinleştirebilirdi.
Karanlıkta Islık Çalanlar; -genel olarak iyi hissettirmek, umut vermek gibi sözü olmasa - filmde geçen Schopenhauer’in kirpi ikilemi gibi ileri geri dans ederek birlikte yaşamayı öğretiyor. Soğukta birbirine yaklaşan, dikenleri battığında uzaklaşan, uzaklaştıklarında ise yeniden birbirlerine ihtiyaç duyan kirpiler gibi karakterler birbirlerine tutunmakla kendi sınırlarını korumak arasında gidip geliyor. Filmin asıl meselesi ise mesafeyi kusursuzca kurmakta değil; birbirimize yaklaşırken canımızın acıyabileceğini, uzaklaştığımızda ise üşüyebileceğimizi bilerek yeniden birbirimize dönmekte gizleniyor. Karanlıkta Islık Çalanlar birlikteliğin peşinden gidiyor: Ne tamamen yakın ne bütünüyle uzak, sürekli yeniden ayarlanan mesafede, ileri geri dans ederek…
Arada YalnızYönetmen: Ali Vatansever
“Ben bugün ilk kez İzzet’i ölümden bahsederken yakaladım.”
Ali Vatansever, gecekonduda yaşayan genç evli çiftin kentsel dönüşüm sebebiyle değişen hayatlarını konu edindiği Saf’ın ardından, ikinci filmini merakla beklediğim yönetmendi. çocuğun kansere yakalanması üzerinden ailenin çare arayışını konu edinen Arada Yalnız; hastalıkla birlikte değişen aile ilişkilerine, yalnızlığa mekânların taşıdığı anlamlara yakından bakıyor.
Film sanal gerçeklik sahnesi açılıyor. Karakterleri gerçek olmayan dünyada tanımaya başlamak başta riskli içine girmesi zor alan yaratsa yönetmen gerçek dünyaya çok sahici biçimde geri dönerek riskin altından başarıyla kalkıyor. İzlemesi oldukça zorlayıcı olan filmde, başta temkinli yaklaştığım VR dünyası benim için giderek daha çok ihtiyaç duyduğum alana dönüştü. İzzet’in nefes almaya ihtiyaç duyduğu, ağrılar boğuştuğu her an VR dünyasına kaçma ihtiyacı doğuyor. Yönetmen konuda eli bol davranmayarak, sadece olması gerektiği kadarıyla bizi dünyaya götürerek bence doğru tercihte bulunuyor. Riskli bulduğum karakter olan Reyhan’ın sosyal medya fenomeni kimliği aşırıya kaçmayarak önyargımı yıkıyor. Esra Kızıldoğan’ın başarılı performansının karakteri karikatürize etmeden ele alış biçiminin inandırıcılığı kolaylaştırdığını söylemek isterim. Vatansever, filmi ajite etmekten kaçınarak İzzet’in acısını doğrudan seyircinin önüne koymuyor; hastalığı, duygusal etki yaratmanın kolay aracına dönüştürmüyor. Acıyı göstermek yerine onun aile içinde bıraktığı boşluğa, değiştirdiği ilişkilere yarattığı çaresizliğe odaklanıyor.
Arada Yalnız‘a dair dertlerim, temposu mekân kullanımıyla ilgili. Hikâyenin büyük bölümünün evin içinde geçmesine rağmen, evin filmin anlattığı sıkışmışlık hissini yeterince taşıdığını düşünmüyorum. Buna paralel olarak hikâyenin ilerlemediği anlarda anlatının ağırlığı belirginleşiyor film kendi ritmini finale doğru bularak gecikiyor. Etkileyici finali oyunculuk performansları uzun süre akılda kalacak konuşulacak.
GünyüzüYönetmen: Banu Sıvacı
Geçmiş ne zaman peşimizi bırakır veya biz ne zaman geçmişin içinde yaşamayı bırakırız? Kendi yolumuzu seçmek cesaret midir, yoksa asıl cesaret bize dayatılanın içinde kalabilmek midir? Kaçmak çözüm müdür, geri dönmek sıfırlanış mıdır? Yas biter ? Bitmez elbette. Dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde gerçekleştiren Günyüzü, izleyiciyi sorularla kendi cevaplarıyla tanıştırırken geçmişle bugün arasında farklı formlarda sıkışıp kalan karakterlerinin hayatlarına yakından bakıyor.
Yıllar sonra köyüne dönen Suna, uzak geçmişte kaybettiği kardeşi Yıldız’ın ölümünü araştırıyor. Köydekilerin yerinden edildiği döneme denk gelen arayış; gitmek isteyenle kalmak mecburiyetinde olanın, unutmaya çalışanla hatırlamaktan vazgeçemeyenin arasında gerilim yaratmaya çalışıyor.
Film boyunca hayvanlar doğa üzerinden pek çok metafor karşımıza çıkıyor; imgelerin açtığı anlam dünyasının yeterince derinine inebilsek hikâyedeki merak unsurunun eksikliği ayağımıza dolanabiliyor. Yıldız’ın şüpheli failinin demans hastası oluşunun açtığı, karakter dünyası açısından oldukça zengin malzemenin daha sık kullanılma fırsatı tepiliyor. Henüz en başından parmakla gösterilen detaylar filmin ileride yaratabileceği keşif duygusunu zayıflatıyor. Sıvacı, hikâyenin bazı noktalarında zayıflayan duyguları görüntüyle yakalamayı başarınca, filmin akılda kalan yanı büyük ölçüde görsel dünyadan geliyor.