Türkiye Fransız Kültür Merkezi, fotoğrafın icadının 200. yılı vesilesiyle 2026’dan 2027 sonuna kadar çeşitli sergiler, buluşmalar, katılımcılara yönelik etkinlikler profesyonel buluşmalardan oluşan program sunuyor.

2026 yılında fotoğrafın icadının 200. yılı kutlanıyor. Nicéphore Niépce’in ilk deneylerinden iki yüzyıl sonra evrensel araç, modern tarihin en büyük kültürel, bilimsel sanatsal devrimlerinden biri olmayı sürdürüyor. Kalıcı hâle getirilen ilk görüntüden dijital teknolojilere yeni görüntü üretim biçimlerine uzanan süreçte fotoğraf, kendini sürekli yeniden icat.

Fotoğraf, bilimsel keşiflere eşlik eder, olayları toplumların geçirdiği dönüşümleri belgeler, bireysel kolektif hafızayı besler, hayal dünyamızı şekillendirir. Portre, manzara, mimari, röportaj, belgesel fotoğrafçılık, insan odaklı fotoğrafçılık, moda, sanatsal ya deneysel yaratımlar: siyah beyazdan renkliye, analogdan dijitale uzanan teknik gelişmelerle birlikte fotoğrafın kullanım alanları anlatım dilleri çeşitlenmiştir.

Türkiye Fransız Kültür Merkezi, fotoğrafın icadının 200. yılı vesilesiyle 2026’dan 2027 sonuna kadar çeşitli sergiler, buluşmalar, katılımcılara yönelik etkinlikler profesyonel buluşmalardan oluşan program sunuyor.

200. yıl programı, fotoğrafı anmanın ötesine geçip, bizi görüntünün toplumlarımızdaki yerini sorgulamaya davet ediyor: fotoğrafın tanıklık etme, hikâye anlatma, yaratma aktarma gücünü aynı zamanda gerçeği algılama biçimimizi nasıl dönüştürdüğünü düşünmeye çağırıyor. Böylece fotoğraf, yaşayan evrensel dil olarak, Fransa Türkiye arasında verimli diyalog alanı olarak karşımıza çıkıyor.

Bakışımızı değiştiren icadın iki yüzyılı

Fotoğrafın icadı, modern çağın en büyük dönüşümlerinden biridir. Optik, kimya dünyadan izi muhafaza etme yönündeki kadim arzunun buluşmasından doğan fotoğraf; görme, belgeleme aktarma biçimlerimizi kökten değiştirmiştir. İki yüzyıl içinde önce bilimsel deney, ardından profesyonel uygulama, kitlesel iletişim aracı, belgeleme yöntemi başlı başına sanat dili hâline gelmiştir.

Fotoğrafın tarihi yalnızca makinelerin süreçlerinin tarihi değildir. Aynı zamanda bakışın tarihidir. Fotoğraf malzemelerinin gelişmesi, pozlama sürelerinin kısalması, taşınabilir makinelerin ortaya çıkması, renkli fotoğrafın yaygınlaşması ardından dijital devrim, sürekli yeni estetik olasılıklar yaratmıştır. Her teknik dönüşüm, dünyayı kadraja alma, anlatma başkalarıyla ma biçimimizi değiştirmiştir.

bakımdan siyah beyazdan renkli fotoğrafa geçiş, fotoğraf tarihinde önemli dönüm noktasıdır. Uzun süre karmaşık pahalı teknik olan renkli fotoğraf, 19. yüzyılda kayda değer ilerlemeler göstermiş 20. yüzyılın başında Lumière kardeşlerin geliştirdiği Autochrome yöntemiyle daha geniş kesim için gerçekten erişilebilir hâle gelmiştir. Ardından Kodachrome gibi endüstriyel yöntemler, renkli fotoğrafın yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştur. 20. yüzyılın ikinci yarısında renk, sanat alanında güçlü yer edinmiş, siyah beyaz fotoğraf ise önemli estetik tercih olarak varlığını sürdürmüştür.

Bugün görüntülerin anında dolaşıma girmesi, akıllı telefonlar, dijital ağlar yapay zekâ fotoğraf tarihinde yeni dönemi başlatıyor. Fotoğrafın 200. yılı onun tarihini tamamlanmış hikâye olarak değil, sürekli dönüşen mecranın hikâyesi olarak yeniden değerlendirme fırsatı sunuyor.

2026 Fransız-Türk fotoğraf sezonu: Sergilemek, aktarmak, eğitmek, buluşmak

Türkiye Fransız Kültür Merkezi’nin, fotoğrafın 200. yılı kapsamında hazırladığı program yalnızca dizi sergiden ibaret değil. program; fotoğraf tarihini çağdaş üretimle, kültürel mirası yeni kuşakların çalışmalarıyla, fotoğrafı, yayıncılıkla, eğitimi ise mesleki gelişimle buluşturmayı amaçlıyor.

Müzeler, festivaller, sanat okulları, üniversiteler, yayınevleri, fotoğrafçılar Fransa Türkiye’deki kurumlar arasında kurulan bağlarla sezon, kapsamlı iş birliği ağı oluşturuyor fotoğrafı uzun soluklu çalışmanın odağına yerleştiriyor. Yapıtları sergilemenin yanı sıra eğitim vermeyi, üretmeyi, yayın yapmayı, sanatçıların fikirlerin dolaşımını sağlamayı yeni iş birliklerinin doğmasını desteklemeyi hedefliyor.

212 Photography Istanbul: İstanbul fotoğraf sahnesinin odağında fotoğrafın 200./strong> 26 Eylül – 11 Ekim 2026

programın en önemli ortaklarından biri olan 212 Photography Istanbul, fotoğrafın 200. yılını kentin önemli fotoğraf etkinliklerinden biri olarak gündemine taşıyor. İstanbul’un farklı mekânlarına yayılan kent festivali olan 212 Photography Istanbul, fotoğrafı görsel sanatları, şehri keşfetme deneyimiyle buluşturuyor.

Fransız Kültür Merkezi, çeşitli projelerini dinamik içinde hayata geçiriyor festivali Fransa’dan Türkiye’den gelen sanatçıları, öğrencileri, yayıncıları, kurumları sektör profesyonellerini buluşturan platform olarak değerlendirerek festivalle yakın iş birliği içinde çalışıyor. Böylece Fransa bağlantılı program, bağımsız etkinlikler dizisi olarak kalmayıp İstanbul fotoğraf sahnesinin parçası hâline geliyor, izleyiciler profesyoneller arasındaki etkileşimi güçlendiriyor.

“Beden Halleri”: Arles Ulusal Fotoğraf Yüksekokulu (ENSP) Sergisi, Félicités 2026 26 Eylül – 17 Ekim 2026
İBB Taksim Sanat

Fransız Kültür Merkezi, “Beden Halleri” başlığıyla Arles Ulusal Fotoğraf Yüksekokulu’nda (ENSP) yetişen yeni kuşak fotoğrafçıları öne çıkarıyor. 212 Photography Istanbul kapsamında İBB Taksim Sanat’ta sunulan sergi, ENSP yürütülen iş birliğinin öne çıkan projelerinden. Programın editoryal çerçevesinde sergi, programı şekillendiren temel projeler arasında yer alıyor.

Proje, serginin ötesinde, Fransa’dan genç fotoğrafçılar Türkiye’deki fotoğraf çevresini, özellikle Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nü buluşturuyor. Böylece genç sanatçıların üretim, eğitim, uluslararası hareketlilik mesleki gelişimini araya getiriyor. Ayrıca 2027’den itibaren öğrenci öğretim görevlilerinin yer değiştirmelerini Erasmus değişim programının geliştirilmesi hedefleniyor.

1982 yılında Arles’ kurulan ENSP, Fransa’ bütünüyle fotoğrafa adanmış tek ulusal sanat okuludur. Üç yıllık yüksek lisans eğitimi boyunca öğrencilerine görüntünün teknikleri, tarihi kuramları üzerine eğitim verir. 2024’ten yana her yıl en başarılı öğrencilerini sergiyle ödüllendiriyor. yıl 212 Photography Istanbul, Haziran 2026’ diploma jürisinin üstün başarı takdirini alan sekiz genç sanatçının eserlerine ev sahipliği yapıyor.

Festival için tasarlanan Beden Halleri sergi, sekiz genç mezunun çalışmalarında bedenin tuttuğu merkezi yeri görünür kılıyor. Beden burada her zaman doğrudan konu olarak değil; içinde bulunduğu bağlam, çevre kültürle etkileşime giren etkileşimle şekillenen varlık olarak ele alınıyor.

Serginin kademeli olarak ilerleyen yerleştirme düzeni, izleyiciyi önce toprak parçasına (Aïda Lechugo), hayvanlar dünyasına (Susanna Vido) kadın dayanışması aileye (Arina Starykh) dayanan somut yaklaşımlarla buluşturuyor. Ardından göz kamaşması (Gaspard Labastie), hayaletimsi olan (Renato Balla), kayboluş (Guillaume Chevalier Fustec) görünmez kılınma (Lila Niel) gibi daha soyut, elle tutulamayan kavramlara yöneliyor son olarak gökyüzüne gök cisimlerine (Hugo Jacq) uzanıyor. Böylece sergi, bedeni kültürel, toplumsal, siyasi bilimsel boyutlarının yanı sıra şiirsel, estetik, felsefi düşsel yönleriyle tüm karmaşıklığı içinde düşünmeye davet ediyor.

Sanatçılar: Aïda Lechugo, Arina Starykh, Gaspard Labastie, Guillaume Chevalier Fustec, Hugo Jacq, Susanna Vido, Renato Balla, Lila Niel

“Bakıştan sayfaya” – France PhotoBook 26 Eylül – 17 Ekim 2026
Fransız Kültür Merkezi

İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde sunulan “Bakıştan Sayfaya” sergisi, 200. yıl kapsamında fotoğrafı en temel mecralarından biri olan kitap üzerinden ele alıyor.

Fotoğraf kitabı, fotoğrafları çoğaltıp yaymanın ötesinde, başlı başına yaratım alanıdır. Görsellerin seçimi sıralanışı, grafik tasarım, metin, kâğıt, baskı ciltleme, fotoğrafla kurulan anlatıyı birlikte şekillendirir. Fotoğrafın yönü, 200. yıl programının temel çerçevesinde mecranın başlıca ifade biçimlerinden biri olarak tanımlanıyor.

Sergi, çağdaş Fransız fotoğraf yayıncılığının canlılığını Türkiye’deki yerel aktörlerle buluştururken, kısım Fransız yayıncının İstanbul’daki etkinliklere katılımına eşlik ediyor.

Yayıncıları, fotoğrafçıları, kitapçıları, küratörleri görsel sanatlar alanındaki profesyonelleri araya getiren program, günümüzde çağdaş üretimin önemli alanlarından biri hâline gelen fotoğraf kitabı etrafında Fransa Türkiye arasındaki yakınlığı iş birliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. France PhotoBook, Fransa’nın dört yanından yaklaşık otuz bağımsız yayınevini araya getiren yapıdır fotoğraf kitabını sanatın, görsel araştırmanın bilgi aktarımının kesişiminde yer alan, başlı başına yayıncılık alanı olarak savunuyor.

Fotoğraf kitabı, günümüzde eserlerin yaygınlaşması, sanatçıların uluslararası alanda görünürlük kazanması çağdaş fotoğraf sahnelerinin gelişmesi için önemli araç hâline geldi. Sergiler, yayın tanıtımları profesyonel buluşmalar aracılığıyla proje, fotoğraf yayıncılığındaki üretim çeşitliliğini görünür kılıyor; sanatçılar, yayıncılar izleyiciler arasında ım diyalog alanı açıyor.

Fransa-Türkiye Fotoğrafçılık Alanında Profesyoneller Buluşmalar: Yarının iş birliği ağını kurmak 30 Eylül – 3 Ekim 2026

30 Eylül – 3 Ekim tarihleri arasında 200. yıl programı, Fransız Türk yayıncıları, fotoğrafçıları, okulları, matbaacıları, kitapçıları kurumları araya getiren profesyonel platforma dönüşüyor. Burada amaç ortak yayınların, yayınların yaygınlaştırılması, sanatçı hareketliliğinin, akademik değişimlerin ortak yayın projeleri gibi somut iş birliklerinin gelişmesine vesile olmak.

Buluşmalar başta Ara Güler Müzesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, SAHA Studio, Pera Müzesi, 212 Photography Istanbul Fransız Kültür Merkezi olmak üzere çeşitli mekânlarda gerçekleşiyor. Program eğitim, profesyoneller arası buluşmalar kurumlar arasında bağlantılar kurulmasını sağlıyor. Ayrıntılı programda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümü buluşma, SAHA Studio’ karşılıklı söyleşi France PhotoBook’tan dört yayıncı (David Fourré – Éditions Lamaindonne Céline Pévrier – sun/sun André Frère – André Frère Éditions, Fabienne Pavia – Éditions Le Bec en l’air) France PhotoBook Direktörü Salambo Goudal matbaacı Ufuk Şahin’in (MAS Matbaa) katılacağı yuvarlak masa toplantısı yer alıyor.

Böylece 200. yıl programı, Fransa Türkiye arasında etkileri 2026’nın çok ötesine uzanabilecek fotoğraf ağının şekillenmesine katkı sağlayan araca dönüşüyor.

Anne-Lise Broyer – Akdeniz. Yaşadığımız yer burası mıydı

yazı biçimi olarak fotoğraf, hafıza mekânı olarak Akdeniz.

Türkiye Fransız Kültür Merkezi, fotoğrafın 200. yılı vesilesiyle Anne-Lise Broyer’nin Akdeniz. Yaşadığımız yer burası mıydı? sergisini İstanbul’a taşıyor. Sergi, 2026’ Akdeniz Sezonu 2026 kapsamında, “Les Rencontres d’Arles” fotoğraf festivalinde Montmajour Manastırı’nda sunulmuştu.

Yıllara yayılan çalışma, Akdeniz’i yolculukların, anlatıların, uygarlıkların hafızaların iç içe geçtiği hem gerçek hem zihinsel mekân olarak ele alıyor. Anne-Lise Broyer, Kartaca’dan Cezayir’e, Tipasa’dan Beyrut Baalbek’e, Pompei’den Marsilya Kayserya’ya uzanarak geçmişin izleriyle bugünün gerçekliklerinin üst üste geldiği duyusal coğrafya kuruyor.

Sanatçının samimi görsel ifadeye dayanan yaklaşımı fotoğraf, edebiyat, manzara, hafıza anlatı arasındaki ilişkileri sorguluyor. Görüntü, yalnızca görünenin kaydı olmakla kalmıyor; yazıya, parçaya, çağrışıma şiirsel kurguya dönüşüyor. Deniz ufukları, mimari yapılar, harabeler, bedenler yüzler farklı zamanların kesiştiği anlatı oluşturuyor. anlatıda Akdeniz hem yolculukların karşılaşmaların mekânı hem kökenlerin efsanelerin coğrafyası hem günümüzün kırılma çalkantılarına sahne olan alan olarak beliriyor.

Denizlerin, kıtaların kültürlerin kesişiminde yer alan Akdeniz kenti olan İstanbul’ sunulması, sergiye ayrı anlam kazandırıyor. Sergi, Türkiye’yi Akdeniz’in duyusal coğrafyasına dâhil ederken sanatçının yolculuklar, hafıza ortak miras üzerine sorularını İstanbul’dan hareketle sürdürme imkânı sunuyor.

Sergi, fotoğraf kitabıyla koparılamaz bağ taşıyor. Proje kapsamında 2026’ Delpire Yayınevi tarafından yayımlanan Méditerranée. Est-ce là que l’on habitait? (Akdeniz. Yaşadığımız yer burası mıydı?) kitabı, fotoğraf yazı arasındaki diyaloğu kendi sayfalarına taşıyor. yayıncılık boyutu, programımızın önemli ayağı olan kitabı fotoğraf için yaratım dolaşım alanı olarak ele alan France Photobook – Bakıştan Sayfaya programı doğrudan örtüşüyor.

Akdeniz. Yaşadığımız yer burası mıydı? 200. yıl programında fotoğraf edebiyat, coğrafya hafıza, Fransa Akdeniz arasında bağ kuruyor.“Les Rencontres d’Arles” fotoğraf festivalinde sunulan önemli serginin İstanbul’a taşınması, uluslararası dolaşımını sağlarken, Fransız Kültür Merkezi sanatçılar, Fransa’nın önde gelen fotoğraf kurumları Türkiye fotoğraf sahnesinin aktörleri arasında kurulan ilişkilerin Türkiye’ sürdürülmesine katkıda bulunuyor.

Studio Nomade – Fransız Kültür Merkezi’nin 80. Yılını Fotoğraflamak

Türkiye Fransız Kültür Merkezi’nin 80. yılı vesilesiyle, fotoğrafın 200. yılı programı kurumun kendi tarihiyle buluşuyor. Fransız Kültür Merkezi Notre-Dame Sion Fransız Lisesi’nde ağırlanacak Studio Nomade, portre fotoğrafını karşılaşma kuşaklar arası aktarım aracına dönüştürmeyi amaçlıyor.

kurumların varlığını sürdürmesine vesile olan topluluklara açık fotoğraf çalışması aracılığıyla, buralara gelen, buralarda çalışan, öğrenim gören ya etkinliklerine katılan kişilerin çağdaş görsel hafızası oluşturulacak. Portre fotoğrafı burada tarihsel işlevlerinden birini yeniden üstleniyor; insanların varlığını kayıt altına almak dönemin yüzlerini gelecek kuşaklara aktarmak.

« 80. Yıl Portreleri » – Fransız Kültür Merkezi’nin Kolektif Portresi

Paralel olarak Fransız Kültür Merkezi, 80. yılı için farklı fotoğrafçıların bakış açılarını araya getiren kolektif portre projesi başlatıyor. proje Claire Corrion, Luca Bonacini, Studio Nomade’dan Carla Talopp Thomas Millet, Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Bölümü profesörlerinden Ozan Bilgiseren, İstanbul Photo Club’tan Luca Bonacini, Céline Avcı Zalewski Jérôme Quillet Raphaël Gaudin’e emanet ediliyor.

çeşitlilik, projenin temelini oluşturuyor. Burada amaç kuruma dair tek görüntü üretmek değil, farklı fotoğrafçıların kuşakların aynı mekâna, ekiplerine, sanatçılarına, öğrencilerine, iş ortaklarına katılımcılarına kendi gözlerinden bakmalarını sağlamak.

farklı bakış açıları araya gelerek Fransız Kültür Merkezi’nin İstanbul’daki güncel yaşamına dair fotoğraf arşivi oluşturacak. arşiv, kurumun tarihi kadar onu var eden insani, kültürel sanatsal ilişkileri anlatacak. Böylece 80. yıl kutlaması aynı zamanda geleceğe aktarım eylemine dönüşüyor; yarının arşivini oluşturmak için bugünü fotoğraflamak.

Türkiye Fransız Kültür Merkezi, 80. yılı vesilesiyle dil, eğitim kültür alanındaki tüm birimlerini kapsayan geniş çaplı hafıza çalışması başlatıyor. çalışma kapsamında, Fransa’nın

Türkiye’deki seksen yıllık varlığına katkıda bulunan kadın erkeklere, öğretmenlere, sanatçılara, düşünürlere, iş ortaklarına kültürler arasında köprü kuran kişilere odaklanan fotoğraf, metin video portrelerinden oluşan belgesel dizisi hazırlanacak. Anlatılar, görseller, söyleşiler tanıtım videoları aracılığıyla girişim, kuşaklar boyunca kurulan insani, sanatsal düşünsel bağları ortaya koyan canlı ortak hafızayı görünür kılacak. Türkiye Fransız Kültür Merkezi’nin kültürlerarası diyaloğa, bilgi deneyim aktarımına Fransa Türkiye arasındaki dostluğunun güçlendirilmesine yönelik süregelen çabalarına tanıklık edecek.

yolculuğa yön veren yüzlere hikâyelere duyarlı bakış sunmak üzere fotoğrafçı Claire Corrion, Luca Bonacini, Studio Nomade’dan Carla Talopp Thomas Millet, Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Bölümü profesörlerinden Ozan Bilgiseren, İstanbul Photo Club’tan Céline Avcı Zalewski, Jérôme Quillet Raphaël Gaudin 80. yıl vesilesiyle objektiflerini kişilere çevirecek.

Écrire sur l’eau (Suya yazmak) — Fransız-Türk ortak yaratımı

Écrire sur l’eau (Suya yazmak) sergisi, Türkiye Fransız Kültür Merkezi’nin desteklediği Fransız-Türk ortak yaratım yapım projesi kapsamında ortaya çıktı. Sergi, Fransız görsel sanatçı Julie Chaffort dansçılar Banu Açıkdeniz, Chiara Giorda Su Güneş Mıhladız arasındaki buluşma diyaloğun ürünü. Sanatçılar, yeni eser yaratmak üretmek üzere İstanbul’ araya geldi.

yaratım, Fransız Kültür Merkezi’nin Fransa Türkiye arasında kalıcı sanatsal bağlar kurma hedefini ortaya koyuyor: yalnızca eserleri sunmakla kalmayıp karşılaşma, deneyimleme ortak üretim için gerekli koşulları yaratmak. projede bedenler, imgeler, manzaralar su ortak dile dönüşüyor.

Écrire sur l’eau (Suya yazmak) başlığı fikri güçlü biçimde yansıtıyor: akışkan, birbirine bağlayan dönüşen madde üzerine birlikte yazmak. İki kıta arasında, üç denizin kesişiminde yer alan İstanbul’ su; aynı anda coğrafya, hareket hafıza alanına dönüşüyor. Sanatçıların üzerine geçici hareketi, aynı zamanda iki kültür arasındaki buluşmanın duyusal izini bıraktığı kırılgan yüzey…

Écrire sur l’eau, anlamıyla geçişin diyaloğun eseri; sanatsal işbirliğinin yalnızca bağlamını 192değil, eserin bizzat kendisini oluşturduğu yaratım.

Écrire sur l’eau, eş zamanlı olarak gösterilen üç filmden oluşan immersif video yerleştirmesidir. Sal üzerinde dönen kadın figürleri, İstanbul’un simgesel su manzaralarının ortasında hareket eder: İstanbul Boğazı, Şerefiye Sarnıcı Sarıyer Büyük.

Eserin başlığı, Türkçedeki “suya yazmak” deyimine gönderme yapar: kalıcı olamayacak, ortaya çıktığı anda neredeyse yok olmaya mahkûm iz bırakmak. Geçiciliğin ele avuca sığmazlığın imgesi, İstanbul’ özel anlam kazanır. Burada su, ayırdığı kadar birbirine bağlar: iki kıta arasında üç denizin kesişiminde, geçişleri, hikâyeleri hafızaları taşır.

Julie Chaffort, sürekli hareket hâlindeki suyu gerçek sanatsal malzemeye dönüştürür. Bedenler, kontrol kendini akışa bırakma arasındaki kırılgan dengede, sal üzerinde hareket. Suya yazmak, durmaksızın hareket eden dönüşen şeyin üzerinde iz bırakmaya çalışmaktır. Eser böylece zamanın akışını, hafızanın kırılganlığını daha genel anlamda dünyada var olma biçimimizi ele.

Julie Chaffort’un sanatsal pratiğinin devamında eser, insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi; insanların, doğal unsurların görünmeyen güçlerin birbirleriyle rezonansa girdiği varoluş biçimleri üzerinden araştırır. Triptik yerleştirmenin dairesel kurgusu, izleyiciyi neredeyse ritüel

niteliğinde, etkileşimli deneyime davet. Dönen bedenler, sürekli hareket hâlindeki evreni görünmeyen akışlarla şekillenen duyusal kozmolojiyi yeniden kurar.

Ara Güler, Jean Dieuzaide, Yıldız Moran: 1950 1960’ların Türkiyesi’ne üç farklı bakış, ortak hafıza

Fotoğrafın icadının 200. yılı vesilesiyle Fransız Kültür Merkezi, Ara Güler Müzesi iş birliğiyle 1950’li 1960’lı yıllarda objektiflerini Türkiye’ye çeviren fotoğraf sanatının üç önemli ismini araya getiriyor: Jean Dieuzaide, Yıldız Moran Ara Güler. İlki Fransız, ikisi Türk olan fotoğrafçılar, geleneklerin sürekliliği modernleşme arasında köklü dönüşüm geçiren ülkeyi hemen hemen aynı dönemde fotoğraflıyor.

Eserlerinin araya getirilmesi, aynı döneme konulara yöneldiklerini gösterirken her birinin kendine özgü fotoğraf dilini ortaya koyuyor. İstanbul, Anadolu, köyler, manzaralar, emekçiler, sokaklar, pazarlar yüzler, kolektif hafızanın parçalarına dönüşüyor. Fotoğrafları, coğrafyayı olduğu kadar içinde yaşayan kadın erkekleri anlatıyor.

Jean Dieuzaide (1921-2003), 1955 yılında Arthaud Yayınevi’nin isteği üzerine Michel Saint-Pierre’in Trésor la Turquie adlı kitabını fotoğraflamak için Türkiye’ uzun yolculuğa çıkar. Eşi Jacqueline yaklaşık üç ay boyunca İstanbul’u, Ankara’yı, Anadolu’yu, Kapadokya’yı, Karadeniz kıyılarını Ege sahillerini dolaşır. yolculuktan güçlü, derin insani duyarlılık taşıyan ender rastlanır fotoğraf külliyatı doğar.

Fotoğrafları, geleneklerin, kuşaklar boyu süregelen davranışların, pazarların, halk şenliklerinin uçsuz bucaksız manzaraların iç içe geçtiği, hâlâ büyük ölçüde kırsal Türkiye’yi gözler önüne serer. Ancak Dieuzaide’ın bakışı yalnızca pitoresk ya egzotik olanın peşine düşmez; insanlara, onların hareketlerine ışığa odaklanır. İstanbul’un balıkçıları, Anadolu’nun kervancıları, Kapadokya köylerinin çocukları halk şenliklerindeki güreşçiler, dönüşüm içindeki ülkenin canlı portresini oluşturur.

Aynı dönemde Yıldız Moran (1932–1995), son derece kişisel yapıt bütünü ortaya koyar. Büyük Britanya’ profesyonel fotoğrafçılık eğitimi alan ilk Türk kadın fotoğrafçı olan Moran, 1950’lerden itibaren oldukça modern fotoğraf dili geliştirir. Türkiye fotoğraflarında insanlara yönelik duyarlı ilgiyi, titiz kompozisyon anlayışını ışıkla manzaralar arasında kurduğu incelikli ilişkiyi araya getirir. Portreleri, sokak sahneleri Anadolu’ya dair fotoğrafları, fotoğrafladığı insanlarla kurduğu yakınlığa bakışındaki dikkat çekici özgürlüğe tanıklık. Sergide yer alması, Türkiye fotoğraf tarihinin öncü ismine hak ettiği yeri yeniden verme fırsatı sunuyor.

Ara Güler (1928–2018) ise İstanbul’u Türkiye’yi içeriden bakışla fotoğraflar. 1950’lerden itibaren balıkçıları, işçileri, zanaatkârları, çocukları yoldan geçenleri fotoğraflayarak kentin sokaklarını, limanlarını, halk mahallelerini kahvehanelerini durmaksızın dolaşır. Onun İstanbul’u Boğaz’ın, teknelerin, dar sokakların, sislerin siluetlerin, ama her şeyden önce orada yaşayan insanların İstanbul’udur. Yapıtları bugün, dönüşüm geçiren metropolün toplumun eşsiz görsel hafızasını oluşturur. Anadolu’ya yaptığı pek çok yolculukta coğrafyaya, kültürel mirasa gündelik yaşama gösterdiği ilgiyi sürdürür.

Jean Dieuzaide, Yıldız Moran Ara Güler’i araya getirmek, Fransa’dan gelen bakış Türkiye’ yetişmiş iki fotoğrafçının bakışı arasında diyalog kurmayı sağlıyor. Burada amaç, dışarıdan içeriden bakışları karşı karşıya getirmekten ziyade, üç fotoğrafçının aynı dönemde, gözlerinin önünde değişen dünyayı anlamak aktarmak için fotoğrafı nasıl kullandıklarını göstermektir. Sanatçıların yapıtları kimi zaman çarpıcı biçimde kesişir; aynı coğrafyalar, hareketler, meslekler, sokaklar ya manzaralar karşımıza çıkar ancak her birinde mesafe, kadraj duyarlılık farklıdır. Böylece fotoğraf, karşılaştırma diyalog için güçlü araca dönüşür. Aynı ülkeye nasıl farklı biçimlerde bakılabileceğini, onun nasıl farklı biçimlerde yaşanıp anlatılabileceğini gösterir.

Uzun süre pek az kişinin görme fırsatı bulduğu Jean Dieuzaide’in Türkiye fotoğrafları, yakın zamanda yeniden gün yüzüne çıkarılarak Gers bölgesindeki Flaran Manastırı’nda sergilendi. Çekilmelerinden yetmiş yılı aşkın süre sonra Türkiye’ye dönmeleri, nedenle özel simgesel anlam taşıyor. Fotoğraflar, ortaya çıktıkları coğrafyayla yeniden buluşurken aynı dönemde aynı toplumu gözlemleyen iki Türk fotoğrafçının eserleriyle yan yana geliyor.

sergi, 1955–1965 yıllarının Türkiye’sine dair tanıklığın çok ötesine geçiyor. Fransa Türkiye arasında bakışların dolaşımı, hafıza fotoğraf tarihi üzerine düşünmeye davet ediyor. Üç önemli fotoğraf dilini buluşturarak fotoğrafın hem arşiv hem sanatsal üretim hem evrensel dil olduğunu hatırlatıyor. dil aynı zamanda geçmişte kalmış dünyanın hafızasını korurken coğrafyaları, kuşakları kültürleri birbirine yaklaştıran

Yetmiş yıl sonra Jean Dieuzaide, Yıldız Moran Ara Güler’in fotoğrafları nihayet araya geliyorlar. Birlikte, Türkiye tarihinin dönüm noktalarından birine dair duyarlı portre çiziyor sergiyi Fransız-Türk fotoğraf ortak hafızamızın köklerine uzanan yolculuğa dönüştürüyorlar.

“Cannes!” – Ara Güler Müzesi: uluslararası mitolojiye Türkiye’den bakış

Ara Güler’in Cannes’ çektiği fotoğraflara ayrılan sergi, fotoğrafın 200. yılı programına farklı bakış açılarının buluştuğu dikkat çekici boyut katıyor. Türkiye fotoğrafçılığının önde gelen isimlerinden Ara Güler, sinemanın Cannes Film Festivali’nin belleğinde yer eden sanatçıları, sinemacıları tanınmış kişileri fotoğrafladı. fotoğrafları İstanbul’ sergilemek fotoğraf, sinema, portre kültürel hafızayı buluşturmakla kalmıyor, kültürel dolaşımın alışılmış yönünü tersine çeviriyor: kez İstanbul’dan büyük fotoğraf sanatçısının bakışı Fransa’nın uluslararası alanda en çok tanınan kültür olaylarından birine odaklanıyor.