Son dönemde Türkiye-Azerbaycan hattında yaşanan gelişmelere dışarıdan bakıldığında, görünürde birbirinden bağımsız üç farklı kriz başlığı öne çıkmaktadır: BM Genel Kurulu’nda İsrail Başbakanı Netanyahu’nun konuşması sırasında Azerbaycan temsilcisinin salonu terk etmemesi, hemen ardından Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in “ne aldıysak paramızla aldık” şeklindeki Türkiye’yi hedef alan çıkışı son olarak okullarda başlatılan başörtüsü yasağı.

Yüzeysel okumayla birbiriyle alakasız duran üç olay, aslında Bakü’deki karar alıcı aklın birbirine bağladığı adım adım tırmandırdığı sistematik stratejinin parçasıdır. Yani meselenin özünde; sosyal medyadaki yönlendirilmiş hesapların ne yazdığı, Aliyev’in sözleri kime söylediğini iddia ettiği veya Azerbaycan yönetiminin ne kadar “laik” olup olmadığı tamamen önemsiz birer teferruattır. Bütün suni tartışmalar, argümanlar yasaklar; yalnızca Ankara ilişkileri bilinçli şekilde germek belirli meşruiyet zemini inşa etmek için kullanılan operasyonel birer enstrümandan ibarettir. yazıda ise yaşanan kriz olaylar kronolojik sıra incelenecektir.

Başlangıç

24 Eylül’ BM Genel Kurulu’nda İsrail’in soykırım suçlusu Başbakanı Bünyamin Netenyahu konuşma gerçekleştirdiği sırada onlarca ülkenin temsilcisi salonu terk ederken Azerbaycan temsilcisi salonda kaldı. BM Kürsüsünde Türkiye’ye iftiralar atarken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alırken Azerbaycan temsilcisi ise Netenyahu’yu dinlemeye devam.

Türkiye konuda hiçbir resmi tepki göstermezken Türk kamuoyunda düşük sesli itirazlar Azerbaycan’a karşı eleştiriler yükselmeye başladı. Türkiye tarafında çeşitli kişiler Azerbaycan’a yönelik çok sert ağır eleştiriler getirse kamuoyunun genelinde henüz büyük infial oluşmamıştı. Zaten süreçten aylar önce Azerbaycan’daki inorganik hükûmete bağlı olduğu belli olan bazı isimler, Türk kamuoyunda İsrail’i aklama çalışmaları yürütüyordu. İki cephenin meseleye aşırı duygusal yaklaştığı düzlemde, Azerbaycan tarafı Türkiye’deki her sosyal medya mesajından, her gazete manşetinden tetiklenir hale geldi.

Aliyev’in sözleri

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 2 Ekim’ iktidardaki Yeni Azerbaycan Partisi’nin 8. Kurultayı’nda yaptığı konuşmasında ise üstü örtülü şekilde Türkiye’yi hedef aldı sözleri açıkça kullandı:

  • İhtiyacımız olduğu zaman bize hiç kimse yardım etmedi.
  • Ne aldıysak kendi paramızla aldık. Buna tüm silahlarımız dahil.
  • Onları dünya fiyatları üzerinden, son mermiye kadar kendi paramızla satın aldık.

Oysa biz tutuma söylemlere yabancı değiliz. Vatan Muharebesi öncesinde Türk savunma firmalarının dışlanması nedeniyle epey Azerbaycanlı sosyal medyada karşı karşıya gelmiş bunun yanlış olduğunu anlatmaya çalışmıştık. Hatta dönem Fransa’dan savunma alımları yapılarak Fransa’nın Azerbaycan’ın yanına çekilebileceğine inananlar bile vardı. Elbette zafer Azerbaycan’ındır, kimse zafere ortak olmaya çalışmıyor. Ancak biz Türkiye’ kendi bürokrasimizi, kendi hamlelerimizi bile acımasızca eleştirirken, Azerbaycan tarafının kadar duygusal alınganlık göstermesi oldukça manidardır.

Her ne kadar Azerbaycan destekli troll hesaplar sözlerin İran’a yönelik olarak dile getirildiğini söylese lafların tüm yönü Türkiye’yi gösteriyordu. Aliyev galiz sözlerden yaklaşık yıl önce Haziran 2025’te sözleri dile getirmişti;

“Erdoğan’ın savaşın ilk saatlerinden itibaren bize gösterdiği siyasi manevi destek, Türk halkının bizimle birlikte olması gücümüze güç kattı. Biz tarihi adaleti yeniden sağladık. Bugün Azerbaycan halkı, kendi ezeli topraklarında rahat güvenlik içerisinde yaşıyor. Azerbaycan Mahallesi’nin kurulmasının çok güzel hadise olduğunu belirten Aliyev, “Biz iyi günde kötü günde daima birbirimizin yanındayız. Birbirimizin gücünü artırıyoruz. Bugün Türkiye Azerbaycan’ın birlik kardeşliği sadece bölgemizde değil, dünya çapında önemli faktördür. Güvenlik, işbirliği, gelişme kardeşlik sembolüdür.” 

hadisenin hemen arkasından Azerbaycan devlet ajansı APA, Türkiye’den İsrail’e “456 gemi seferi” haberini yaptı. Türkiye limanlarından İsrail’e gemi trafiğinin sürdüğünü iddia ettiği yazıyı ise yayımlanmasından birkaç saat sonra kaldırdı.

Tüm gelişmelerin ardından Türk kamuoyunun Azerbaycan’a yönelik tepkisi artarken Azerbaycanlı devlet destekli arka planı belirsiz çok sayıda hesap Türkiye’ye yönelik sert eleştirilerin yanı sıra hakarete varan ımlara yer verdi.

Gerilim tırmanırken bardağı taşıran son damla ise Azerbaycan resmi devlet televizyonu AzTV başörtülü öğrencileri hedef alan ım yaptı.

Hansı məktəbdə oxuyardınız? – Seçim sizindir#AZTV #məktəb #azərbaycan./xrsHLm2FoO

— AZTV () October 9, 2026

Azerbayacan Bakanlar Kurulu, 21 Eylül’ öğrencilere, 6 Ekim’ ise öğretmenlere yönelik kılık kıyafet düzenlemesini onaylamıştı. ımın ardından Azerbaycan’ın çeşitli yerlerinden başörtülü öğrencilerin öğretmenlerin okula alınmadığına dair videolar ımlar gelmeye başladı.

Azerbaycan’ın uçak oyunu

İsrail Cumhurbaşkanı İzak Herzog’un Bakü ziyareti sırasında Azerbaycan’a ait uçakla seyahat etmesi, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde son dönemde yaşanan gelişmeler bağlamında dikkat çeken başka başlık olarak öne çıktı. İsrail Cumhurbaşkanı Herzog, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ Cumhurbaşkanı İlham Aliyev araya geldi. Ziyaretin dikkat çeken ayrıntısı ise Herzog’un, Azerbaycan’a ait uçakla taşınmasıydı.

Kasım 2024’te, COP29’a katılmak üzere Bakü’ye gitmesi planlanan Herzog’un uçağının Türk hava sahasını kullanma talebinin Ankara tarafından kabul edilmediği bildirilmişti. gelişmenin ardından Azerbaycan’ın Herzog’a kendi uçağını tahsis etmesi, yaşanan son kriz. Keza uçağın Herzog’u Türk hava sahası üzerinden taşıyacağının Türkiye’ye bildirilmediği belirtildi.

Dikkat çeken ayrıntı ise uçakla ilgili ımlarda öne çıkan “Şuşa” ismi. Türkiye Azerbaycan arasındaki askerî siyasi iş birliğinin sembollerinden biri olan 2021 tarihli Şuşa Beyannamesi’ni hatırlatıyor. nedenle, Azerbaycan’a ait isimle anılan uçağın İsrail Cumhurbaşkanı’nın ulaşımında kullanılması, iki ülke arasındaki ittifak ilişkileri açısından sembolik tartışmayı beraberinde getirdi.

🇮🇱İsrail Cumhurbaşkanı 🇦🇿Azerbaycan uçağı Bakü'ye gitti

🔸İsrail Devlet Başkanı İshak Herzog, Bakü' Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev görüştü.
🔸Kasım 2024'te 🇹🇷Türkiye, COP29 için Bakü'ye gitmek isteyen Herzog'un uçağının Türk hava sahasını kullanma talebini…./KszcrxJQpB

— Defence Turk () October 14, 2026

Azerbaycan’ın krizi tırmandırma isteği

Krizin ilk evrelerinde diplomatik itidalle hareket ederek Aliyev yönetiminin üstü örtülü açıklamalarına resmi tepki vermekten kaçınan Ankara, gelinen noktada başörtüsü kısıtlamaları nedeniyle kendi muhafazakâr tabanından yükselen ciddi siyasi tazyikle karşı karşıya kalmıştır. Azerbaycan menşeli yönlendirilmiş sosyal medya hesapları, krizin faturasını “ilişkileri İran bozuyor” argümanı üzerinden savuşturmaya çalışsa eğitim hakkı elinden alınan başörtülü öğrencinin veya mesleğinden edilen öğretmenin İran’ın bölgesel politikalarıyla nasıl organik bağı olduğuna dair rasyonel hiçbir açıklama sunulamamaktadır. Söz konusu kılık kıyafet kısıtlamaları, Türkiye’nin FETÖ mücadelesinde olduğu gibi devlete nüfuz etmiş spesifik radikal yapıyı tasfiye etme amacı taşımaktan ziyade; temel inanç hürriyetini hedef alan sistematik baskı mekanizması hüviyetindedir. Özellikle Azerbaycan devlet televizyonu AzTV üzerinden servis edilen yayınlar yürütülen medya kampanyası; Türkiye’ dönem 28 Şubat zihniyetinin sıkça başvurduğu, çağ dışı sığ ‘Suriye Baas Partisi’ propagandasının ötesine geçememektedir.

Azerbaycan konuyla ilgili yapılan yorumları engellemeye çalışıyor. Örneğin Azerbaycan Başsavcılığı, Türk vatandaşı Şanlıurfa Olay gazetesinin köşe yazarı olan 1975 doğumlu Celal Çiftçi’ye şiddet yoluyla iktidarı ele geçirme çağrısı, ülkenin anayasal düzenini zorla değiştirme girişimleri dini nefreti kışkırtma iddialarıyla ilgili olarak cezai soruşturma başlattı. Resmi açıklamaya göre soruşturma, çeşitli kişiler tarafından sosyal medyada ılan materyallerle ilgili. Başsavcılık, Azerbaycan’ iktidarın zorla ele geçirilmesini teşvik ettiği dini nefret düşmanlığı kışkırttığı iddia edilen sosyal medya ımlarına ilişkin alınan bilgiler üzerine soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Gelinen noktada, İsrail eksenli gelişmelerin gölgesinde kademeli olarak tırmanan Azerbaycan-Türkiye ilişkileri, tarihi kırılma noktasının ciddi sınamanın eşiğinde bulunmaktadır. Zira iki ülke arasındaki bağlar, yüzeydeki söylemlerin ötesinde oldukça karmaşık çok katmanlı dinamikler barındırmaktadır. Türk kimliği etrafında şekillenen müttefiklik ruhunun yanı sıra; mezhepsel fay hatları, tarihsel rekabet alanları, değişen jeopolitik konjonktür neticesinde Bakü’nün Ankara’ya duyduğu stratejik ihtiyacın azalması Aliyev yönetiminin iç politikaya yönelik pragmatik manevraları, süreci şekillendiren başlıca parametrelerdir. Bütün faktörlerle birlikte mevcut krizi derinleştiren en temel etken, Azerbaycan iktidarının katı ‘seküler’ devlet aklı Türkiye sosyolojisinin ‘muhafazakâr’ hassasiyetleri arasında uzun süredir sümen altı edilen yapısal uyuşmazlığın açık çatışmaya dönüşmesidir.

Bakü yönetiminin süreçteki örtülü stratejisi, Türkiye’yi kasıtlı olarak reaktif konuma itmek İsrail geliştirdiği angajmanlara alan açacak meşruiyet zemini inşa etmektir. doğrultuda, Türkiye’nin olası eleştirileri peşinen “iç işlerine müdahale” olarak etiketlenmekte suni diplomatik mağduriyet anlatısı kurgulanmaktadır. Geçmişte Türkiye’deki kamuoyu tartışmalarında Aliyev yönetimine yöneltilen tarihsel siyasi eleştirilere pragmatik tolerans gösterilirken, bugün seçici hassasiyetle kriz üretilmesi stratejinin açık göstergesidir.

Ancak Azerbaycan karar alıcılarının göz ardı ettiği kritik husus şudur: Tel Aviv merkezli dış politika vaatlerinin bölgede yaratabileceği istikrarsızlık sarmalı, Bakü’yü orta vadede Türkiye’nin güvenlik garantörlüğüne yeniden muhtaç bırakma riski taşımaktadır. Yakın geçmişte Suriye sahasındaki maksimalist politikaları sırasında benzer rasyonellikten uzak özgüven sergileyen İran’ın, bölgesel izolasyona düştüğünde içerideki ayrılıkçı tehditlere karşı Türkiye’nin dengeleyici duruşuna yaslanmak durumunda kalması önemli tarihsel emsaldir. Sonuç itibarıyla; Türkiye’nin sınırlarında İran’ın istikrarsızlaşması İsrail destekli yeni nüfuz alanlarının oluşması Ankara için ne kadar büyük jeopolitik tehdit teşkil ediyorsa, Azerbaycan’ın mevcut dış politika yöneliminin bölgesel risk planlarına entegre olma ihtimali ikili ilişkileri denli ciddi tehlikeye atmaktadır.

Türkiye Sadece Silah Satıcısı ?

Aliyev yönetiminin “Ne aldıysak kendi paramızla aldık” şeklindeki siyasi çıkarcı söylemi, sahadaki askeri gerçekler karşısında tamamen hükümsüzdür. Zira Türkiye, Vatan Muharebesi sürecinde İsrail, Rusya veya tedarikçiler gibi yalnızca “silahını satıp köşeye çekilen” tüccar olmamıştır. Gerçekler son derece nettir: Savaşın en sıcak günlerinde, cephede Azerbaycan ordusunun mühimmat stokları alarm verdiğinde, Ankara doğrudan kendi askeri depolarından müttefiklerinden acil mühimmat takviyesi yapmış; hatta kendi envanterindeki aktif İHA’ların elektronik sistemlerini söküp Bakü’ye gönderecek kadar sınırları zorlayan, hiçbir paranın satın alamayacağı lojistik fedakârlık sergilemiştir.

Dahası, Türkiye’nin sağladığı asıl oyun değiştirici güç, dünyada hiçbir devletin sadece “parası ödendiği” için başkasına sunmayacağı devasa istihbarat elektronik harp kapasitesidir. Türk Hava Kuvvetleri’ne ait E-7T Barış Kartalı (HEİK) uçakları Türkiye KORAL / REDET-II gibi stratejik sistemler sayesinde, Ermenistan ordusunun kamufle olmuş hava savunma ağı pasif olarak dinlenmiş, tüm radar lokasyonları anlık olarak haritalandırılmıştır. Azerbaycan’ın sahada icra ettiği övündüğü kusursuz nokta atışı operasyonların temelinde, Türkiye’nin sağladığı devasa sinyal (SIGINT) elektronik (ELINT) istihbarat şemsiyesi yatmaktadır.

Bununla kalınmamış; muharebenin kazanılmasındaki en kritik yapıtaşı olan “Ağ Merkezli Harp” mimarisi tamamen Türk savunma sanayii kurmay aklı tarafından sahaya inşa edilmiştir. Azerbaycan’ın envanterinde bulunan birbirleriyle hiçbir organik bağı olmayan İsrail, Rus Belarus menşeli sistemlerin SİHA’ların tek merkezden yönetilebilmesi, ASELSAN’ın HAKİM Hava Komuta Kontrol Sistemi TASMUS altyapısı sayesinde mümkün olmuştur. TSK’nın Suriye Libya’ kanla test ettiği askeri doktrinler Bakü’ye doğrudan aktarılmıştır. Bahse konu aktarım varlık hem üçüncü taraflara karşı caydırıcılık inşa etmiş hem savaşta büyük avantaj sağladı.

Yeni yükselen riskler: Türk ürünleri tehlikede olabilir

Eylül 2026’ Bakü’ düzenlenen ADEX 2026 fuarı sırasında Türkiye, Azerbaycan dizi savunma sanayii anlaşması daha imzaladı. Özellikle ASELSAN’ın ALP-100 radarı, ANTIDOT EH sistemi, ROKETSAN’ın BARBAROS kıyı savunma sistemi BAYKAR’ın Mızrak akıllı dolanan mühimmatı gibi kritik ürünlerin ihracatı için sözleşme imzalandı.

🇹🇷ASELSAN, ALP-100 radarının 🇦🇿Azerbaycan’a tedarikine ilişkin mutabakat muhtırası imzaladı.
📎./OYPLQ7o0yg

— Defence Turk () September 30, 2026

Azerbaycan’ın İsrail’in güdümünde daha çok hareket etmek için yürüttüğü bilinçli mağduriyet politikası meyvelerini verirse ihraç edilen kritik savunma sanayii ürünlerinin ihracatına dair belirli kontrol mekanizmalarının hesaplanması gerekmektedir. İsrail için Türkiye olan ilişkilerini ani yüksek düzeyde baltalama potansiyeline sahip olan Azerbaycan’ın ürünlere ait tüm detayları inceleme imkanını İsrail’e sunması mümkündür.

ABD’ gündemde olan ara seçimlerden sonra ABD’nin İran’a yönelik çok ağır saldırılar yapacağına dair “tevatür” seviyesindeki haberler artmaktadır. haberlere bakıldığında Azerbaycan’ın ani manevraları daha çok anlam kazanmaktadır. İsrail’in, Azerbaycan’ı; İran’ı parçalamak büyük Azerbaycan’ı kurmak üzere hesaplara ikna etmesi zorlama ancak imkansız olmayan ihtimal olarak masada durmaktadır.

Defence Turk Genel Yayın Yönetmeni. Kocaeli Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı mezunu amatör fotoğrafçı. Teknoloji, otomotiv uluslararası ilişkiler meraklısı. Savunma sanayii araştırmacısı.