İnsan ana rahmine düştüğü andan itibaren görünen, görünmeyen ağlar içinde bulur kendini; ailevi, sosyal, mesleki ilişkileri üzerinde yaşadığı toprak, insan olmayan canlılar nihayetinde evren olan ilişkisi, miras aldığı hâlihazırda değişen sosyal, ekonomik, ekolojik, politik kültürel dinamikler içinde şekillenir. Göç ise ilişki ağlarını yer değişimi tamamen başkalaştıran yeni hikâyenin başlangıcına işaret. yazıda, göçle birlikte değişen ilişkiler ağında görünürlük, emek aidiyetin kimler için nasıl şekillendiğine farklı eşitsizliklerin nasıl kesiştiğine kesişimsel feminizm perspektifinden bakıyorum.
Göç birlikte yeni yerin kalıcı ya geçici ikinci eve dönüşüm sürecinde kişinin arkadaş çevresi, aile bireyleri, sosyal alışkanlıkları, kısacası alıştığı ekosistem büyük oranda geride kalırken bugünün dünyasında göçmeni yeni ülkesinde karşılayan ilk unsur bürokrasidir. Memleketinizde yıllarca geliştirdiğiniz bazı becerileriniz anda işe yaramaz konuma düşebilir. Örneğin siz sosyal, sorunlara hızlı çözüm bulan çoğu zorluk imkânsızlığa rağmen üreterek ilerleyen yapıda çalışan biri olabilirsiniz bürokrasi size beklemeyi, süreçte sosyal ekonomik olarak makbul kul olduğunuzu çeşitli evraklarla ispatlamanızı talep.
Ben kendi hikâyemde bürokrasi ağır işleyen yapılar İngiltere kırsalında bağımsız sanatçı eğitmen olarak az sayıda insanın yaptığım işten haberdar olduğu, ilişkilerin yaşam alanları gibi mesafeli olduğu boşluğun ortasında, kariyerimi baştan inşa etmem gerektiğini anladığım sırada karşılaştım. Zaman içinde çalışma ritmimi, biçimimi amaçlarımı değişime açık tutmam, adaptasyon becerimi geliştirmem gerektiğini fark ettim. Türkiye’ çözmem gereken çoğu mesleki yapısal sorun burada yok olup gitmesine rağmen, yakınlık aidiyet hissi gibi duyguların yoğunluğundaki azalma bana şeylerin yolunda gitmediğini hissettirmeye başladı.
yün yumağını çözmeye çalışmak
Ortaya çıkan yeni karmaşıklığı, kültürel kimlik çeşitliliği oldukça düşük olan İngiliz köy hayatı içinde durup süre anlamaya çalıştım; düğüm olmuş yün yumağını nereden çözmeye başlayacağımı bilemedim. Sonunda eylemsizlik halinde çıkıp bildiğim bana iyi gelen şeyleri yapmaya devam etmeye karar verdim. İlkbaharla birlikte başvurduğum çeşitli festivallerden kabul mektupları gelmeye başladı. kutlanası gelişmeydi! Ancak, tasarladığım atölyelerin detayları üzerine çalışma devam ederken, yine daha önce hiç deneyimlemediğim, aylara yayılan, devamlı e-posta trafiği içinde kendimi buldum. Türkiye’den sorulmasına alışık olmadığım atölyenin katılımcılar için risk değerlendirmesi, duyusal risk haritası, atölye tanıtımına destek için ek tanıtım görseli üretebileceğim dosyalar…Günlerim kabul edildiğim festivaller için mailleri tek tek okuyup, yanıtlamakla geçti. Bedenim sürece isyan ederken, özünde noktada bürokratik beklentileri karşılamam gerektiğini anladım.
Şık şekilde paketlenen emek sömürüsü
günlerde sanatçılık-eğitmenlik emek üçgeninde İngiltere’deki yeni deneyimlerimin yanı sıra Türkiye’deki deneyimlerimi anımsadım. Sizden kusursuz hizmet bekleyen kültür sanat organizasyonlarının kısmı; sanatçı eğitmenin verdiği emek zamanın karşılığını hakkıyla verebilirken kısmı ise bunun karşılığını maddi manevi olarak karşılayamıyor ya karşılamamayı seçiyor. Kapitalizmin kitabının yazıldığı ülke olan İngiltere’ ücretsiz çalışma tekliflerine sık rastlanmasa özellikle gelişmekte olan ülkelerin sanat sektörlerinde görünürlük, tanınırlık karşılığı ücretsiz iş teklif etmek ya ederinin çok altında ücret önermek çok yaygın. Oldukça şık şekilde paketlenerek önünüze konan emek sömürüsü güç pozisyonunda olan kişilerden geldiğinde genç ya işsiz sanatçıların “hayır” demesi çok kolay olmuyor.
Hakkını talep eden kişilerin yine güç pozisyonundaki kişi kurumlarca parayı sanatın önüne koyma suçlaması zorbalanıp dışlanmasını sıklıkla duyuyoruz. sektör düşünün, emeğinizin karşılığını insanca yaşayabilecek düzeyde talep ettiğinizde sizi marjinalleştirirken, yine aynı kişi ya kurumlar yaşam hakkı, cinsiyet eşitliği, doğayı koruma, adalet. taleplerini gerek söylemleri gerekse yaptıkları etkinlikleri toplumla ıp görece ayrıcalıklı, aydın konumlarını koruyorlar. Peki çelişkiyi ne mümkün devamlı kılıyor? İlgili yönetimlerin tüm bunlara izin vermesi, haklarını bilmeyen, talep etmeyen, sessiz çoğunluklar…
“Eşik bekçisi” elit kesim
esnada bürokratik yapı; işlerin sorunsuz yürüdüğü yanılsamasını yaratmak, mevcut adaletsizlikleri görünmez kılmak her şeyin yolunda olduğuna inandırmak için olayları parlatarak sunan ara aktörleri kullanıyor, hem yönetim hem halkla ilişkiler bağlamında. Kültür, iktidar, sınıf eğitim sistemlerinin toplumdaki eşitsizlikleri nasıl yeniden ürettiğini araştıran Fransız sosyolog filozof Pierre Bourdieu, sanatı çatışmalı savaş alanı görürken, sanat dünyasında kimin nasıl yükseleceğine karar veren “gate keepers” – eşik bekçisi - adlı elit kesimden bahseder. Kimilerinin emeğini bilinçli olarak görmezden gelen, kimilerine şaşırtıcı biçimde hakkını tam olarak veren, birilerin emeğini arka planda sömürmeye devam eden kısım sanatçıları “ yeterince iyi isen” miti oyalayan kısım eşik bekçilerinin aynı ya benzeri kurumlarda, uzun yıllara dayalı sabit konumları, yeni hak arayışları, ifşa, şeffaflık dayanışma kültürü gücünü geçmişe göre kaybediyor.
Ancak dünya geçiş döneminde, sistem ağır olsa dönüşürken hepimizin seçimleri önemli. Düzenli yapısal desteği olan, geçmişiyle yüzleşmeyen, dayanışma söylemi arkasında oyun kuruculuğunu bırakmak istemeyen, geleneksel alanlarla dayanışıyoruz; yoksa sistemden emeği karşılığı hak ettiği desteği alamayan, görünmez kılınan, dezavantajlı alternatif kurum sanatçılara destek oluyoruz?
“Kesişimsel Feminizm”
daha önemlisi bizi ayrıştırarak yöneten sistem felsefesinden özgürleşip biri ya diğeri ayrımcılığına düşmeden nasıl ilerleyebiliriz? sorulara hukuk profesörü Kimberle Chenshaw tarafından literatüre kazandırılan kesişimsel feminizim ışında yeniden bakabileceğimize inanıyorum. yaklaşım sadece biyolojik olarak "kadın" olanları değil; farklı ırk veya etnisiteden gelmenin, farklı cinsel yönelime sahip olmanın ya göçmen olmanın getirdiği benzersiz dezavantajları merkeze alarak, belli grup için değil, herkes için adil, çoğulcu çeşitlilik içeren yaşam pratiğini savunuyor. bağlamda yukarda örneğini verdiğim merkeziyetçi, şeffaflıktan uzak ayrımcı bürokratik yapılar kesişimsel feminizm ekosistemlerine hizmet edemez. Kültür sanat ortamında ise küratöryel seçimler kesişimsel feminizm değerleri yansıtabilir; örnek vermek gerekirse tüm bürokratik ağırlığına rağmen ilkbahar atölyelerim yer aldığım festivaller gerçekten kapsayıcılık çeşitlilik barındırıyordu.
Yazımı tamamlarken, bugün kimlerin seslerini duyduğumuzun kimlerin eserlerini gördüğümüzün —ya kimlerin seslerini duyup eserlerini göremediğimizin— yalnızca onların hayatlarını değil, aynı zamanda bizim kendi hayatlarımızı, hayallerimizi düşünce dünyalarımızı şekillendirmeye devam ettiğini hatırlatmak isterim.