Ailesi 1993’te köy boşaltmaları nedeniyle İstanbul’a göç eden sanatçı Dilan Cudi Saruhan, 2017’ politik nedenlerle tutuklandığında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü öğrencisiydi. Mayıs 2024’te tahliye edildikten sonra yarım kalan eğitimini tamamlayarak mezun oldu yüksek lisansa başladı. Cezaevindeyken Çanakkale’ kişisel sergisi açılan, tahliyesinin ardından çeşitli karma sergilere katılan Saruhan, ilk kez kişisel sergisinin açılışında bulunabiliyor. Kendi deyimiyle, dünya için küçük ama kendisi için büyük adım.
Saruhan’ın cezaevi öncesinde, cezaevinde tahliyesinin ardından ürettiği işleri araya getiren “ İhtimal Gökyüzü”, Depo’ ziyarete açıldı.
Sergi, hayal gücünün en sınırlı koşullarda bile nasıl yeni ilişkiler kurabildiğini gösteriyor. Her şeyin kontrol altında tutulduğu, içeri alınan kıyafetlerden renklerine kadar gündelik hayatın her ayrıntısının denetlendiği hapishanede salça kapaklarından makyaj malzemelerine, saçlardan atletlere uzanan her şey birer üretim aracına dönüşüyor. Saruhan, kısıtlı malzemelerle yalnızca sanat üretmenin değil, dayatılan sınırların içinden kendine ifade alanı açmanın yollarını arıyor. Ortaya çıkan işler, sanatın en beklenmedik koşullarda bile yeni biçimler anlamlar yaratabileceğini hatırlatıyor.
Beni Depo’ sanki uzun zamandır tanışıyormuşuz gibi içtenlikle karşılayan Dilan Cudi Saruhan’la “ İhtimal Gökyüzü”nü, cezaevinde dışında değişen üretim biçimlerini ihtimallerin mümkünlüğünü konuştuk.
“ İhtimal Gökyüzü”, 21 Kasım’a kadar Depo’ ziyaret edilebilir. Sergiye eşlik eden söyleşi etkinlik programı için Depo’nun internet sitesini sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz. Serginin sonraki durakları İzmir Diyarbakır olacak. Saruhan, “Başka şehir, başka ülke, başka yer isterse neden olmasın?” diyerek tüm ihtimallerin mümkünlüğünü hatırlatıyor. Bizden söylemesi.
“ İhtimal Gökyüzü” sergisinin adındaki “ihtimal” kelimesinden başlamak istiyorum. Gökyüzü sizin için neden ihtimal, sergiye dair ne söylüyor isim?
Gökyüzü, insan için somut olarak özgürlüğün, açıklığın nefes alma alanının ifadesi. Ama insanların gökyüzü ihtimali özgürlüğe ulaşma ihtimalleri üzerine pek konuşmadığımızı düşünüyorum. Ben ihtimali ele alıyorum. Gökyüzünden çok, gökyüzüne giden ihtimali, gökyüzü hayallerini odağına alan sergi. Sergide üç döneme ait işler var: Cezaevine girmeden önceki dönem, cezaevi dönemi sonrası. çalışmada daha çok mekân üzerine düşünceler. 2017’ yaptığım mekânsal analizlere cezaevine girdiğimde, daha dar ortamdan baktığımda, dışarıdayken yaptığım çalışmaların çok daha dar olduğunu gördüm. Cezaevi konuda ufkumu.
Hapishaneler, iktidarın insanı dönüştürmek, denetlemek ıslah etmek üzere kurduğu mekânlar. Ama son cümlenden anlıyorum ki sizin için tam tersi olmuş, “ufkumu açtı” diyorsunuz. İnsanın bulunduğu yere adapte olması yoksa direnme şekli durum?
İnsan bulunduğu koşullara uyum sağlayabilen varlık. Ama noktada hayal gücü bambaşka dünya, başka evren açıyor. İnsan, içinde bulunduğu ortamın koşulların sunduğu imkânları değerlendirebiliyor. Ben bunu yapanlardan biriyim. Mesela sergide gördüğün işimde salça kapakları. Ama bunların salça kapağı olduğunu anlamazsın. Kullandığım kurutulmuş çiçekler, makyaj malzemeleri, kalem mürekkepleri ya cezaevinden önce yaptığım video art buna örnek.
Parmak izi videosunu sormak istiyorum. Mekân sınır meselelerinin yanı sıra devletin birey üzerindeki denetimini ele alıyorsunuz. Parmak izi uygulaması üzerinden neyi anlatmak görünür kılmak istediniz?
Orada yine mekân sınır meseleleri üzerine tartışmalar. dönemde gözaltı süreci yaşamıştım. Serbest bırakılmıştım ama hakkımda yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol kararı vardı. Ben denetimi, bürokratik denetimi aşabilme ihtimalleri üzerine kafa yormuştum. İşlerimde hiciv ironi yapmayı seviyorum. çalışmada dalga geçme hâli vardı. Çünkü sistem, devlet senden şunu istiyor: “Her ay aralıklarda gel, karakola parmak izi.”
Belki bunu anlamlandırmakta zorlanıyoruz ama aslında modern şiddet biçimi. Sistem sana, “Benim imgemle karşılaş” diyor. Karakola gidiyorsun, kolluk kuvvetleriyle karşı karşıya geliyorsun psikolojik şiddete maruz kalıyorsun. Üstelik karşılaşmayı düzenli olarak yaşamaya zorlanıyorsun. Bunun farkında olsan olmasan zamanla bunu normalleştirmeye, hayatın olağan parçasıymış gibi görmeye başlıyorsun. Oysa öyle değil. Bunlar çok büyük travmalara yol açabilen şeyler. Parmak izi çalışmasını biraz denetimi görünür kılmak, teşhir etmek ifşa etmek üzerinden ürettim.
Hapishanede geçirdiğiniz yedi yılı nasıl anlatırsınız?
Yedi yıl boyunca tutuklu yargılandım, hiç hüküm giymedim. “Dilan cezayı aldı, kadar süre kalacak, tarihte çıkacak” diye durum hiç olmadı. Sürekli belirsizliğin içinde yaşıyorsunuz. Bugün çıkabilirsiniz, yarın. Yedi yıl boyunca geleceğinizi ihtimal üzerinden kurmaya çalışıyorsunuz. Devlet, yargılama sistemi üzerinden belirsizliği şiddet biçimine dönüştürüyor; psikolojinizi altüst ediyor, yıllarınızı alıyor.
Üretmek, sanatla kendini ifade etmek nasıl alan açtı size orada?
Böyle ortamda insanın kendine alan açması gerekiyor. Ben dört duvar arasında, kadınlarla birlikte bunu yapmaya çalıştım. Okumalar yaptım, sohbetlere teorik tartışmalara katıldım, üretmeye çalıştım. Ama üretim olanakları çok kısıtlıydı. Örneğin, boya satışı yasaktı ama göz kalemi ruj gibi makyaj malzemeleri satılıyordu. Ben bunları resim yapmak için kullandım. Sergideki kâğıt işlerine baktığınızda, kullanılan malzemenin makyaj ürünü olduğunu anlamayabilirsiniz.Kalem mürekkeplerini akıtarak yaptığım resimler, kâğıdı kahveye batırarak ürettiğim işler. Kendi bedenimden kestiğim arkadaşlarımın bana verdiği saçlarla uzun köprü yaptım. Bütün bunlar, kısıtlı koşullarda üretmenin denetimi aşmanın yollarıydı.
Sanat aktivizm arasında nasıl ilişki var sizin için?
İkisini birbirinden ayrı düşünmüyorum. Hem insan hakları mücadelesinde yer aldım hem mücadelenin sanatta nasıl estetik ifadeye dönüşebileceği üzerine düşündüm. Cezaevinde yaptığım atletler arayışın parçasıydı. işler bana Penelope’yi hatırlatıyor. Bugün Odysseus’u, İthaka’yı Penelope’yi çok konuşuyoruz. Penelope’nin kendi alanını korumak için yirmi yıl boyunca gündüzleri dokuyup geceleri söktüğünü biliyoruz. Biz genellikle onun Odysseus’u beklediğini düşünürüz ama kendi İthaka’sını başkasına teslim etmemeye çalışır. Ben resimlerimde çizimlerimde biraz bunu yapmaya çalıştım. Cezaevinde annem kazak örüyordu, ben kazakları söküyordum. Sonra çıkan ipleri yeniden işleyerek atletlerin üzerine desenler yapıyordum. tercihin pratik nedeni vardı. Cezaevinde kıyafetler sayılarla, kotalarla belirleniyordu. Üç tişört, üç gömlek alabiliyordunuz ama bedeninize temas eden iç çamaşırı gibi giysilerde böyle sınır yoktu. Ben atletleri kullanarak istediğim kadar üretim yapabildim. Sistemin kendi kuralları içinden imkân çıkardım.
Cezaevine girmeden önce ürettiğiniz işler, cezaevindeki üretimleriniz tahliye sonrasında yaptıklarınız arasında nasıl diyalog kuruyorsunuz? Yedi yıl boyunca değişen sizle birlikte sanata onu direniş alanı olarak görme biçiminizin değiştiğini düşünüyorum. üç dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Üretimlerimi kişisel deneyimlerimden yola çıkarak yapıyorum; bireyi toplumdan ayrı görmüyorum. Kürt olarak dünyada varoluşsal sorunlarım var bunlar işlerime yansıyor. Yedi yıllık cezaevi deneyimim serginin önemli parçası. Tahliye sonrasında yaptığım şemsiye, kovuk kâğıttan beden gibi işler, dışarıda süren denetim güvensizlik hissinin izdüşümleri. Şöyle ki cezaevinde kadınlarla kolektif hayat sürerken dışarı çıktığımda bireyin yalnızlığıyla karşılaştım. ciddi kırılmaydı. Şemsiye kovuk gibi işlerim, korunma, sığınma güvende olma ihtiyacından doğdu. Tahliye sonrası yaptığım ilk işin şemsiye olması bence dikkat çekici. Cezaevindeyken, 2022’ şemsiye çizmişim. bağlantıyı sergiyi kurarken fark ettim. Bazı işlerimi bilinçli, bazılarınıysa farkında olmadan üretmiştim; sonradan aralarındaki ilişkiyi gördüm.
Hayatınızın önemli bölümünü cezaevinde geçirdiniz sergi deneyimle yakından ilişkili. İşlerinizin cezaevi deneyimi üzerinden okunması ya deneyimin dramatikleştirilmesi konusunda çekinceniz var ?
konuda bütün görüşmelerde şunu söylüyorum: Cezaevine girdiğimde sanatçıydım, aynı zamanda sanat öğrencisiydim. İmkânlarım olanaklarım ancak kadarına elverdi. Tahliye oldum benim hikâyem. Birçok sanatçı kendi deneyimlerinden yola çıkarak üretim yapıyor. Ancak bundan sonra “cezaevi sanatçısı” olarak anılmak istemiyorum.
Dramatize edilmekten çok rahatsızlık duyuyorum. 2022’ cezaevindeyken Emre Zeytinoğlu Görülmüş Mektup sergisini yapmak istediğinde bunu kendisine söyledim. Mektuplarımdan çizimlerimden yola çıkarak sergi hazırlamayı düşündüğünü söylediğinde, “Hocam, beni klişelerden uzak tutun, dramatize etmeyin” dedim. acıtasyon nesnesine dönüşmek istemiyorum. Ben politik sanatçıyım politik nedenlerle cezaevine girdim. dönemde “cezaevi sanatı” diye kavram ortaya çıkmıştı ama böyle kategorinin beni tanımladığını düşünmüyorum. Ben cezaevi sanatçısı değilim. Sergiyi gezen hayat hikâyemi bilenlerin işlerimdeki ilişkiyi anlayabileceğini düşünüyorum.
Cezaevi hayatımın durağıydı, hayatımın kendisi değil. Bundan sonra başka şeylerle ilerleyeceğim. Örneğin, cezaevine girdiğimi bilmeseydiniz duvardaki çizimler, kâğıtlar olmasaydı, serginin cezaevinden çıkmış sanatçıya ait olduğunu anlar mıydınız? Sergide heykeller, yerleştirmeler video Bence izleyicilerin üzerine düşünebileceği tartışabileceği sorulardan.
Buraya gelen, seni tanımayan izleyicilerle sohbet etme fırsatın oldu ? İşlere nasıl tepkiler verdiler, sergi üzerine neler söylediler?
Bazıları şemsiyemden bahsetti. Şemsiye, cezaevinden ilk çıktığımda hissettiğim korunma güvende olma ihtiyacından doğdu. Ama aynı zamanda özsavunma hâli duygu, çeşitli varyasyonlarla kendini gösterdi. Son varyasyonu ise yerde duran, titreyen, ters dönen, kendi vücut biçimini bozan; inorganik formdan organik forma, örümceksi yapıya dönüşen şemsiye. Meşru savunma hâlinden tekinsiz şeye dönüştü. Titriyor, titrediğini gösteriyor. Hareket hâlinde olabileceğini gösteriyor. Kâğıt işiyle ilgili barış annesi,“Vakti zamanında bizim böyle faili meçhullerde beton dökülen bedenler geldi aklımıza” dedi mesela. benim için çok özel Tekinsizlikten, artık korunma meselesinin ötesine geçtiğinden söz söyleme hâline dönüştüğünden bahsedenler. Bunun yanı sıra saçların kendileri için çok başka, özel yerde olduğunu söyleyenler vardı. Ses dalgası ifadesini kullananlar.Başka biri şemsiyenin içine girip onu deneyimlemek istedi. Şemsiye, anlamda insanı koruyan saklayan Saklanma anlamında söylüyorum. barınma alanı sunuyor. Çünkü hepimizin gerçekten alanlara ihtiyacı. Bence kendi içimize döndüğümüzde bunu biraz görebiliriz.