seriyi incelemekte geç kaldım evet biliyorum. Herkes konuşup tartışırken izlemek zamana kısmetmiş. Baştan söylemeliyim: Green Lantern Corps evreninin çizgi romanlardaki tüm uzay, yeşil-sarı yüzük hiyerarşisine veya Oa gezegeninin meclis kararlarına tamamen hâkim izleyici değilim. DC evrenine genel olarak aşinayım, çizgi romanlara karakterlerin kökenlerine taze bakışla yaklaşacak kadar altyapım var; ancak lanterns kısmında sıfırdan başlayan seyirci sayılırım. Zaten dizinin en büyük artılarından biri tam olarak noktada devreye giriyor: Seni karmaşık uzay polisliği detaylarında boğmadan, evrenin yükü altında ezmeden hikayenin içine çekebilmesi.

Dizicilik Nasıl Gidiyor?

İlk üç bölümü geride bıraktığımda aklımda son derece net kıyaslama belirdi. Lanterns, bana tam karantina günlerinde evde kapalıyken izlediğimiz, haftalık teoriler ürettiğimiz gizemiyle ekran başına kilitlendiğimiz görece kaliteli Marvel dizilerini (WandaVision, Loki) anımsattı. İlk üç bölüm boyunca ekran karşısında izleyiciye ucuz tempolu aksiyon sunulmuyor. Aksine, “Ana olay tam olarak nedir, neye hazırlanıyoruz, taşlar bizi nereye götürecek?” sorularını sorduran, yavaş yavaş işlenen arka planda sinsi sinsi büyüyen tehlike hissi yaratılıyor. Şehirde sürekli şeyler yükleniyor, gerilim tırmanıyor ama somut olarak gözünüzün önüne yıkıcı felaket konmuyor. Sürekli patlayan bombalar yerine, karakterlerin bakışlarına ortamın kasvetine dayanan ayakları yere basan anlatı tercih edilmiş.

Beklentilerim Doğru Tercihler

Kişisel olarak bilimkurgu hayranıyım; kozmik temalı yapımları, evrenin derinliklerinde geçen hikayeleri uzay operalarını izlemeyi her zaman çok severim.em>Green Lanterns olunca, doğası gereği devasa uzay gemilerinin, galaksiler arası diplomasi çatışmalarının ışıl ışıl kozmik savaşların yer aldığı görsellik bekliyorsunuz. Fakat dizi, beklentinin tam aksi yönünde hareket ederek kozmik taraflara neredeyse hiç girmiyor.

İlk bölümlerde durum zihnimde soru işareti yaratsa bölümler ilerledikçe bunun ne kadar doğru stratejik karar olduğunu fark ediyorsunuz. Günümüz televizyon standartlarında mevcut yapım bütçeleriyle kozmik evreni layıkıyla ekrana taşımak büyük risk; muhtemelen göze batan, inandırıcılığı zedeleyen yapımın karanlık atmosferine zarar veren görsel efekt cümbüşüyle karşılaşacaktık. Bunun yerine hikayeyi Amerika’nın kasvetli, içeriden çürüyen kasaba atmosferine indirgemek yapımı topraklayarak kaliteli polisiye/dram çizgisine oturtmak projeye fazlasıyla yaramış. Uzayın göz alıcı ışığından uzakta, yerin dibindeki gizemi araştırmak seyir zevkini katbekat artırıyor.

Aksiyonsuzluk İyi Geldi

Beşinci bölüme gelindiğinde hikayedeki düğümler çözülmeye, olaylar hareketlenip vites artırmaya başlıyor; ancak dizi hiçbir noktada ana akım vur-kır-parçala festivaline dönüşmüyor. Sektörün süper kahraman türünün gürültülü aksiyon sahneleriyle dolup taştığı dönemde, karakter odaklı diyalog gücüne dayalı böylesine oturaklı seriye ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu kez daha gördüm.

Karakter yazımı açısından bakıldığında, özellikle John Stewart inanılmaz başarılı katmanlı şekilde işlenmiş. Yalnızca karakterin günümüzdeki durumunu değil; geçmişini, farklı zaman dilimlerinde yaşadığı kırılmaları askeri disiplinin arkasında yatan insanı adım adım izliyoruz. Karakteri sadece “elinde güçlü yüzük taşıyan kahraman” olmaktan çıkarıp, etten kemikten insana dönüştürmüşler. Hal Jordan aralarındaki kıdemli-çaylak, tecrübeli-idealist dinamiği hikayenin ağırkanlı ama kadar sürükleyici temposunu besleyen en önemli motor haline gelmiş.

Son Söz Genel Değerlendirme

Lanterns, ilk andan itibaren devasa uzay savaşı ya sürekli patlayan aksiyon arayan geleneksel izleyiciyi tatmin etmeyebilir. Ancak karanlık, derinlemesine işlenen, karakterlerini merkeze alan izleyicinin zihnini sürekli canlı tutan olgun gizem draması arayanlar için kaçırılmayacak yapım. DC’nin ekrandaki yeni, ayakları yere basan yetişkin tonu, doğru yönetilmiş beklentilerle birleştiğinde ortaya son dönemin en eli yüzü düzgün işlerinden birini çıkarıyor.

Puanım: 3.5 / 5