Sinan Biçici’nin 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması seçkisinde yer alan filmi Patates Kızartması; figüranın ünlü oyuncuyla tanışıklığı sayesinde sette değişen dengelerden yola çıkarak, insanın değerinin kimleri tanıdığına göre belirlenmesini mizahi dille tartışıyor. Filmin ardından Sinan Biçici oyuncular Bülent Emrah Parlak, Serkan Genç Serdal Genç araya gelerek kısa zamanlı çekim süresini, yönetmenin kamera kullanım tercihlerini, tercihlerin oyuncular üzerindeki etkisini dahasını konuştuk.
“Yaşayan senaryo olsun istedim, oyuncuların kendi katkıları olsun istedim. Çok prova, çok tekrar doğallığı bozardı.” -Sinan Biçici
Film, setlerin görünmeyen sinemayı var eden insanlarına adanıyor. Özellikle figüran gibi görünürlüğü düşük olan insanların dünyasına bakıyorsunuz. fikir nasıl ortaya çıktı? Sence görünür olmak ne demek?
Sinan Biçici: Setin çaycısından başlayarak, sette filmi oluşturan herkestir. Herkes aslında filme katkıda bulunur. Sesçi kameraman ışıkçı çok önemlidir. Herkes çok önemlidir ama sanki bazı kişiler olmadan olmaz gibi gözüküyor. Onların emekleri, önemleri çok görülmüyor. sebeple onlara ithaf ettim.
Film üç günde çekilmiş. Sinan film sonrası söyleşide, “Filmi olabildiğince iç dünyamızda çekelim doğallığı kaybetmeyelim”. Peki siz oyuncular olarak fazla prova almaya nasıl bakıyorsunuz? Prova arttıkça doğallığın kaybolduğunu düşünüyorsunuz, yoksa prova oyuncuya daha fazla özgürlük mü sağlıyor?
Bülent Emrah Parlak: Ben bol prova seven oyunculardanım. Sürecini çok sevmem, kimse sevmez zaten ama mesleki anlamda katkısına çok inanan oyuncuyum. gibi işlerde ise yönetmenin ilk seferde algılayıp, ilk seferde çıkartacağımız duyguya bizim provalı oyunumuzdan daha çok ihtiyacı olabiliyor. Bunu anlayışla karşılıyorum yapmaya çalışıyorum. iş biraz benim için öyle iş. Anlamaya ayak uydurmaya çalıştım.
Serkan Genç: Ben bol prova severim ama filmde Sinan kadar ne yapmak istediğini, bizden ne almak istediğini biliyordu ki… Bundan daha fazlasını istemediğini söyleyip bizi ikna. Ne olur ne olmaz diye tane daha almaya alışkınız ama iyi olduğuna dair bizi ikna.
Sinan Biçici: Peki ben cevap vereyim ? Ben provayı çok seviyorum, normalden daha fazla prova yaparım. Mesela dikkat ederseniz normalde göstermelik okuma provası yapılır, iki gün sonra sete çıkılır. Ben okuma provalarını daha erken yaparım. Eğer çok yakın ilişkiler varsa ikililer için ekstra prova yaparım. Burada bunu tercih etmedim çünkü yaşayan senaryo olsun istedim. Oyuncuların kendi katkıları olsun istedim. Çok prova, çok tekrar doğallığı bozardı. Bunun altını tekrar tekrar çizmek istiyorum, paramız üç güne yetti diye yapmadık. Doğallığımızı kaybetmeyelim, samimiyetimizi kaybetmeyelim, orijinalliği kaybetmeyelim diye yaptık.
Serkan Genç: Hatta bizim çalışma saatlerimiz günde sekiz saati geçmedi.
Sinan Biçici: Fazla bile geldi üç.
Serkan Genç: gün yağmur yağdı, yağmuru bekledik mesela.
Bülent Emrah Parlak: gün, iki güne çıktı. Benim ricamla üç güne çıktı.
Serkan Genç: kadar arada olmaktan keyif aldık ki üç günde bitmiş olmasına çok üzüldük ama yapacak başka şey kalmamıştı.
Bülent Emrah Parlak: Biz burada “Film böyle çekilir.” mesajı vermiyoruz tabii. filme özel şeydi.
Sinan Biçici: Tabii tabii, filme özel konuşuyoruz. Normalde çok prova yapıyor olsam elli kere çekeyim, her açıdan çekeyim diyen biri değilim. Her zaman duygu hikâyeye odaklıyım. Bunun oyuncuyu çok koparttığını düşünüyorum. Sürekli elin burada, gözün burada, elin cebindeydi, buraya bak, oraya bak… Öyle olunca orijinalliğin kaybedildiğini düşündüğüm için ana akım işlerde bile normalden daha az plan çekmeyi seven biriyim.
Serdal Genç: Ben prova seven biriyim. Evde provamı yaptım, geldim. İyi çalıştım arkadaşlarımın çok iyi çalıştığının farkındaydım. Bize doğallığı, birbirimizle prova yapmamak sağladı. Mesela, ben Bülent’in nasıl yapacağını hiç görmeden “motor!” dendi. Ezberimiz vardı oynamamız gereken karakterin hissiyatı, duygusuyla ilgili düşündüğümüz birkaç şekil vardı. Hepimiz ayrı evlerde çalıştığımız için farklı farklı şeyler çıkarabildik. Sinan kısa diyalogdan sonra, set başladıktan sonra birbirimizi orada keşfettik ona göre şekillendik. yüzden birbirimizin ağzının içine bakıyorduk. Gerçek hayatta nasıl ki siz şimdi ne söyleyeceğimi bilmediğimiz için gözlerime bakıyorsanız, aynı şekilde birbirimizin gözünün içine bakıyorduk bize keyfi verdi. Ben yönetmeni oynadığım için Elit’in ilk planı çekildiği zaman monitör koltuğundaydım. zaman mükemmel gittiğini anladım çünkü Elit anda herkesi izliyordu, tam asistanın yapması gerektiği. Her şey olabilirdi. Biri tarafa gidebilir, biri farklı şey yapabilir, biri çayını içebilirdi. Bilmiyordu izliyordu. bence bizim için hem iyi deneyimdi hem beklenilen durumdu. Çok güzel işledi bence, çok mutluyum konuda.
Film sonrası Q&A’ “Kendi filmimizi çekelim, sonucunda belki filmimiz olur, belki olmaz.” dedin Sinan. Filmi tamamladıktan sonra dönüp baktığın sana “Evet, bizim filmimiz.” dedirten şey neydi?
Sinan Biçici: üç gün meselesinde tek hoşuma gitmeyen şuydu; kadar güzel geçti ki keşke daha uzun yaşasaydık diyordum. Daha çok çekerdim diye değil güzel duyguyu daha çok yaşasaydık diye isterdim. kere bunu yapmak benim için başarıydı, duyguyu yakalamak. İkincisi, film yaptık, başarıydı. Altın Koza’dan çağırılmak çok hoşuma gitti. Ödül alsak daha güzel olur ama noktaya kadar gelip seyirciyle buluştuk, onlarla duygudaşlık yaptık. Bence hedefimize ulaştık.
Serdal Genç: Biz sette çok keyif aldık. ekibe dikkat edin, biz birkaç film daha yapacağız.
Sinan Biçici: Eylemlerim sürecek diyorsun…
Serdal Genç: Kesinlikle. Biz zaten özel hayatımızda çok yakın arkadaşız. Sinan Abi 25 yıldır tanışıyoruz, Bülent 15 yıldır hayatımızda. Serkan’la kardeşiz, maalesef ki kırk beş yıldır beraberiz! Beraber çalışmanın keyfine vardık bunu devam ettireceğimize inanıyorum. Sürekli beraber olacağız.
Bülent Emrah Parlak: sonraki işi umarım dört günde çekeriz.
Serdal Genç: Hepimizin eli kalem tutuyor. Hepimiz işe kendimizi adadık. Oyuncular olarak hepimiz kameranın arkasına geçmiş insanlarız. Sinan Abi kameranın önünde gayet iyi oynamış. Bundan sonra oyunculuk serüveni devam edecek. Ben öyle düşünüyorum.
Sinan Biçici: sonraki filmi dört haftada çeksek sefer neden bunu dört haftada çektiniz onu üç günde çektiniz olacak.
Serdal Genç: Belki bilmediğiniz şey var Zelal Hanım… Mesela biz burada gizli gizli film çekmiş olabiliriz: Patates Kızartması‘nın devamı.
haftada… Olabilir, yaparsınız bence.
Serdal Genç: Sıradayken, odalardayken Altın Koza’ya gelen oyuncuların hayatını çekmiş olabiliriz. Bilmiyorum, bakacağız. sonraki sene görürsünüz.
Ben dün filmi tım bana bile filmin adıyla ilgili sürü kötü şaka yapıldı arada. Size yapılıyor ?
Bülent Emrah Parlak: Güzel reklam oluyor.
Serkan Genç: Bana biri şey demişti: “Filmin adını nasıl Patates Kızartması koydunuz nasıl ona bağlayacaksınız çok merak ediyorum.”
Sinan Biçici: Nasıl isim koyacağımızla ilgili düşüncemiz olmadı. Başka isim koymak dürüstçe olmazdı. Stratejik şey olurdu. Ben filme genel olarak stratejik şey yapmak istemem. En yalın haliyle patates kızartmasını anlatıyoruz. Unuttuğumuz tadı anlatıyoruz.
Hareketli uzun planlar filmin ritmini belirliyor. tercih, performansınızı sahnelerin akışını ne ölçüde değiştirdi?
Serkan Genç: Hareketli uzun planlarda yerden sonra oradaki kamera bende Bülent’te yoksa başka yerde unutuyordum. Artık ona bakmıyorduk. Karakterler şekilde birbirine maruz kalmak durumundaydı onu ortaya koyuyorduk. planların uzun olması tam Sinan’ın öngördüğü gibi bizim için faydalı. Ben setteyken, filmin şekilde çekilmesinin en doğrusu olduğuna ikna oldum.
Serdal Genç: Ben kamerayı unuttum. Amcamın oğlu sete gelmiş benim setteki hâlimi görüyormuş gibi düşündüm. Hiç konuşmadan bizi izliyormuş gibi… Konuşurken Bülent’e bakabilir, dışarı bakabilir. Karavandan inip başka şeyle ilgilenip tekrar gelebilir. Çay arayabilir, elini cebine sokabilir. Kamera bizim aramızda biri gibiydi. olaya tanık olan biriydi. Normalde sinemada kamera yönetmenin gözüdür derler ya… Ben bunu biraz daha farklı görüyorum. Kamera, yönetmenin işaret parmağıdır. Dizide değnektir. Mesela sinema filminde biz şeye bakılmasını istediğimiz zaman gösteririz. “Bakın, burada şey.” deriz. Dizide ise değnekle vururuz: “Bak. Baksana. daha. Bak abi,. elini silahını atabilir.”
Serkan Genç: Anlamadın hâlâ,. Tekrar.
Serdal Genç: Evet, çünkü patates soyabiliyor seyirci ya çay doldurabiliyor. Bizim filmde ise kişiymiş gibi hissettim, düşündüm. Bizi gözlemliyor, hiç konuşmuyor. Konuşmayan birinin varlığını unutursunuz ya… yüzden göbeğimi hiç çekmeden oynamışım. Kendimi çok çirkin buldum. (Şaka yapıyorum.) Aldığımız tepkilere bakınca seyircinin kamerayı kendisi gibi hissettiğini görüyorum.
“Oyuncuların ağzından çıkan cümlelerin yüzde 90’ı senaryoda vardı. Sinan bize cümleler üzerinden, kendi katacaklarımızla beraber, yeni inşa süreci imkanı verdi.” – Bülent Emrah Parlak
Senaryonun bazı yerlerinin özellikle boş bırakıldığını biliyoruz, oyuncular için karakterlerin kendi deneyimleri sezgilerini tamamlamasına nasıl alan açtı? Bunu özgürlük mü yoksa sorumluluk olarak görürsünüz?
Bülent Emrah Parlak: Oyuncuların ağzından çıkan cümlelerin - ortalama vermek gerekirse- yüzde 90’ı senaryoda vardı. Sinan bize cümleler üzerinden, kendi katacaklarımızla beraber, yeni inşa süreci imkanı verdi. Biz sağına soluna şeyler ekleyerek, evet ekledik, inşa etmeye çalıştık. Zaten Sinan’ın yapmak istediği denemek istediği buydu, yüzden prova istemedi. “Ezber yapmadan gelirseniz sevinirim.”. Biz yine yapmaya çalıştık tabii. En azından hâkim olmak açısından yapmaya çalıştık. belli ölçeklerde hem özgürlük sağladı hem yaratıcılığımızı geliştirdi.
Serkan Genç: Bize kadar doğru materyaller verdi ki biz onun etrafını süsleyebildik kendi içimizde bize özgürlük alanı sağladı. Bize doğru oyunları, eşyaları vermişti. Biz onları araya getirerek hep beraber cihaz, karakter oluşturduk. çalışma sisteminin ben film için çok uygun olduğunu tekrar etmek isterim, gördüm.
Serdal Genç: Ben aynı şeyi düşünüyorum arkadaşlarımla. Sinan boşluklar olduğunu söylüyor ama Bülent’in dediği gibi çok mütevazı davranıyor. Aslında bizde her şey vardı, biz sadece yerlerini değiştirdik. Biraz kendi ağzımıza uyarladık. Çok fazla değişiklik olduğunu düşünüyorum, Sinan’ın kendi tatlılığı söylem. Hepimiz tulûattan geliyoruz. Hepimizin hayatında böyle şeyler vardı. yüzden çok keyifle çalıştık. Ben film bittikten sonra oyunculukları izlediğim zaman, senaryoya bakıp her şeyin dozunda olduğunu gördüm. yüzden düz çizgiyi, güzel dönüşümleri, bakışları çok yerinde buldum gerçekten performansları açısından arkadaşlarımın hepsine hakkını teslim etmek istiyorum. Çok güzel olduğunu inanıyorum.
Sinan Biçici: Ben küçük eklem yapmak istedim. Mütevazılık denildi, değil bence. Yüzde üç senaryoya bağlı kalsalardı, ezberle gelselerdi, biz okuma provaları vesaire yapsaydık film daha güzel olmazdı bence. Daha kötü olurdu. Onların duygularını katmaları, kendi tercihlerini zaman zaman ortaya koymaları, filmi daha sahici hâle getirdi. Mesela ben monitörde şaşırdığım şeyler yaptım. Sonra kesince tartıştık. Bunu yapmak doğru ya değil diye tartıştık. Ben merak ettim. Ne konuşacaklar acaba? Tamam çerçeveleri var ama acaba içlerinden ne gelecek? Ben şuna bile şaşırmazdım: Kalkıp tane tokat atsaydı bile tartışırdık. İçinden geldiyse, acaba niye geldi diye tartışırdım. Belki tokadı koyardık. Bence öyle daha güzel. Güzel oldu demeyeyim …
Serdal Genç: Güzel.
Serkan Genç: Film biraz lunapark gibi. Sinan bizi lunaparkın içine saldı oradaki oyuncaklarla istediğimiz gibi oynayabildik. Lunaparkın dışına çıkmamamız şartıyla…
Filmdeki patates kızartması isteği gibi, herhangi sette “Bunu biri senaryoya yazsa fazla abartılı derdik” diyeceğiniz olay yaşadınız ?
Serdal Genç: Ben söyleyeyim ? Şimdi kim olduğunu soracaksın. Hepsi arkadaşımız.
Yok, yok sormam…
Serdal Genç: Emin misin? Ben matcha çayını mesela yıllar önce sette tanıdım. iş için çalışıyoruz oyuncu arkadaşım gerçekten matcha çayı bekliyordu sette. zaman yeni popüler olmuştu, daha benim önüme düşmemişti. Baya buçuk saat matcha çayı bekledik. Hepimiz matchanın içinden geçtik.
Serkan Genç: istekler setlerde olan şeyler… Patates kızartması gibi ya işte matcha çayı gibi olan şeyler gerçek.
Bülent Emrah Parlak: Benim görmedim ama duyduğum çok saçma şey. İsim vermeden söyleyeyim: Birisi altın jilet istemiş.
Serkan Genç: Kuş tüyü yastık isteyeni ben biliyorum mesela.
Serdal Genç: Bunda şey yok ama sete altın jilet istemek… Ben kim olduğunu biliyorum, ona gümüş bile fazla…
Bülent Emrah Parlak: Duyduk.
Sinan Biçici: Böyle şeyler oluyormuş.
Serdal Genç: Ben kanal yöneticisinin panther, yani sette kullanılan teknik malzemenin adını duyup “Panter set için tehlikeli olmaz ?” dediğini duydum. Gerçek panter gelecek zannediyormuş.
Bülent Emrah Parlak: Bana biraz şehir efsanesiymiş gibi geliyor.
Film, yandan görünmeyen emekçileri anlatırken yandan kendi filmini yapma arzusundan söz ediyor. Sizce bugün sinema yapmak isteyen birinin önündeki en büyük engel ne?
Sinan Biçici: Kendisi.
Serdal Genç: Ben böyle bakmıyorum. Bence biraz parasızlık çünkü sinema yapmak birazcık maliyet isteyen Evet ucuza çekebilirsin diyoruz ama onu bile bulamayanlar, yapamayanlar. Kendisi değil yüzden.
Sinan Biçici: Şımarıklık ya yanlış anlaşılmayı düzeltmek için ekleme yapmak isterim. Ben kendi adıma konuşuyorum. Mesela, tarz böyle çok özgürce filmi yıllar önce yapabilirdik. Bunun önündeki tek engel benim. Ben kendimi suçluyorum. yüzden böyle cevap verdim, başkalarını suçlamıyorum.
Serdal Genç: Ben paradan bahsediyorum. Senaryo yazmak için paraya ihtiyacınız. Sadece emeğinizi verseniz. Mesela Bülent’e veya bana çok iyi senaryonun ulaştırılabilmesinin zor olduğunu düşünüyorum. İyi filmciler seninle kontak kuramıyor, şey yapamıyor, birini tanımıyor, seni arayamıyor. Bizim en büyük engellerimizden biri bence maddi sıkıntılar olabilir çünkü ciddi maliyeti.
Bülent Emrah Parlak: anlamda sinema, tiyatro işlerinde bazı kriterler, tavırlar, ilkeler gereklidir. Serdal’ın dediğine çok katılıyorum. Sistem; yokluk, imkansızlık ulaşılmazlık, film sahibini bazı ilkelerden ödün verme durumuna getiriyor. Buna bazıları dayanabiliyor, bazı ölçeklerde sınırları aşabiliyor, kendini genişletebiliyor. Bazıları ise genişletemiyor. Ben genişletemeyene niye genişletmedin diyemem. Bence en büyük sorun. Bizim zaten önümüzde Yeşilçam’dan beri sinema sektörümüz var ama hâlâ oturmamış yapısal problem söz konusu. Senaryo, yapımcı, oyuncu… Bizde hâlâ buralar kendi anlamında özel değil. Kendine has değil. Hâlâ bazı kodlarla ilişki biçimleriyle devam ediyor. Gerçekten çok iyi bilgisi, senaryosu, emeği olan bazıları eleniyor.
Serdal Genç: Çünkü ulaşamıyor. Dünyada büyük markalar, global markalar reklam verecekleri zaman dünyadaki birçok senariste mail gönderiyor. İki iş bile yapmayan sadece kendini senarist diye tanımlayana bile brief gönderebiliyorlar. Bunların hepsini toplayıp inceleyip ona göre karar veriyorlar. Türkiye’ ise bunlar çok.
Bülent Emrah Parlak: Bizim filmimizde var ya, gerçekten sanatçı kafası olan, belli sanat ölçeğinden bakarak şeyler üretmeye çalışan insan buna nasıl tahammül edebilir, nasıl dayanabilir? Bundan üç, dört sene öncesine kadar “İyi celebrity’i ikna edersen filmi yaparsın.” çok kötü fikirdi. Buna alışmaya çalışanlara şimdi “ takipçisi çok olan birini yakalarsan filmini yaparsın.” diyorlar. Yaratıcılıkla beyni yorulan biri burada nasıl dayanacak ki? Tamam yine yapsın, bazı sınırlarını ölçeğini geliştirsin ama bekleyemiyorsun. Bazıları eleniyor. Bazı çok yetenekli insanlar bunu yapmak istemiyor.
Bağımsız filmler için nasıl durum sizce?
Serdal Genç: Bağımsızlar için geçerli. Türkiye’ herhangi yapımcı, elinize herhangi popüler oyuncu alıp, hiçbir senaryonuz olmadan satabilirsiniz. Ben isim vermeyeceğim ama “ arkadaşa film yapacağım!” dediğiniz zaman “Tamam!” diyebilirler.
Bülent Emrah Parlak: Ben film yazıyorum. Gerekirse çok ünlü arkadaşım. Yapmak için onlardan birine götürmem istense ne yapacağım ben götürmeyip? Götüreyim, yapayım, kendi özgürlüğümü elime alayım bari diye düşünüyorum. İnsanları, bizim kendi aramızda akladığımız düşünce olabilir. “Ne yapsın adam?” diyeceğimiz yer burası. Buradan, “Oyuncu olmasın, çok takipçili olsun, ’ 1-2 milyon takipçisi olsun, sinemaya gelirler…” gibi yerlere geçildi. Buradan artık çok fazla koku geliyor. Çürümeyeceğim.
Serkan Genç: Ben biraz arkadaşlarıma söylediklerine katılıyorum ama umutlu yerden şey söylemek istiyorum. İzlediğim filmlerde zekâ parıltısını görmek benim hoşuma gidiyor. yüzden arkadaşlarımın söyledikleri olmadan film hâlâ yapılabilir geliyor. Yeter ki zekâ parıltısını görebilelim. Bence bizim filmin başarısı Yani üç günde çektik zekâ parıltısı. Basit konuyu işliyoruz ama aslında hepimizin derdi olan şeyi izliyoruz. Bunu çok basit şey üzerinden ismiyle bile karizmatik görülmeye çalışmayan yerden yapıyoruz. naiflik üzerinden yapıyoruz. hâlâ şekilde film yapılabildiğini gösterebiliyor.
Buradan zaman şuna bağlayayım: Gençlere, size ulaşamayan insanlara konuda öneriniz nedir? Sektörde kendine henüz yer bulamamış figüranlara, genç oyunculara, set çalışanlarına, yönetmen adaylarına kendi projesini üretmeye çalışanlara ne demek istersiniz?
Serkan Genç: şey söylemek isteyen şekilde söyleyecektir.
Bülent Emrah Parlak: Ben Sinan’ın dediğini destekleyeyim. Gerçekten en yenildikleri yerde bile başka yol bulmaya çalışsınlar. Yoksa olmayacak.
Serdal Genç: “kendileri” dedi Sinan, bence ilk başta kendilerini açabilmeleri için oturup yazmaları lazım. Senaryon varsa en büyük silah senin elindedir. Onu artık şekilde ulaştırmak için çabalamak lazım ama senaryoyu yazmak lazım. Gençliğimizde Cihangir Kahve’ otururduk herkesin projesi vardı. Ben gençtim ben arkadaşlarıma hikâye anlatırdım. Karikatür yazmaktan bahsederdim. İşte küçük reklam filmleri yazardım falan ama uzun metraj film için hiç bilgisayar başına oturmamıştım. Bütün arkadaşlarım bana “Çok güzel fikir,.” derdi ben türlü tembelliğimi aşamıyordum. Sonra gün aştım. Aştıktan sonra hayat seni başka yere sürüklüyor. Aşmak için Sinan Abi’nin söylediği şeyi söylüyorum: “Kendin, senin en büyük engelin.” senaryoyu yazdıktan sonra artık ikinci engel ise. Onu bulmak için elinden geleni yapacaksın.
Sinan Biçici: Kendimden bahsedeyim. Mesela 15 yıldır arkadaşlarım bana film çekmem için ısrar ediyordu. Filmi yapmak için minimum milyon dolara ihtiyacımız olduğunu söylüyordum. Kendi kendime engel koyuyordum. Bazı arkadaşlarım “Bulalım küçük kamera, toplanalım şey çekelim.” diyordu. Kabul etmiyordum. Her şeyin tam olması lazımdı. 15 sene önce böyle düşünüyordum, kendi kendime engeldim. Keşke zaman onları dinleseydim. Belki filmi kötü yapacaktım, ikincide düzeltecektim, üçüncüde toparlayacaktım. Film yapmaya devam edecektim. Fakat hep “Aman para böyle olsun, ekip böyle olsun, cast şöyle olsun…” diyerek yıllarımı harcadım. film kendimi aştığım için oldu, yoksa olmazdı. Kendi mükemmeliyetçiliğimi aştım. Sonra arkadaşlarımı ikna etmeye çalıştım. Bırakın kusurlu olalım ama dürüst olalım.
Serdal Genç: şimdi film yapmak isteyenler için teknoloji gelişti. Artık küçük kameralarla, telefonlarla falan çalışılabiliyor. Güzel yapımcıya ihtiyacınız. Çektiğiniz herhangi filmi YouTube’a yükleyebiliyor arkadaşlarınızla abiliyorsunuz. Bunlar çok büyük avantajlar böylece “genius” insanlar çıkabiliyor. Birkaç ay önce YouTuber birkaç tane çocuğun Hollywood’ çektiği filmlerin yaptığı hasılatları gördünüz. Bence ellerinde böyle materyal varken, her türlü her şeyi yapabilirler. Montajı artık herkes biliyor. Herkesin videoları bile gayet iyi montajlanmış durumda. Tabirleri; bizim sinemada, stüdyoda kullandığımız kalıpları bile biliyorlar. En eski telefonu ben kullanıyorum, ben bile kadar düşünüyorum. Eğer gerçekten hikâye senaryo varsa şey çıkartabilirler.
Serkan Genç: Sinema gelişiyor değişiyor. Herkes yeni şey çıkarabilir. Dünyada çok büyük hasılat yapan sürü film 3-5 bin dolara çekilebiliyor. Çıkabiliyor böyle. Para engel değil. Anlatacak şeyleri olmalı onu doğru yolla, sanatsal yolla anlatabiliyor olmak lazım.
Sinan Biçici: Dertleri starlarla, 150 kişilik ekiple popüler film yapmaksa; evet, zor. Buna para zaman lazım, doğru. Herkese çektirmezler öyle film ama amaç film yapmaksa, film yapılır.
Serdal Genç:. Küçük meblağla film yapabilir.
Sinan Biçici: Kısa film yapılır, başka film yapılır.
Serdal Genç: Konservatuvara gidip oradaki 3. sınıf öğrencilerle konuşsa bile cast yapabilecekler. Günümüz starlarından daha iyi castlar çıkartabileceğine inanıyorum. Herkes folik asitle beslendi, herkes yakışıklı. Biz tipi bulgur yiyerek yaptık!