Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda başka neler izledik?
Adana’nın sıcağında salon salon koşturduğumuz, Altın Koza maratonunun sonuna geldik. Festivalin üçüncü, dördüncü beşinci günlerinde yarışma seçkisi bizi bambaşka sularda yüzdürdü; geçmişin hayaletleriyle, ailevi hesaplaşmalarla suçun tekinsiz doğasıyla yüzleştirdi. akşam büyük ödüller sahiplerini bulacak, salonlarda heyecan dorukta. Jürinin kararını duymadan hemen önce, yarışmanın son dönemecinde izlediğimiz üç filmin bendeki izlerine birlikte bakalım.
Canavar:
Tunç Şahin imzalı Canavar, iki yıl boyunca sahnelenen tiyatro metninin sinemaya aktarımından çok daha radikal deneme. Yönetmen, uyarlama sürecinde tiyatro sahnesindeki dekoru olduğu gibi alıp filme taşıyarak seçkideki tüm yapımlardan biçimsel olarak keskin şekilde ayrışıyor. tercih, tiyatronun klostrofobik, seyirciyi karakterlerle aynı odaya hapseden yapısını sinemanın görsel dünyasına filtresiz biçimde aktarıyor. İki yıl boyunca sahnede aynı karakterlere nefes veren oyuncu kadrosunun demlenmiş organik performansı festivalin kadın oyuncu dalında en iddialı işlerinden.
Patates Kızartması
Sektörün içyüzüne ayna tutma iddiasıyla yola çıkan Patates Kızartması, maalesef yarışma seçkisinin en zayıf halkalardan biri olmaktan kurtulamıyor. dizi setinde geçen -iki saatlik zaman dilimine odaklanan film; biri şöhretin zirvesinde, diğeri yardımcı rollerde kalmış iki eski arkadaşın karşılaşması üzerinden sektördeki ast-üst ilişkisini insanların güç karşısındaki ikiyüzlülüğünü deşmeye çalışıyor. Fikir kağıt üzerinde cazip dursa teknik anlamda ne yazık ki sınıfta kalıyor. Özellikle görüntü yönetimindeki özensizlik genel görsel yapının sinematografik derinlikten yoksun oluşu, metnin vuruculuğunu büyük ölçüde zedeliyor.
Ölü Köpekler Isırmaz:
Festivalin en unutulmaz atmosferlerinden biri hiç şüphesiz Ölü Köpekler Isırmaz gösteriminde yaşandı. Nuri Cihan Özdoğan’ın yazıp yönettiği film, kamerasını yasadışı atık ticaretinin karanlık dünyasına acımasız düzenin içinde ayakta kalmaya çalışan iki arkadaşın çetrefilli hikayesine çeviriyor. Salonun hınca hınç dolduğu, izleyicilerin merdiven boşluklarına taşarak perdeden gözünü ayıramadığı yapım, şehrin kendine has aurasını, atık ticaretinin getirdiği çürümüşlük suçla harmanlayarak hikayenin organik parçası haline getiriyor.
Onur Ödülleri Gecesi:
Filmlerin tortusu zihnimizde tazeliğini korurken, rotamızı festivalin görkemli Onur Ödülleri gecesine çevirdik. benim için ayrı heyecan gururla başladı; sinemanın köklü festivaline uzun süredir omuz veren külliyehaberajansı adına, medya sponsorlarına takdim edilen plaketi almak üzere sahnedeydim. Adana'nın kucaklayıcı atmosferinde köklü ailenin parçası olarak plaketi almak, festival günlüğümün en özel satırlarından biri.
Gecenin açılışını yapan Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Güngör Geçer, şehrin sinemayla olan yarım asırlık bağına vurgu yaparak Altın Koza'nın sokaklarına sinen ruhu özetledi. Ardından sahne, hayatlarını sinemaya adamış iki dev isme, Vahide Perçin Ferzan Özpetek’e bırakıldı.
Adana Devlet Tiyatrosu yıllarından başlayıp, 2006'daki İlk Aşk filmiyle Altın Koza' aldığı En İyi Kadın Oyuncu ödülüne uzanan kariyere saygı duruşuyla sahneye çıkan Vahide Perçin, salonda muazzam coşkuyla karşılandı. Ödülü Güngör Geçer Menderes Samancılar’ın elinden alırken bildiğimiz asil samimi duruşuyla, Onur Ödülü'nün getirdiği ağırlıktan biraz korktuğunu itiraf. Salonda derin duygu seli yaratan sözleri gecenin unutulmazlarındandı: "Dönüp arkama baktım; 'Bunların hepsini yaptım ben, hak ediyor muyum bunu?'. Sonra dedim ki; ülkede öyle onursuzluklar var ki, ben herhalde vatandaş olarak bunu hak etmişimdir." Perçin; anlamlı ödülü onuruyla yaşayan insanlara, işçi babasına, Yeşilçam emekçilerine ustası Rıza Tüzün'e adayarak hepimizin boğazını düğümledi.
Gecenin ikinci Onur Ödülü ise, Hamam’dan Cahil Periler’e uzanan filmografisiyle evrensel köprüler kuran Ferzan Özpetek'in. Ödülü takdim eden Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Özpetek sinemasının insanı saran evrensel diline teşekkür. Ferzan Özpetek ise ilk filmi Hamam'ın başrolü Halil Ergün'ü salonda görmenin mutluluğunu ırken, gecenin finalini zarif ama çok güçlü cümlesiyle yaptı: " ödülü dünyanın en önemli varlıkları olan kadınlara adıyorum."
akşam Çukurova’nın sıcağında Altın Koza ödülleri sahiplerini bulurken; sahnede pişen kusursuz oyunculukların, teknik handikaplara kurban giden senaryoların salonu taşıran muazzam yerel coşkunun jüri masasında nasıl tartılacağı gecenin kaderini belirleyecek. Geriye ise izlemesi üzerine tartışması son derece keyifli festivalin tortusu kalacak.