33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nden En İyi Film En İyi Yönetmen ödülleri dâhil olmak üzere beş ödülle ayrılan Arada Yalnız; izlemesi zor hikâyeyi duygusal manipülasyona başvurmadan, güçlü oyunculuklar titiz yönetmenlikle anlatıyor. Seyirci için böylesine zorlayıcı filmin yapım süreci, yönetmen oyuncu açısından nasıl deneyime dönüşmüştür? sorunun artan merakı filmden geriye kalan yoğun duygularımla filmi, arada yalnızlığı hazırlık sürecini konuşmak üzere yönetmen Ali Vatansever Umut Veren Genç Erkek Oyuncu Ödülü’nün sahibi Onur Gözeten buluştum.

“Bence bizim işimiz duyguları yaşamak değil. Duyguları yaşamak biraz seyircinin işi hangi duyguları yaşayacakları onlara kalmalı. Tecrübelerine, gün yaşadıklarına, kendi karakterlerine göre… Biz sadece gerekli hazırlığı yapıp, bazı durumları ortaya çıkarmaktan mükellefiz.” -Onur Gözeten

Filmin adıyla başlamak istiyorum. Yalnızlık sizin için nedir? arada yalnızlığın, yalnızlıktan farkı nedir?

Ali Vatansever: Çok güzel. Film ismi; süreç içerisinde değişip dönüşen, son hâlini alan Benim için en başında filmin ismi Arada Yalnız olacak gibi durum yoktu. Filmin ismine vardım. Tabii ki Saf filmimdeki gibi oyunlu başlık. yandan aslında şöyle özetleyebilirim: Bence çağda aradalığımızın içerisinde çok yalnızız, yalnızlığımızın içerisinde çok aradayız. Benim için yalnızlık kısmına gelince… çağdaki refleksten örnek vereyim; mesela öğrenci kısalarını izliyordum, yanımdaki izleyici arkadaş sıkıldığı ilk anda cep telefonuna döndü yalnız kalma hâliyle mücadele etmek için hemen kaçışa yöneldi. cama tıklayarak karşı taraftaki insanlarla etkileşime geçti. Bence yalnızlık gerçekten yalnız olmak durmakla alakalı. Belki yalnızlık anda olmakla alakalı anda olmanın getirdiğini kabul etmekle alakalı

Onur Gözeten: Bana yalnızlık hem kaçınılmazmış hem mümkün değilmiş gibi geliyor. yüzden arada yalnız olma konsepti, hâlihazırda yaşadığımız durumun çok güzel özetiymiş gibi hissettiriyor. nedenle filmin ismini çok sevmiştim. Senaryoyu okurken öyleydi. Senaryoyu okumaya başladığım andan itibaren oyuncu olarak okur olarak deneyim sunuyordu. Ne yaparsak yapalım yalnızız ama ne yaparsak yapalım arada yalnızız. aslında bana hayatın ikircikliğini zıtlıkların ne kadar arada ilerlediğini beslediğini anlatan isim diyebilirim.

Ali Vatansever: Buna şöyle katkı sunmak isterim; filmin Sinema Genel Müdürlüğü’ne verdiğimiz ismi “ Arada Yalnız”dı. Arada Yalnız hâlinin, yani ikisinin kendini tamlayan hâlinin daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Saf’tan sonra yine toplumsal meselenin içinden bireysel hikâyeye yakınlaşıyoruz. İki film arasındaki zamanda yönetmenlik yaklaşımın açısından nasıl  değişim görüyorsun?

Ali Vatansever: Biz yönetmenler olarak toplumsallık bireysellik kategorilerini düşünmüyoruz. Tabii ki filme dair karar verici olan festivaller, market, eleştirmenler seçimlerini kategoriyle vuruşturarak yapıyorlar. Zaten Arada Yalnız tam bununla alakalı. Bence toplumsallığın içerisinde bireysellik. Film bireysellikten geçerek, orada evde olarak toplumsallık üretiyor. Bunları ayırmak, zaten hayatı kategorileştirmek. Ben hayatı kategorik olarak ele alan sinema anlayışında yaşama hâlinin hayatı temsil etmekte yetersiz kalacağını bizi kendi laboratuvarlarımıza hapsedeceğini düşünüyorum. Bazıları laboratuvarlara fanus, akvaryum diyor. Bizi buralara hapsedeceğini, insanlığımızdan ya insan trajedisinden alıkoyacağını düşündüğümden dolayı toplumsal kişisel şey olarak düşünmüyorum. Tabii ki önceki filmim Saf ilgili röportajlarımı okuyunca buraya geliş hâlim olduğunu düşünüyorum. Ara duraktan sonra dönüştüm. Yeni filmle beraber dönüşmeye devam edeceğim. yüzden kendi durduğum yerde böyle geçiş hâli Giderek kategoriye yerleştirmesi zor sinema yapıyorum. 

Film izlemesi zor hikâye anlatıyor ama özellikle İzzet’in yaşadığı acıyı seyirciyi ağlatmaya yönelik araç olarak kullanmaktan kaçınıldığını düşünüyorum. senin için İzzet’i oynarken nasıl yol yarattı?

Onur Gözeten: Benim en başından beri istediğim, yapmak istediğim sinema tarzda zaten. Tiyatro eğitimi aldığımda karakterlerin gölge yanlarını gösterirken, bunu seyirciyi manipüle edip hemen karakter hakkında fikir yaratmamak üzerine oyunculuk araçları geliştirdim. Hocalarım çok yardımcı oldu sağ olsunlar. Ben herhangi yönetmenimin böyle amaç doğrultusunda olduğunu gördüğümde çok mutlu oluyorum. İzzet özelinde tabii ki çok zordu. Ben filmi izleyince rahatladım çünkü İzzet’in yüzünde hep kaytan, minicik gülümseme. Ben kadar olduğunun farkında değildim. Çok acıyacak insanlar diye korkuyordum. Çok üzülecekler acaba? Bence bizim işimiz duyguları yaşamak değil. Duyguları yaşamak biraz seyircinin işi hangi duyguları yaşayacakları onlara kalmalı. Tecrübelerine, gün yaşadıklarına, kendi karakterlerine göre… Biz sadece gerekli hazırlığı yapıp, bazı durumları ortaya çıkarmaktan mükellefiz.

Ali Vatansever: Sette kaygı bana çöktü. Ben ağlak film yaptığıma inanmıyordum. Sonra baktım büyük monitörden izleyen ekipteki herkes ağlıyor. Her sahnede ağlıyorlar? Niye ağlıyorlar? Ağlak film yapmıyoruz, şey yanlış burada diye düşünüyordum. Sonra, ilk haftanın sonunda durdum boş günümüzde çektiklerimizi kurguladım. Gerçekten ağlayacak mıyız, şey yanlış gidiyor diye bakmak içindi. Tam duygu çökecekken başka sahneye geçiliyordu. Deneyim öyle değil ? Baba, anne oğlun bedenine girdiğin zaman yerden sonra geri çıkamayacağın derecede trajedi gözyaşı çöküyor. Oraya girdiği anda hemen hop diye başkasına zıplıyorduk. Böyle yöntemle açıklayabilirim.

Onur Gözeten: Kurgu biraz farklı olsaydı böyle olmazdı. Senaryoda aynı şekildeydi. Yönetmenin niyetiyle alakalı. Onu yapmak istemiyordu zaten. Benim sevdiğim sinema yönde.

Ali Vatansever: Onu yapmak isteyen yönetmen alır; vurur, vurur, ağlarız. Belki sponsorlarımız. Peçete sponsorlarımız olur mesela. İstersen olur tabii ki ama niyetle belki dikkatle alakalı.

Başlangıçta seyirciyi gerçek olmayan dünyanın içine sokuyorsun ancak ilerledikçe VR dünyası hem İzzet hem bizim için kaçıştan ziyade ihtiyaca, nefes alabileceğimiz alana dönüşüyor. VR sahnelerini kullanırken kontrollü davrandığını düşünüyorum. Seyircinin İzzet’in dünyayla kuracağı ilişki nasıl tasarlandı?

Ali Vatansever: Müthiş, senin tanımını çalacağım diye tahmin ediyorum. “Kaçış” yerine “ihtiyaç”. Biz aslında sıfırıncı noktada, deneyimli izleyiciler, sinemaseverler olarak gençlerin oyun dünyalarını, sanal dünyaları, oradaki var olma hâllerini kaçış olarak nitelendirme eğiliminde oluyoruz. Dediğin gibi filmin içerisinde alan kaçtıkları yer değil var oldukları, başka ihtiyaçtan doğan alan olursa zaten dünyaların hepsi birleşmeye başlıyor. Gençler için dünya, aslında kategorik olarak ayrı şey değil. Hayatlarının devam ettiği yüzden senin dediğin şey bunun cevabı gibi oluyor. Ben öyle ada tasarladıktan sonra elimde kamerayla adaya girip gezdim. Gerçekten aldım taktım gözlüğü. Hangi açıları olabilir diye adada geziyordum. an gökyüzüne baktım, gökyüzü çok gerçek gözüküyordu. Süper gerçek olmuş buradan başlayalım, dedim. Güzel gökyüzüne bakarken birden gökyüzünden Ronaldizzo belirsin istedim. Tam “ gerçek ?” diye düşünürken birden kendimizi inanılmaz yapay yerde buluyoruz. Sonraki göl sahnesinde ben yönetmen olarak elimde kamerayla duruyorum. sırada Gizmo Ronaldizzo karşımda flört ediyor. Ben gerçekten onları, iki tane gencin flörtleşmesini izledim. sırada ben sanal göl kenarındayım gibi düşünmedim. İzleyicide umarım duygu, yani sanallık yok olmuştur orada gerçekten flört eden iki tane genci izlemişlerdir. Hayat böyle zaten, kategorik düşünüyoruz ama güvende hissettikten sonra kategorileri yıkmaya cesaretimiz oluyor. En azından hayatın trajedisiyle, insanlığın durumunun acısıyla şekilde mücadele ettiğimizi düşünüyorum.

Gerçek dünya sanal dünya arasında hangisi İzzet için daha sahici sence Onur?

Ali Vatansever: Zor sorular sana geliyor.

Onur Gözeten: Zor. İzzet için hangisi daha gerçek bilemiyorum ama senin söylediğin şey üzerinden hangisine daha çok ihtiyacı olduğu düşünülebilir. Ya hangisi karşılayabildiği ihtiyaç? VR’ ihtiyacı daha çok kendi istediği gibi karşılayabildiği için belki VR’dır sorunun yanıtı. İzzet böyle durumda olduğu için, ikisi hiç kimse için olmayacağı kadar gerçek acaba? sorunun cevabını tam olarak bilemiyorum. Sadece var; ben çok anlayabildiğime şaşırmıştım. Başlarda sosyal medya üzerinden ya başka şeyler üzerinden bağ kurabildim ama VR alakalı olarak sosyal medyanın, sanal dünyanın özellikle teknolojinin kadar geliştiğine dair hiçbir fikrim yoktu. İzzet’in çalılarda koştuğunu görmek, yattığı yerden bunu yapması, flört etmesi, hayata dair sıcak birçok şeyi oradan karşılamasını düşününce şimdi belki VR diyebilirim. Ben sahneleri yaparken hiçbir zaman animasyonun, sanallığın içindeyiz gibi hissetmedim. İzzet manzara istiyor kendi istediği manzarayı dünyada oluşturamazdı. İstediği ya çok sevdiği manzara bulsa bile bürokratik açıdan oraya ev koyamazdı. yüzden İzzet’in bulduğu yer İzzet’in ihtiyacı yerden sonra bana çok tatlı, güzel hissettirmeye başladı. Belki ayırmıyor acaba gerçek sanal dediğimiz şeyi birbirinden artık? Her tarafından cevapladım soruyu. yandan her ne kadar VR sanal dünya desem günün sonunda eve çağırıyor. Öyle yanı. Sanal dünyada kendini rahatlattığı şey var, evet ama gerçekte Gizmo’nun eline dokunduğunu tam görmediğimiz yerdeki sıcaklık bile yetiyor. Ben bundan audition sırasında çok etkilenmiştim. yüzden Onur olarak şimdi düşünürken yanıtımı son anda değiştiriyorum. Gerçeklik.

Ali Vatansever: Onun intihar yolculuğu öyle başlıyor. Karakter biliyor ki hiçbir zaman sanalda kendi eli kızın eli kadar sıcak olmayacak. Ne kadar kendi tercih ettiği bedende, kendi tercih ettiği coğrafyada yaşama tercihinde bulunursa bulunsun, olmayacak.

Hastalık üzerinden aileyi anlatırken gerçek hayattaki kanser deneyimlerinin filmdeki varlığı nasıl oldu? 

Ali Vatansever: Çok ağır oldu açıkçası. Son celsede biz Reyhan, Abdi İzzet’in vücudunun içerisinden deneyimin hepsini taşıyamayız. film kadar ölüm etrafında meditatif alan açsa izleyici için herhangi ölüm deneyiminden daha büyük şey vadetmiyor. Herkes burada kendince değerli, zor şeyler yaşıyor. Belki herkesin kadar güvende hissetmesinin nedeni, film size sadece sizin yaşadığınız deneyimlerde yalnız olmadığınızı hatırlatıyor. Oradan hareketle ölüme dair deneyiminizi, ekranda daha değerli şeye dönüştürmeyi vadetmiyor. Ne yaşadıysak, dünyanın neresinde olursak olalım; böyle zor durumlarda, yaşadığımız şeyde ortak olduğumuzu söylüyor. yalnızlığımızda gerçekten ılır şey vardır, diyor. Onu yapmaya gayret ettim. Tabii ki gerçekte bunları ben deneyimledim. Hatta hemen Tallinn’deki prömiyer sonrası annemin son hastane yolculuğu başladı doktorlara filmdeki cümleleri kurarken buldum kendimi. Hatta doktora birden durup dururken, “ saniye ya, ben bunun filmini yaptım hocam.” dedim. Benim yönetmen olduğumu, hiçbir şeyi bilmiyor. Benim filmi yapmış olmam, ölüme dair bütün dünya vatandaşlarından daha fazla şeye vakıf olduğum anlamına gelmiyor. Ben sadece bunu tartışmanın uygun olduğuna inanıyorum. Ölüm korkulacak, bizim hayatımızı durduracak denli şey değil. hayatın getirdiği gibi onun doğallığında ele alınması gereken Dolayısıyla, siz olağan dışı şey yaşadığınızı düşünüyorsunuz ama aslında şey süper olağan, süper doğal. Ne yaşadıysan ne ölçekte yaşadıysan zaten insanlığa insan olmaya, gerçekten yaşamaya dairdir. Eğer zaman ontolojisinde konuşuyorsak, yaşam ölüm. Yaşamak ölmek. Performans olarak ölüme yaklaşmakla yaşamdan geçmek. ikisi aynı şeyler. Ölmeye doğru gitmekle, ileriye doğru yaşamak aslında aynı şeyler. bağlamda, filmi yazarken doğallık macerasının içerisinden insan olarak geçtim. benim gerçekten içimden geçti.

Onur Gözeten: konuyla iki-üç ay hasbihal olmak, soruları sormak bile benim yaşımda biri için çok değerliydi. Hayata yaşamaya dair çok şey öğretti. Yedi seneyi düşünemiyorum. Yedi seneyi…

Ali Vatansever: Önermiyorum! 🙂

Onur Gözeten: İyi ki yaptın. Ellerine sağlık. İyi ki dayandın.

İzzet’in hastalığını oynarken araştırma hazırlık süreci nasıldı? Hastalığın oyunculukta karşılığını nasıl aradın?

Onur Gözeten: Hocamın sürecine katıldıktan hemen sonra onkologlarla, hep teşekkür ettiğimiz Elif Soydamal görüştük. Onkoloji Anneleri’nden çok yardım aldık. Kemal Kuşçu’dan bahsedeyim. Senaryonun bize çarptığı, bizde uyandırdığı her şeyde Kemal Abi özellikle ilk çalışmalarımızda, aile olmak kimyayı kurmak konusunda, hastalığı yaşıyor olmak konusunda ya en azından soruları soruyor olmak konusunda, ölümü kabullenme hâlinde çok yardımcı. Ölümü kabullenmek olgun şey yoksa çocukça şey ? İkisi birden ? Tüm soruların cevabını aradığımız süreçlerde çok yardım aldık. Hastalarla birebir görüşmedik. İyi ki görüşmedik.

Ali Vatansever: Fotoğraflar imaj istedik sadece çünkü karşılaşmanın kendi içerisinde farklı mahremi.

Onur Gözeten: Ben çok mutluyum karardan. Rızası olan insanlardan fotoğraflar aldık. Hâllerine, durumlarına baktık. Benim için en zor kısmı hafta yaptığımız konuşmalarda fark ettim. Galiba kilo vermektense benim için en zor kısmı hareket edemiyor olmaktı. Ölmeyi kabullenmeye ölmek nasıl kabullenilebilir sorusuna en işime yarayacak cevabı verebildiğim yer orasıydı galiba. Hareket edememek benim içimde olabilecek şeydi. Çok hareketli insanım çünkü, durmuyorum yerimde. Filme hazırlanırken sadece kilo vermedim, durmayı öğrendim. çok değerliydi. Hastalığın bende çarptığı yer. Otururken gözümün içinde bile şeyler boşalıyordu ama aynı zamanda şeyler kalıyordu. Hastalık galiba söndürüyor ya şeyleri. Sönmek… “Sönmek” kelimesi hastalığın oyunculuk açısından tam karşılığıydı galiba bende. Buldum cevabı,.

Nasıldı kilo verme süreci?

Onur Gözeten: 57-57,5 kiloda durmam hesaplanmıştı.

Ali Vatansever: Zararsız şekilde 57-58 kiloda durmamız anlamlı olur, diye konuşmuştuk. Kaç kilo oldun Onur en son?

Onur Gözeten: Hocam sorunca 53- 54 kilo diyordum ama 50 kiloya düştüm. 

Ali Vatansever: Bizi kandırıyormuş.

Onur Gözeten: Çünkü çok üzülüyorlardı bana “Yemek ye, sağlığın daha önemli.” diyorlardı. Ben son günlerde çorba bile içemiyordum. Ağzıma değdiriyordum, bitiyordu benim. İştahım tamamen kapanmıştı 51 kiloya kadar düşmüştüm. önceki filmden alırsak, Prestij Meselesi’nde Özcan’ı oynarken 73 kilo falandım. İki film arasında biraz kendim kilo verdim dersek, 15’e yakın kilo verdim film.

Ali Vatansever: Önermiyoruz. 

an her şey yolundadır diye düşünüyorum.
Onur Gözeten: Yolunda. Yine önermiyoruz ama iştahım yerinde. Yeme bozukluğu, hiçbir şey. Sağlıklıyım, iyiyim. haftadır insanları teselli ediyoruz “sıkıntı yok, iyiyim”.

Ali Vatansever: Filmin deneyimlerinden tanesi film bittikten sonra Onur’un sahneye çıkması. İzleyici için gerçekten iyi deneyim oluyor.

Onur Gözeten: Benim için arada.

Ali Vatansever: Oh, yüzü gülen, kilolu, canlı birisi!

Onur Gözeten: Normalde öyle olsam ben işin heyecanında oluyorum. Güzel güzel giyiniyorum.

Performans sergilemek gibi oluyor?

Onur Gözeten: benim normal hâlim. Sadece farkında oluyorum. Tallinn’ filmi ilk gösterdiğimiz günün sabahını anlatayım. Daha insanlar izlememişken basından otele iki-üç kişi geldi. Uzaktan bana bakıyorlar. Filmin deneyiminden dolayı herhâlde. Ben gülüp etrafa bakıyorum, insanlarla selamlaşıyorum, tanışıyorum. “Ya seni gülerken görmek ne kadar güzel, iyisin sen, hasta değilsin” dedikleri yerde anladım. Filmden sonra insanlara böyle hizmet sunabilirim. Gülümsemek, güzel görünmek gibi…

Ali Vatansever: tabii biz artık izlemiyoruz. Dışarıda kafamızı dayayıp müziği bekliyoruz. Müzik geldiği zaman dışarıda dans etmeye başlıyoruz. motivasyonla giriyoruz içeri.

Onur Gözeten: Müzik girdiği anda benim omuzlarım hareket etmeye başlıyor.

Üç sorum daha. Her şey yolundaysa.

Ali Vatansever: Ağlarsak kesersin.

“Yalınlaştırmak sizi tünele, tek notaya taşımak yerine sizi sarmalayan ‘Güvenli hissedilen alanda siz istediğiniz düşü görün bunda sorun yok’ diyen Umarım,öyle film olmuştur daha doğrusu.” -Ali Vatansever

Filmin büyük bölümü evin içinde geçiyor. Mekânı seçerken nasıl duygu yaratmayı hedeflediniz bugün geriye dönüp baktığınızda tercihin filmin atmosferine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Ali Vatansever: Tasarım okumamdan kaynaklı sanırım, binaya dair evin içerisine dair tahayyüllerim vardı. Finansal şartlardan dolayı İstanbul’ çekemeyeceğimizi anladık. Türkiye’nin en yaşlı ağacı Zonguldak’ta olduğu için filmin orada biteceğini biliyorduk. İstanbul – Zonguldak arasında neresi olabilir diye mekân sorumlumuz Cihan gezmeye başladık. Cihan’ın çok büyük katkısı emeği var filmde, onun ismini anmak isterim. bazı yerlere önceden gidip imajlar gönderdi. aslında benim için oyunculara nasıl karar verdiğim sorusu çok. Cihan, Bursa’ya gitti ’tan şöyle mesaj geldi: “Hazır mıyız?” video gönderdi; videoda eve giriyor koridora, arkadaki odalara bakıyor. Sonra geliyor, mutfaktan balkona çıkıyor. Balkondan baktığımız zaman “İnsanın son göreceği manzara olur ya?” diyebileceğimiz şey olmuştu. bizim için önemliydi. Ben ona alev emojisi gönderdim tamamdı. Oyunculara böyle karar verdim. İlk provada bakıyorum tamam hissi gelince devam ediyorum. Dolayısıyla kendi içerisinde benim için mekân oyuncuydu. Sanat ekibine sadece çok basit -iki cümle kurmuşum. tane çok saçma imaj göndermişim referans olarak. Sonrasında ev sıfırdan kiralandı. Bütün her şey müthiş sanat ekibimiz tarafından organize edildi. Eve girdiğin ilk andaki duygu, beş senenin vücuda gelmiş hâliydi. duygunun karşılığı yok gerçekten. Saf filmimde öyleydi, inanılmaz şeydi. Sonra sadece tablonun yerine karar vermek gibi detaylar kaldı.

Gönderdiğin “saçma” imajı sorabilir miyim?

Ali Vatansever: Işık teorisine RGB vardır. Üçlü çarktır. Kırmızı, mavi, yeşil onların kesişiminde ortadaki ışık beyaz. Ben ona üç karakteri böyle düşünmesini söyledim. Kendi içerisinde, mavi kırmızı kesiştiği yerde, yeşil mavi kesiştiği yerde farklı renk tonu ortaya çıkıyor. Üçünün kesiştiği yerde ise beyaz ortaya çıkıyor. Bunu gönderdim. Filmin görüntü yöntemiyle müzisyenle şekilde tartıştık. Üç karakteri, filmin muhtelif yerinde üçlü enstrümanlı senfoni gibi düşünün. Hepsi kendi notalarına basıyor; sadece filmin sonunda aynı notaya basıyorlar. Filmin muhtelif yerlerinde ikisi aynı notaya basabilir ama en sonunda hep birlikte aynı notaya basıyorlar. zaman film çıkış veriyor. Bunların hepsi yerden sonra yapmaya çalıştığım şeyin ayırdığına varıp ekiplere güvenme orada karar verme hâliydi. Bütün oyunun kararlarını sette aldık. Hiç storyboard falan çalışmıyorum. Storyboard nedir yani yaşta?

Onur Gözeten: Film dediğini çok hissettiriyor hocam. Sanki tüm film atonal şeyler oluyor. Sonunda aynı tona girmek beni çok rahatlattı.

Ali Vatansever: İlerliyoruz, duruyoruz. Öbür karaktere geçiyoruz. Onunla ilerliyoruz, duruyoruz. Oradan sekiyoruz, buraya gidiyoruz. yüzden slalom gibi yüzden. nedenle yalınlaştırmak sizi tünele, tek notaya taşımak yerine sizi sarmalayan “Güvenli hissedilen alanda siz istediğiniz düşü görün bunda sorun yok” diyen Umarım öyle film olmuştur daha doğrusu. Garip yani… Bunlara hâkim yönetmenmişim gibi zannediyorlar ama ben buna vardım. Film bitene kadar hepsi içgüdüydü. Hatta geçen gün, Ayvalık’ta gençlere sunum yapmamı istediler. Ben sanat klasörümü açtım. tane imajı buldum. “Ulan ben sadece bunu göndermiş olamam ekibe.” diye düşündüm. 

Ama çok anlamlıymış.

Ali Vatansever: Evet, gerçekten çok anlamlı. Ben yaşadığım şeyleri geriye dönüp anlamlandırıyorum. “Biz ne yaşadık ya?” diye düşünüyorum. Onur öyleydi. Sette yanına gittiğimde “Hocam, ben şeyler yaşıyorum” diyordu.

Onur Gözeten: Çok acayip kısmı. Ne yaşadığını bilmiyorsun ama şey yaşıyorsun görüyorsun ki yaşıyor. şekilde bunları yaşamaya devam edeceğiz işlerimizi halledeceğiz, diye düşündük.

Ali Vatansever: Filmin tek cesareti, izleyicilerden beklediğimiz tek cesaret. filmin ne üzerine olduğunu okuyan insan salona ayakları geri geri giderek gelir ya gelmez. Belki tek cesaret. ölüm haberine karşı hâlâ orada olmayı tercih etmek gibi düşünün. Hepimiz birilerini kaybediyoruz bizi hayattan kaçırtıyor, sığınağımıza atıyor. Belki tek cesaret budur. Biz işimizi yaptık, oraya gideceğiz çekeceğiz diye düşündük. Filmcilik kadar. Daha fazla büyütmemek lazım.

Filmde ailenin umut arayışının daha çok dinî inançlar bitkisel tedaviler etrafında şekillendiğini görüyoruz. Hastalık karşısında insanların başvurabileceği yollar tutunma biçimleri çok daha çeşitli olabilecekken, karakterlerin umut arayışını özellikle buradan kurmanın sebebi neydi?

Ali Vatansever: Hepsi karşılaşmalarla. Filmin ilk aşamasında görüştüğümüz onkolog “Marmara Bölgesi’nde kaplumbağa kalmadı.”. Kaplumbağa kanı iyi geliyor diye söylenti. İki tane akademisyen çocuklarını kurtarmak için Bulgaristan’ cadıya gitmiş mesela. yerden sonra ekranda gördüğümüz zaman ikna edici olmayabilir ama yaklaşan erken ölüm deneyiminin insana yaptırabileceği şeylerin sonsuzluğuna süper inanıyorum. Benim derdim sadece onu inanılabilir kılmaktı. yandan aslında üç enstrümanlı senfoni gibiydi. hareketle, böyle durum aileye çöktüğü zaman herkes kendince güvenli gördüğü, başka birilerinin giremeyeceği köşe arayışına geçiyor. Orası yerden sonra onların kaderi hâline geliyor. Reyhan için sosyal medyaydı. Sosyal medya onun için hem kaçma hem İzzet yoksa onun olmayacağı çaresizlik yumağı oluyordu. Kaderi oluyordu. Abdi ise “Allah gelsin, oğlumun canını alsın” diye işi Allah’a bırakıyor. Kendisi orada yok ama ilk başlarda kaçtığı sığınak, daha sonra tekrar hocalara gitmesine neden oluyor; oradan çare bulmasına neden oluyor. çare batıllaşıyor, cevap alamadığı için kapı kapı gezmesine neden oluyor. Böyle sarmala giriyor. İzzet aynı şekilde. Benim kendi sinema anlayışım, bunlardan tanesini tercih edip minimalist damardan mesaja varmak değil. “Yaklaşan ölüm” gibi şey ortaya atıp, onun etrafından her açıdan izleyiciyi sarmalamak istiyorum. Daha kapsayıcı olayım, hayatın kendi içerisinde damıtılmış ama maksimalist temsil yaratayım ki Zelal gelsin başka şey bulsun filmin içerisinde bulduğu şey biricik olsun istiyorum. Ben onu yaşamadım. yüzden sizlerin sordukları sorular ya izleyicilerin sordukları sorular üzerinden ben filmimi tekrar ziyaret edip tekrar şeylerin ayırdına varıyorum. Değerli olan böyle alan açmaya cesaret etmek. yüzden inançtan ya sosyal medyadan ne kadar bahsettiğimiz önemli değil benim. Sadece öyle ihtimalin orada olması önemli.



Teşekkür ederim. Son sorum ikinize. Final, filmde biriken duyguyu güçlü noktaya taşıyor. Filmin finalden önceki ritmini siz nasıl yorumluyorsunuz? final sizin için umut veren yoksa böyle sözü olmayan final ?

Onur Gözeten: Final benim için bence asla tek şey yapan final değil. Umut veriyor, üzüyor … Mutlu edip rahatlatıyor aynı zamanda. Senin söylediğin şey konuştuklarımız üzerinden, aile ritmini buluyor galiba. “Anne burası yıkılıyor.” repliği beni hâlâ çok etkiliyor. Hocamın son cevabı üzerinden aslında hâlâ konuyu hesapsız şekilde konuşuyor olmak, cevapları arıyor soruları birlikte soruyor olmak bana inanılmaz iyi hissettiriyor. Belki “Gerçekten dans ederek uğurlayabilir miyiz insanları?” sorusunu sorduran plan benim. Herkesin “dansı” farklı olabilir. Bunu düşünüyor olmak hem oyunbaz hem tatlı geliyor. Biraz ürkütücü … Sayabileceğim çok his. yüzden final en çok ölüme yaklaştığımız anlardan biri olmasına rağmen çok hayattaymış gibi hissettiriyor.

Ali Vatansever: Ritim dediğinizde zamansal şeyden bahsediyoruz. Ritim zamana dair, film izlemek zamana. zamanda filmi izlemek 20 sene öncesine göre tabii ki çok daha uzun hissettiriyor olabilir. 20 sene sonra baktığı zaman daha çekilmez gelebilir çünkü hayat aşırı hızlanıyor. yerde kırılabiliriz uzun filmler izlemek insanlara kadar ritimsiz ya yavaş vesaire gelmeyebilir. Filmin sonunda yapmaya çalıştığımız şey zaten zaman algısından çıkmak. Umut zamana dair gelecek, ölüm ihtimali, ölmeyecek olma ihtimali… Bizim dünyada, zamanda yaşarken umuda saplanma hâlimizin hepsi geleceği düşünmemizden kaynaklanıyor. filmin, en sonunda zamanı yarma insanları karakterin gelecekte ölüyor olduğunu, gelecek olduğunu unutturma hâli. yüzden karakterler bantları takıyor, anne yemek yiyip kusuyor hissizleşiyor. Benim taşımak istediğim duygu. Ritim falan yok, geleceği yok anda sadece oradayız. anda umut Umut dediğin şey nedir ki hocam? an var, yarın. Umut oluştuğu anda umutsuzluk oluşuyor zaten; umutsuzluğun kabulü oluyor. film annenin, babanın, oğlanın umutsuzluk umut sarmalından, sarkacından çıkması gerektiğini söylüyor. yüzden filmin en sonunda ritimden çıkması gerekiyor. Onun dışındaki çağdaki insanların sinemasal hızıyla, ritim hızıyla alakalı beklentilerinden ibaret. Filmin umudu, an üzerinden ürettiğini düşünüyorum. Daha zen şey bence. Ben mesela sürekli meditasyon yapıyorum. Meditasyon üzerinden hayatla kurduğunuz ilişki, durma hâli başkalaşıyor. filmin umudu gelecekten beklemek yerine, durup ânı anlamak üzerine olduğunu düşünüyorum. Ben tam olarak geçtiğimi düşünmüyorum, bunu öyle kibirli yerden söylemiyorum. hayattaki yolculuğum zaten anda olmak. yüzden benim için söyleşiyi yapmak dışında anda şey. Senden sorular almak dışında şey. Az önce üç soru kaldı diye belirtip, son soru diye hatırlattın mesela. Biliyorum senin için zamana dair şey ama benim için hiç öyle değil. Sonsuza kadar sorsan söylerim çünkü an var sadece benim. Bunda tabii ki ben yolcuyum. yüzden umut dediğimiz şey anda dünyada ılır umudu doğuruyor. Barış gibi sürü güzel kavram otomatik olarak savaşı doğuruyor, umutsuzluğu doğuruyor. Benim ontolojik olarak buna itirazım. yüzden umut vadetmiyorum. Umudu yanlış kurguladığımızı, bunu düşünmemiz gerektiğini söylüyorum. Bunca olaydan sonra, bunca yaşanmış büyük trajedilerden sonra insanlık hâlâ aynı trajedileri üretiyorsa büyülü olan taraf trajedilerin geçeceği değil; trajedilerinin sürüyor olma hâli insanlığın hâlidir. Bence durup insan olduğumuzu kutsamamız gerekiyor.

Onur Gözeten: Naçizane ben son şey ekleyebilirim. Belki hâlâ romantik bakıyor olabilirim ama en azından anda, öyle durumda bile arada yalnız olabilme umudu veriyor olabilir. Tüm hocamın anlattığı şeyler üzerinden söylüyorum. Çok âna dair umut…

Ali Vatansever: “Sevgili izleyici gelin, siz yönetmene bakmayın” diyor.

Onur Gözeten: Finalde umutlanacaksınız.

Benim yakın zamanda izlediğim en etkileyici finallerden biriydi.

Ali Vatansever: Çok teşekkür ederim. Bunu duymak çok değerli.