Bugün şöyle oturup adamakıllı, retro bilimkurgu izleyeyim dedim direksiyonu 80’lerin unutulmaz klasiği The Last Starfighter’a kırdım. İyi ki kırmışım. Günümüzün devasa bütçeli ama ruhsuz CGI yağmurlarından sonra film bana çok iyi geldi.

Açık konuşayım; ben Star Wars orijinal üçlemesini defalarca, hatta belki milyon kez izlemiş biriyim. yüzden The Last Starfighter’daki uzay savaşlarını, Gunstar sahnelerini izlerken kendimi adeta Star Wars dünyasından fırlamış ekstra içerik, silinmiş sahne koleksiyonu izliyormuş gibi hissettim. bilgisayar grafikleri bugün bakınca dönemi gereği eski kalıyor ama kadar tatlı samimi dokusu var ki hayran kalmamak elde değil.

Filmdeki meşhur kurulum ise her bilimkurgu oyun tutkununun en az kere kurduğu çocukluk hayaline dokunuyor: arcade makinesinde rekor kırıyorsun bam! Meğer oyun aslında galaksiyi kurtaracak pilotu bulmak için tasarlanmış simülasyonmuş. Düşünsenize, Space Invaders oynarken anda kendinizi galaktik savaşın tam ortasında buluyorsunuz. Bugünün karamsar, karmaşık karanlık simülasyon hikayelerine kıyasla 80’lerin saf iyimser havası filme muazzam ruh katmış.

Filmin yan karakter dengesi mizahı oldukça yerinde. Alex’in Dünya’daki yokluğunu hissettirmemek için yerine geçen klonu Beta-unit’in sahneleri, uzayda geçen ciddi savaşı çok tatlı mizahla dengeliyor. Karakterler tarafında ise özellikle Centauri Grig ikilisine ayrı parantez açmak lazım. Grig karakteri bana direkt Star Wars’un efsanevi Amiral Ackbar’ını hatırlattı. Hem otorite sahibi asker hem tam anlamıyla arkada duran abi figürü.

Kısacası The Last Starfighter, retro bilimkurgu külliyatının samimi, eğlenceli nostaljik dönemini özleyenler için nokta atışı yapım. Arkanıza yaslanıp 80’lerin uzay macerası ruhunu doya doya yaşamak istiyorsanız, klasiğe mutlaka şans verin.