Yerant 10 gündür hasta. 10 gündür aşağı yukarı evdeyiz. İlk gün gözlerinin altı biraz şiş geldi. Halsizdi. Başka birkaç şikâyeti vardı. Doktora gittik. Tansiyonuna baktılar, ateşini ölçtüler, boğazına, kulağına, gözüne baktılar, karnını dinlediler. Boğazı biraz kızarıkmış. Eve geldik.

İki üç gün sonra hastalık başka şeye evrildi. Burnu tıkandı, boğazı kötüleşti, okula gidemedi. Arada doktora sesli mesajlar atıyorum. İlk geldiğimizde böyle değildi, şimdi böyle oldu, burnu hâlâ açılmıyor, bugün daha halsiz. Doktorun merak ettiği şeyler pek değişmiyor: Yiyor içiyor ateşi kaç?

Yiyor. İçiyor. Ateşi 38’in üzerine pek çıkmıyor. zaman bekleyeceğiz.

Yerant her hastalandığında mamamla aşağı yukarı aynı konuşmayı yapıyoruz.

“Doktor ne dedi?”

“Virüs. Bekleyeceğiz.”

“İlaç vermedi ?”

“Mama, ateşi varsa ateş düşürücü veriyorum. Burnunu birtakım sıvı şeylerle yıkıyorum. Su içiyor. kadar.”

“E başka?”

“Başka.”

“Nasıl yok?”

“Yok işte mama, müdahale etmiyorlar. Ne yapayım?”

Müdahale etmiyorlar demek tam doğru değil tabii. şeyler yapıyoruz. Çoğu zaman geçiyor.

Ama onuncu güne gelince benim Yerevanlılığım yere kadar. Kardeşime yazıyorum İstanbul’a: “ serum taksalar çocuk toparlanacak.”

Biraz geriden

Yerant İstanbul’ doğdu. 11 aylıkken Yerevan’a geldik. Temelli gelmemiştik aslında. Biraz burada, biraz İstanbul’ yaşarız diye düşünüyorduk. Sonra pandemi başladı biz burada kaldık.

Geldikten beş-altı gün sonra Yerant hastalandı. Ateşi çıktı. Sonra 39 oldu, 40 oldu, 41’i gördük. Doktora gittik, eve geldik. Ateş düşürücü verdik. Tekrar gittik, tekrar eve geldik. Böyle beş gün geçti. Beşinci günün sonunda şehrin bilinen çocuk kliniklerinden birine yattık. Yerant serum.

günlerin birinde, tam hangisi artık hatırlamıyorum, ateşi yine çok yükselmişti. Acili aradık, komşu numara verdi, onu hatırlamıyorum. Eve kadın geldiğini hatırlıyorum. Çok şık, saçları fönlü kadın. Yerant’ın poposuna çat diye iğne yaptı.

Ben düşüp bayılsam bayılacağım. Ama müdahale etmezler, “Ayılır ayılır” derler diye bayılamıyorum.

Kolonya

Pandemi aşı

Sonra dünya kapandı. Yerevan’ı daha doğru dürüst tanımıyordum. süre sonra ben koronaya yakalandım. Zaten kimsenin ne yapacağını pek bilmediği zamanlar. Avrupa’dan görüntüler geliyor, her gün başka şey söyleniyor.

Sonra aşılar çıktı. İlk aşımı Yerevan’ oldum. Sputnik. devlet hastanesine gittim. Önce odada beklettiler. bekleyişi hiç unutmuyorum. Ahşap sedye, ahşap dolaplar, eski masa, masanın üzerinde sürü dosya. Eski kasa tüplü bilgisayar. Sanırım ilk bilgisayar. Dakikalarca orada oturdum. filmin içine girmişim gibi etrafa bakıyorum. Sovyet dönemi böyleymiş herhalde derken, beni aşı odasına aldılar. Doktorun saçları kabarık fönlüydü. Kırmızı ruju, gözlerinde farı vardı. Çok özenliydi.

“Barev.”

“Barev.”

Kolumu açtım. Bitti.

Hastaneden çıktığımda “Eyvah, bizim burada işimiz var” diye düşündüğümü hatırlıyorum.

yerde yaşamak

Bütün bunları biraz gülerek anlatıyorum ama başka ülkede yaşamayı seçtiğinizde sağlık meselesi ciddi.

Ben sağlık hizmetine hızlı ulaşmaya alışmışım. Doktora gitmeye, gerekirse başka doktora gitmeye, tahlil yaptırmaya, çocuğun hastalandığında birilerine ulaşmaya. Avrupa’ yaşayan arkadaşlarımla kaç kere konuşmuşumdur; haftalar sonrasına verilen randevuları, uzmana ulaşmak için beklemelerini dinleyip “Türkiye’nin gözünü seveyim” demişliğim çoktur.

Türkiye’ sağlık sisteminin hiç sorunu yok demiyorum. Ben başka şeyden, ulaşabilmekten bahsediyorum.

Çocuğun gece ateşlendiğinde kimi arayacağını bilmekten. Gerektiğinde doktora ulaşabileceğine güvenmekten. Hastanenin kapısından girdiğinde ne olacağını aşağı yukarı bilmekten.

Yerevan’a geldiğimde Türkiye’deki SGK gibi herkesi aynı sigorta çatısı altında toplayan sistem yoktu. Devletin karşıladığı temel sağlık hizmetleri vardı; çocuklar bazı başka gruplar için kapsam daha genişti. Ama sağlık harcamalarının önemli bölümü hâlâ insanların cebinden çıkıyordu. Benim burada anlattığım gerektiğinde özel kliniğe gidip parasını ödeyebilen birinin deneyimi.

yıl sistem değişmeye başladı. Ermenistan evrensel sağlık sigortasına kademeli olarak geçiyor. İlk kapsama alınanların arasında 18 yaşından küçükler Yani Yerant yeni sistemin ilk sigortalılarından.

Ben sistemi az çok öğrendim, sistem değişti.

Serumcu

İstanbul’ serumun ayrı yeri. Hatta serum için hastaneye gitmene gerek. Mahallenin serumcuları. Vallahi bizimkilerin. Ahmet Abi’yi, Mehmet Abi’yi çağırıyorsun, geliyor, her derde deva serumunu takıyor. Birkaç gündür sürünen insan serumdan sonra doğruluyor. Oh.

Kardeşimin çocukları hastalandıklarında sık sık serum alırlar. Sonra gerçekten toparlanırlar. Benim kafamda mesele yüzden uzun zamandır gayet açık: Çocuk on gündür hastaysa serum takarsın, biraz kendine gelir. Daha doğrusu kadar beklemezsin ki zaten.

Yerant 11 aylıkken hastaneye yattığında serum almıştı almasına ama ben bunu “aşırı acil durum müdahalesi” sanıyordum. Öyle İstanbul’daki gibi her halsizliğe, her uzayan gribe serum takılmıyor, sistem buna direnç gösteriyor diye düşünüyordum.

yazıyı yazarken aklıma geldi. Yahu Yerevan’ gerçekten eve gelen serumcu yok yoksa ben bilmiyorum? Yazdığım şey biraz sağlam temelli olsun diye araştırmaya başladım.

Varmış! Hem eve gelen hemşire, damar yolu açma, enjeksiyon, serum hizmeti veren özel sağlık kuruluşları varmış. Şimdi biraz utanç verici şey söyleyeceğim. Gözlerim doldu. Ciddiyim. Serumcumu bulduğuma aşırı sevindim.

Antibiyotik meselesi

Sonra araştırmaya devam ettim. Etmesem daha iyiydi. Dünya Sağlık Örgütü çıktı karşıma.

Damar yolundan sıvının sebebi olması gerekiyormuş tabii. Çocuk yeterince sıvı alamıyorsa, ciddi sıvı kaybı varsa ya ağızdan sıvı vermek mümkün değilse başka. zaman serum gerçekten gerekli olabiliyor. Sıvı kaybetmiş çocuk serumdan sonra hızla toparlanabiliyor. Yani bizim “Bak gördün mü, serum takıldı, çocuk dirildi” dediğimiz şey tamamen uydurma değil. Ama serum virüsü alıp götürmüyor.

Antibiyotik konusunda biraz haksızlık etmiş olabilirim. Ermenistan’ gereksiz antibiyotik kullanımını azaltmak için son yıllarda özellikle uğraşılmış. Sağlık Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü’nün desteğiyle çocuklarda kulak enfeksiyonları solunum yolu enfeksiyonları dahil dizi hastalık için klinik rehberler hazırlamış; aile hekimleri çocuk doktorları konuda eğitim almış.

Araya girip şey diyeceğim. Biz antibiyotikçiyiz biraz. Kardeşimin evinde hep hazır bulunur, hatta buraya geldiklerinde yanında getirir. Teşekkürler reçetesiz antibiyotik veren Türkiyeli canım eczacı dostlarımız.

Neyse, ben burada, “ şey vermeyecek misiniz?” diye söylenirken onlar vermemeyi öğreniyormuş.

Ay Dünya Sağlık Örgütü, aradan çekil. Hazır bulmuşum serumcumu.

Yerant hâlâ. Ben doktora hâlâ uzun sesli mesajlar gönderiyorum. Mamam hâlâ “Nasıl ilaç vermedi?” diyor. Kardeşim hâlâ serumdan.

Doktorun soruları Yiyor ? Yiyor. İçiyor ? İçiyor. Ateş? 38’in altında. Tamam. Bekliyoruz. Serumcumu buldum zaten. tek kolonya meselesi kaldı.