Bilirsiniz, “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya insan yolculuğa çıkar ya şehre yabancı gelir.”
Bugün size ikisinin aynı anda gerçekleştiği nadir hikâyeden bahsedeceğim.
Takvimler 2015’i gösterirken yazar gazeteci Pınar Öğünç fotoğrafçı Berge Arabian yola çıktı. İstikamet, Kars’ın Digor ilçesine bağlı Halıkışlak köyüydü. Nehrin karşı kıyısında, Ermenistan’ın Armavir bölgesine bağlı Bağaran vardı. Yolculuğun yanında Türkiye’den gazeteci, yanında ailesi Diyarbakır’dan Suriye’ye sürülmüş, Kamışlı’ büyümüş daha sonra Kanada’ya göç etmiş Ermeni fotoğrafçı… Beş gün boyunca karşılaştıkları insanlarla sohbet ettiler, birbirlerinin hikâyelerini dinlediler, kendi hikâyelerini anlattılar. günleri Pınar Öğünç’ün kaleminden okuyabilirsiniz.
Benim bugün, on yıl önce çıkılan yolculuğu yeniden anlatma nedenimse başka. Arabian’ın Halıkışlak Bağaran’ çektiği fotoğraflar, A5 Belgesel Projeler dizisi kapsamında kitaba dönüştü. vesileyle kendisiyle yolculuğu, sınırın iki tarafındaki yaşamı fotoğrafların anlatabildiklerini konuştuk.
Arıdan gelen umut
Arabian’ı zamanda kısa yolculuğa davet ediyorum kitabı vesilesiyle.
Bağaran’ geçirdiği son anlarda Zohrab Kohar’ın kayısı bahçesinde portrelerini çektiğini anlatıyor. Çiçeklerin etrafında vızıldayan arıyı işaret eden Zohrab’ın sözleri hâlâ hafızasında: “ arıya bakın. Türkiye tarafından geliyor, ağaçlarımızdan polen topluyor karşı tarafta bal yapmak için kullanıyor. Aynı zamanda toprağımıza tohumlar saçıyor. Her iki köyün toprağını güzelleştiriyor. düşünün, insanlık arı gibi, iyi niyetin elçisi olsaydı nasıl olurdu? gün, çiçeklerimiz arı sayesinde yaptıkları güzel balın tadına bakabilmeyi diliyorum!”
Arabian, Zohrab’ın sözleri dile getirirken gösterdiği yalın içten samimiyetten çok etkilendiğini söylüyor. nehir uluslararası sınırla ayrılan, birbirine kadar yakın iki köyü görmekse ona “Absürt Tiyatro”dan sahneyi hatırlatmış: “Birbirine çok yakın ama kadar uzak iki. Teorik olarak geçmişte olduğu gibi, nehri beş dakikada geçip karşı tarafı ziyaret edebilirsiniz. Ancak bugün bunu pratikte gerçekleştirmek için arabayla neredeyse 600 kilometre yol gitmeniz karşı tarafa ulaşmak üzere üç ülkeden geçmeniz gerekiyor. Burada ‘absürt’ kelimesi bile yaşananları tanımlamak için yetersiz kalıyor.”
Sınırların ötesinde arada yaşamak
Köylülerin ilk karşılaşmada şaşırmalarına rağmen ekmeklerini arak kendisini ağırlaması, Arabian’ın insanlara bakışını anlatıyor. İnsanları milliyetleri üzerinden tanımlamadığını söyleyen Arabian, kökenlere kültürlere ilgi duyabileceğini ancak milliyetçiliği ya kişinin geldiği yer nedeniyle kendisini başkalarından üstün görmesini hiçbir zaman anlayamadığını söylüyor. Nerede doğduğumuzun, cinsiyetimizin dünyaya geldiğimiz ailenin birer tesadüf olduğunu hatırlatan Arabian, “ tesadüften onur duyabilirsiniz ama başka insanlardan üstün olduğunuzu düşünmeye hakkınız yok” diyor.
Türkiye’den önce üç farklı ülkede büyümesinin bakış açısını şekillendirdiğini anlatan Arabian, sınırın iki tarafındaki ev sahiplerinin benzer anlayışla hareket ettiğini düşünüyor: “Ben, Ermeni olarak Halıkışlak’ta ağırlandım; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Pınar ise Bağaran’ Ermenilerle ekmeğini tı. Ne olsa arada yaşamak kadar basit.”
Arabian, fotoğraflarında belirli duyguyu aktarmaktan çok, her iki taraftaki insanların iyiliğini gündelik yaşamını görünür kılmayı amaçlamış. İki köyde insanların hayatlarını sürdürmek için mücadele ederken insanlık onurlarını korumaya çalıştığını vurguluyor. İstediği, sınırın iki tarafında hayatın kendi akışı içinde nasıl devam ettiğini göstermek. Bugün Halıkışlak Bağaran sakinleriyle yeniden karşılaşsa onlara söyleyecekleri umudu taşıyor: “İnancınızı koruyun. Sabırlı. Sınırlar bazen kapanır ama sonunda yeniden açılır. Ne yazık ki anlaşmazlıklar yaşanır. Ancak asıl mesele ki barış karşılıklı saygı olmadan insanlık ilerleyemez.”
Ortak deneyimlerin izinde
Farklı ülkelerde büyümek çeşitli kültürlerle karşılaşmak, Arabian’ın insanlara yaklaşımını şekillendirmiş. Kültürlerin hem kendi kültürüne benzeyen yanlarını hem coğrafi farklılıklarını merak eden fotoğrafçı, annenin çocuğu için duyduğu acının dünyanın her yerinde aynı olduğuna inanıyor. Ona göre annelik sınırlarla, dinle ya ırkla tanımlanamaz. Bağaran Halıkışlak’ta Azeri ya Ermeni olsun, insanları ortak biçimde şekillendiren evrensel koşulları görünür kılmayı amaçlamış.
Arabian, fotoğrafçılığın Türkiye Ermenistan gibi ortak karmaşık geçmişi an iki toplum arasında karşılıklı anlayışı geliştirebileceğini düşünüyor. kültürler hakkındaki bilgisizliğin korku, şüphe nefreti besleyebildiğini belirten fotoğrafçıya göre, insani duyarlılıkla çekilen fotoğraflar, farklı kimliklere tarihsel çatışmalara rağmen insanların ortak değerlerini görünür kılabilir. Böylece insanlar “tarihsel düşman” olarak gördüklerine daha açık fikirli yaklaşabilir, onları kendileriyle eşit insanlar olarak görebilir. Arabian, bunun karşılıklı saygıyı barış içinde arada yaşamayı destekleyeceğine inanıyor.
fotoğraf albümünün hikâyesi
Bağaran Halıkışlak fotoğraflarını kitaplaştırma fikri, Arabian’ın arkadaşı, fotoğrafçı Kemal Cengizkan’dan gelmiş. Fotoğraf kitabı yayımlamanın yüksek maliyetlerine alternatif yol geliştiren Cengizkan, tasarımdan baskıya tüm süreci üstlenmiş; Arabian ise hikâyelerinden birini seçerek fotoğrafları göndermiş. İlk albümü için çalışmayı seçen Arabian, coğrafi sınırların yarattığı absürtlükleri ortak geçmişi an iki ülke arasındaki barış arzusunu ele aldığını söylüyor.
Arabian’ın mesajının merkezinde Türklerin Ermenilerin aynı toprakların çocukları olduğu düşüncesi. İki toplumun din ırk farklılıklarından çok daha fazla ortak noktası olduğunu vurgulayan fotoğrafçı, insanların gündelik mücadelelerini, umutlarını, sevinçlerini korkularını tığını hatırlatıyor. Ona göre uzlaşma barış içinde arada yaşamaktan başka seçenek.
Unutulmanın önüne geçmek
A5 Belgesel Projeler dizisi, Berge Arabian’ın fotoğraflarının yanı sıra bugüne dek birçok fotoğrafçının çalışmalarını yayımladı.
Projenin arkasındaki isim Kemal Cengizkan, belgesel fotoğraf projeleri üreten pek çok fotoğrafçı olmasına rağmen Türkiye’ çalışmaları yayımlayacak yeterli kanal bulunmadığını söylüyor. İnternette yayımlanan işlerin süre sonra unutulabildiğini hatırlatan Cengizkan, nedenle belgesel fotoğraf projelerini kitaplaştırmaya karar vermiş. “ çalışmanın basılı olması çok önemli. Elden ele geçiyor, zamana direniyor” diyen Cengizkan, kitapların hem benzer işler üreten fotoğrafçılara örnek olmasını hem okurları farklı konularda bilgilendirmesini istiyor. Fotoğrafın konuyu anlatırken daha aydınlatıcı akılda kalıcı olduğunu düşünen Cengizkan, yayınları şimdilik kendi imkânlarıyla sürdürüyor. Yakın zamanda yayın grubu oluşturarak albümlerin daha geniş kitlelere ulaşmasını hedefliyor.
Yayınevi, Murat Germen’in “Sonsuza Kadar Yan Yana” adlı çalışmasında Mersin’in çok kültürlü hafızasını, Banu Ertok’un “Koruçam Maronitleri” kitabında Kıbrıs Maronitleri’nin yaşamını, Kemal Cengizkan’ın “Nur Berberi” “Sulukule 2007” çalışmalarında İstanbul’un gündelik hayatını kentsel dönüşümün izlerini, Yusuf Aslan’ın “Yangın Sonrası Yine Yangın”ında yangın bölgesinde güvencesiz koşullarda çalışan işçileri, Özlem Günel’in “Pindasos’un Kayaları” çalışmasında doğa talanına karşı verilen mücadeleyi, Hüsamettin Bahçe’nin “Bağdat Palas Oteli” kitabında Diyarbakır’ın kent hafızasını, Serkan Çolak’ın “Şifalı Sular” çalışmasında Anadolu’nun termal kaynaklarını belgeleyen fotoğraf projelerini Dora Günel’in “Aşkın Gölgelerin Kadınları”nda aşk hikâyelerinden yola çıkarak coğrafyanın acılarla örülü tarihine, kimlik bellek hikâyelerine uzanan anlatıları yayımladı.