Günün sonunda hepimizin hayatında “ kadar olmaz” dediğimiz anlar. Ekmeğin yağlı tarafının yere düşmesi, otobüsün tam durağa yanaşırken kaçması, anahtarın halının tam ortasındaki çatlağa girmesi… evet bunlar asla başımıza gelmedi. Luck, işte günlük beceriksizliklerimizi evrenin bize attığı küçük kazıkları alıp arkasına devasa fabrika sistemi koymaya çalışan

Çok lafı dolandırmaya gerek yok; mekan tasarımı, renkler, yukarısı pırıl pırıl, aşağısı sanayi sitesi kafasındaki dünya olayları tatlı ama “Vay be, ne dünya kurmuşlar!” dedirtip akılları baştan almıyor. kere girip gezersin, fikri anlarsın, sonra “Tamam abi eyvallah” deyip yoluna bakarsın. Filmin asıl olayı mekanlar değil zaten; Sam Bob’un arasındaki tam Yin-Yang dengesi.

Talihsizlikler Silsilesi Bob Factor

Sam Greenfield, kelimenin tam anlamıyla “evlerden ırak” talihsizlik abidesi. Kızın hayatı sakarlık terslikler üzerine kurulu ama karakterin olayı pes etmemesi. Zaten filmin başından itibaren Sam’in başına gelenleri izlerken “Tamam şimdi ne kırılacak, nereye çarpacak?” diye bekliyorsunuz.

Sonra devreye Bob giriyor. İskoç aksanıyla konuşan, kendinden son derece emin, takılmaca kafasında takılan siyah. Kedi figürü zaten sinemada her zaman tutar ama burada Sam’in panik, sürekli şeyleri toparlamaya çalışan halleriyle Bob’un “Hallederiz ya” rahatlığı birleşince ortaya filmin en çalışan mekanizması çıkıyor. Birisi katıksız kaos, diğeri kaosu idare etmeye çalışan uyanık figür. Tam siyah-beyaz, gece-gündüz meselesi.

Neymiş İşin Hikmeti?

Film aslında “Şanssızlık kötü şey midir?” sorusu üzerinden dönüyor. Hani hep deriz ya, “Keşke her işim rast gitse, hiç aksilik çıkmasa.” Film tam olarak buna itiraz ediyor:

Kusursuz Şans Sıkıcıdır: Her şeyin tıkır tıkır işlediği, sıfır hatayla dönen hayat aslında felaket monoton.

Şanssızlık İhtiyaçtır: Başına gelen aksilikler olmasa, insan nasıl çözüm üreteceğini, nasıl esneyeceğini veya başkalarına nasıl uyum sağlayacağını öğrenemez.

Yani Sam’in hayatındaki bitmeyen sakarlıklar, aslında onu insanlara bağlayan, başkalarına empati duymasını sağlayan temel çimento. Film diyor ki: “Hayatına biraz kaotik dokunuş şart, yoksa dümdüz robot gibi yaşar gidersin.”

Neticede…

Luck, sinema tarihini baştan yazmıyor, devasa felsefi derinliklere dalıp kafamızı patlatmıyor. Ama hafta sonu çayını/kahveni alıp arkana yaslandığında, Bob’un laf sokmalarına gülüp Sam’in döküp saçmalarını izlerken vakit geçirmelik son derece samimi eğlenceli Çok kasmadan, mesajını net verip çekiliyor.

Siyah kedilerin uğursuz değil, bilakis aksiliklerin içinde yol bulmayı öğreten birer yol arkadaşı olduğunu hatırlatması ekstra bonusu.