Anayasa Mahkemesinin Tayfun Kahraman’ın yaptığı ikinci bireysel başvuruya ilişkin 2 Nisan 2026 tarihli kararı, 6 Ekim tarihli Resmi Gazete’ yayımlandı.
AYM, daha önce Kahraman hakkında verdiği ihlal kararında, yargılamada usule ilişkin güvencelerin ihlal edilmesinin yargılamanın hakkaniyetini bütün olarak zedelediğini belirttiğini ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması gerektiğini hatırlattı.
Yüksek Mahkeme, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin yeniden yargılama talebini reddetmesini değerlendirirken gerekçelere yer verdi:
“Eldeki uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesi, Anayasa Mahkemesini verdiği ihlal kararı sebebiyle kanun yolu incelemesi yaparak yetki gasbı yapmakla itham etmiş ihlal kararının gerekleri yerine getirilmemiştir. Demokratik anayasal hukuk düzeninde yargı mercilerinin Anayasa Mahkemesini yetki gasbı yapmakla itham ederek kararlarına uymaması, Anayasa hükümleri gereğince takdir yetkisi kapsamında ortaya konulmuş hukuki görüş olarak dahi kabul edilemez.”
AYM, bireysel başvuru sistemindeki görev yetki sınırlarının derece mahkemelerince yeniden tanımlanamayacağını vurgulayarak gerekçesinde şunları kaydetti:
“Anayasa Mahkemesinin görev yetkisini, herhangi derece mahkemesinin yorumu veya kendince oluşturduğu kabuller değil ancak anayasa koyucu belirler. Kamu gücü kullanıldığı hususunda şüphe bulunmayan yargı mercilerinin kesinleşmiş kararlarıyla, kişilerin Anayasa Sözleşme’nin ortak koruması altında kalan temel hak özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarını bireysel başvuru yoluyla inceleme yetki görevi bizzat anayasa koyucu tarafından Anayasa Mahkemesine verilmiştir.”
"AYM kararlarının bağlayıcı olduğuna dair hükmün istisnası yoktur"
Mahkeme, ilk derece mahkemesinin AYM’nin ihlal kararını “kanun yolu incelemesi” olarak değerlendirmesini kabul etmedi. Kararda ifadeler kullanıldı:
“Anayasa Mahkemesinin Anayasa’daki temel hak özgürlüklerle ilgili güvenceler kapsamında yaptığı inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez. Aksine nitelendirme, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları inceleme karara bağlama görevinin yerine getirilememesi sonucunu doğurur. Anayasa’nın 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğuna dair hükmün herhangi istisnası bulunmamaktadır. Böyle istisna hükmü olmadığından göre mahkemeler kamu gücünü kullanan organlar, hiçbir şekilde Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaktan veya gereğini yerine getirmekten kaçınamaz.”
AYM, derece mahkemelerinin Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını tartışamayacağını belirterek değerlendirmeyi yaptı:
“ başka söyleyişle Anayasa’ya göre yargı mercileri, Anayasa Mahkemesinin görev yetkisini aştığından bahisle Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını sorgulama, Anayasa Mahkemesi kararını uygulamama yetkisine sahip değildir. Anayasa’nın açık hükmüne rağmen Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığının sorgulanması; her kademedeki mahkeme kararının muhatapları tarafından tartışmaya açılması, Anayasa Mahkemesi kararlarının kabul edilmemesi uygulanmaması sonucunu doğurur ki oluşan durum hukuk devletini işlemez hâle getirir.”
Somut bağ ortaya konulmadı
Kahraman’ın ilk başvurusunda verilen ihlal kararının esasına ilişkin değerlendirmede bulunan AYM, mahkumiyete esas alınan deliller isnat edilen suç arasındaki bağın yeterli gerekçeyle ortaya konulmadığını hatırlattı:
“Anayasa Mahkemesi, mahkumiyet kararına esas alınan deliller başvurucuya isnat edilen suça konu eylemler arasındaki ilişkiyi yani suçun sübutuna ilişkin değerlendirmeyi kendisinin yapmadığını, varsa ilişkinin yeterli gerekçeyle derece mahkemesince ortaya konulması gerektiğini ifade ettiğinin altını çizmek gerekir. ifadeyle Anayasa Mahkemesi, yargılama kapsamında hangi delilin hükme esas alınabileceği veya alınamayacağı konusunda belirlemeyle ihlal sonucuna ulaşmamış, mahkûmiyet hükmüne esas alınan deliller isnat edilen suçun unsuru olan cebir şiddet hareketleri arasındaki somut bağın ne olduğunun yeterli gerekçeyle ortaya konulmadığı tespitiyle hak ihlali kararı vermiştir.
"Yeniden yargılama işlemlerini başlatması hem yasal hem anayasal zorunluluktur"
AYM, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin yeniden yargılamayı başlatmamasına ilişkin tutumunun hem bireysel başvuru hakkını hem adil yargılanma hakkını ihlal ettiği sonucuna vararak ifadeleri kullandı:
“İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin yeniden yargılama işlemlerini başlatması hem yasal hem anayasal zorunluluktur. Anayasa’nın açık düzenlemesi bireysel başvurunun işlevi dikkate alındığında Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmasının reddedilmesi usul hukukunun emrettiği yöntemler izlenerek ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmaması Anayasa’nın 153. maddesinin sözüyle açıkça çelişen anayasa koyucunun iradesine aykırı değerlendirme uygulama olmuştur. itibarla mahkemenin tutumu, başvurucunun bireysel başvuru hakkının ihlal edilmesine yol açmıştır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin ihlal kararından sonra İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yeniden yargılama işlemlerinin başlatılmaması, ayrıca başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının süregelen şekilde ihlal edilmesine yol açmaktadır.
AYM, ihlallerin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere kararın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine, Kahraman’a 100 bin lira manevi tazminat ödenmesine kararın örneğinin Hâkimler Savcılar Kurulu Adalet Bakanlığına gönderilmesine hükmetti.
Karar İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi
AYM, bireysel başvuru hakkının ihlal edildiğine oy birliğiyle, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ise oy çokluğuyla karar verdi.
İhlallerin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere kararın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine hükmedildi. Kahraman’a 100 bin lira manevi tazminat 45 bin 64 lira 40 kuruş yargılama gideri ödenmesine karar verildi. Kararın örneğinin Adalet Bakanlığı Hâkimler Savcılar Kuruluna gönderilmesi kararlaştırıldı.