20. yüzyıl başında Osmanlı basınında Avrupa’daki gelişmelerden söz edilirken zaman zaman dikkat çekici insan hikayelerine yer veriliyordu. Bunlardan biri, görme engellilerin eğitimi üzerine kaleme alınmış yazıda anlatılan Arman Aram Efendi’nin hikayesidir.
6 Ağustos 1902’ Brüksel’ görme engellilerin durumunun iyileştirilmesine dair kongre düzenlenmiş kongreye 20 ülkeden delegeler katılmıştı. Osmanlı Devleti kongreye Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane göz hastalıkları muallimi Doktor Esat Bey’i (Mehmet Esat Işık) göndermişti.[1]
Âmâlar Kongresi’ne ilişkin izlenimlerini aktaran Esat Bey, 1903 yılında Servet-i Fünun’ yayımlanan “Âmâ Dava Vekili” yazısında, Avrupa’ görme engellilerin eğitimi için harcanan emeğin sonuçlarını göstermek üzere örnek veriyordu.[2] örnek, Osmanlı Devleti tebaasından Ermeni olan Arman Aram Efendi’ydi.
Doktor Esat, görme engelli kimsenin “dava vekaleti gibi mühim, nazik, müşkül mesleğe” kadar yükselebilmesini dikkat çekici buluyor, Arman Aram’ın “bizim hemşerimiz” olmasını ise ayrıca memnuniyet verici durum olarak değerlendiriyordu.
Dört yaşında görme yetisini kaybetti
Arman Aram, 1869’ İstanbul’ doğdu. Babası Doktor Aram Bey’in Çanakkale’ askerî hizmeti sırasında, kendisi henüz dört yaşındayken görme sinirlerinin kendiliğinden işlevini yitirmesi sonucunda görme yetisini yitirdi. Hastalığın başlamasıyla görmesini tamamen kaybetmesi arasında sadece ay vardı.
Babası onu önce İstanbul’daki uzman hekimlere gösterdi. sonuç alınamayınca, dönemin tanınmış hekimlerinden Doktor Arel’in görüşünü almak üzere Viyana’ya götürdü. Doktor Arel, Arman’a havası iyi yerlerde yaşamasını, belki şifa bulabileceğini söyledi.
Arman sekiz yaşına gelinceye kadar başına gelen büyük maluliyetin tam olarak farkında değildi. Çevresindeki herkesin dünyayı kendisi gibi dokunma duyusuyla algıladığını zannediyordu. Gerçeği anladığında ise geleceğinden ümidini kesmedi.
Napoli’ başlayan eğitim
1880’ 11 yaşındayken, eğitimini sürdürebilmesi için Napoli’ye götürüldü. Buradaki görme engelliler mektebine girdi. Önce özel yöntemlerle okuyup yazmayı öğrendi. Daha sonra Pasquale Martuscelli tarafından icat edilen makine yardımıyla okuma yazmasını ilerletti.
Üç sene sonra 1883’ defa Livorno’ya götürüldü, lise tahsilini tamamladı. Matematiği, görme engellilere mahsus icat edilmiş özel makine yardımıyla öğreniyordu. Coğrafya derslerinde ise kabartma haritalardan yararlanıyordu.
Seyahatnamelere büyük merakı vardı. Müziğe ilgi duymaya başladı. Kabartma notalardan ders alıyor, öğrendiği parçaları daha sonra ezberinden çalıyordu. Her yıl yapılan sınavlarda gayet iyi dereceler.
Artık meslek seçme zamanı gelmişti. Kendisine müzik öğretmeni olması teklif edildi. Arman teklifi reddetti. Çünkü onun başka hedefi vardı: Avukat olmak.
Pisa’ hukuk eğitimi
kararın ardından Pisa şehrine gitti. Üniversitede hukuk fakültesine kaydoldu. Dört yılın sonunda, zekası olağanüstü hafızası sayesinde hukuk öğrenimini başarıyla tamamlayarak 1893’te hukuk diplomasını. 24 yaşındaydı.
Böylece Arman’ın toplam eğitim süresi 12 yıla ulaşmıştı. Doktor Esat’ın ifadesiyle, görme yetisine sahip öğrenciler dahi kadar uzun eğitim sürecini tamamlamakta zorlanabilirdi.
Arman’ın en dikkat çekici özelliklerinden biri hafızasıydı. Dersleri yalnızca dinliyor, kere dinlediği bilgileri aklında tutuyor not almaya ihtiyaç duymuyordu. Üstelik yalnızca kendi eğitimini sürdürmekle kalmıyor, arkadaşlarına yardımcı oluyordu.
Floransa mahkemelerinde
İtalya’ avukatlık yapabilmek için hukuk tahsilinin ardından iki yıl pratik yapmak gerekiyordu. Arman nedenle Floransa’ya yerleşti. Şehrin en tanınmış avukatlarından Mösyö Rozadi’nin yanında iki yıl çalışarak mesleğin pratiğini öğrendi.
Ardından ismini baroya kaydettirmeyi başardı. Böylece İtalya’ resmen avukatlık yapan görme engelli Osmanlı vatandaşı haline geldi.
Arman, yazının kaleme alındığı sırada üç yıldır Floransa mahkemelerinde avukatlık yapıyordu. Üstlendiği davaları başarıyla savunuyordu gazeteler onun maharetinden söz etmeye başlamıştı.
Görme yetisinden mahrum olmasına rağmen meslektaşlarının karşısına çıkıyor, davalarını takip ediyor hukuk mesleğinin gerektirdiği işleri yerine getiriyordu. Mektuplarını, müdafaanamelerini evrakını yazdırmak için katip istihdam ediyordu. Mahkemeye katibi yanında olduğu halde gidiyordu.
Klasik dillerden kabartma kitaplara
Arman’ın eğitimindeki dikkat çekici nokta yalnızca hukuk değildi. İtalya’ hukuk tahsili için Eski Yunanca Latince öğrenmek gerekli olduğundan iki dili öğrenmişti. Bunların yanında Türkçe, Fransızca İtalyanca biliyordu.
İtalyan Fransız yazarlarının eserlerini okuyordu. Klasik modern edebiyata aşinaydı. Görme engellilere mahsus kütüphanelerde kabartma harflerle basılmış ne kadar kitap varsa hepsini okumaya istekliydi. Doktor Esat’ın aktardığına göre Arman, kabartma kitapları eliyle, gören insanın gözleriyle okuduğu hızda okuyabiliyordu.
1898’ evlenmişti ancak yazının kaleme alındığı sırada (1903) henüz çocuğu olmamıştı. Doktor Esat’ın ifadesiyle Arman, henüz 33 yaşında genç adamdı.
Avrupa’nın ilk görme engelli avukatlarından biri ?
Arman Aram Efendi’nin hikayesini bugün daha ilginç hale getiren soru var: Acaba Arman, Avrupa’nın ilk görme engelli avukatlarından biri miydi?
Bunu kesin biçimde söylemek için Avrupa hukuk tarihinin ülkeler bazında kapsamlı olarak taranması gerekir. Elimizdeki 1903 tarihli Servet-i Fünun yazısı, Arman Aram’ın Avrupa’daki ilk görme engelli avukat olduğunu söylemiyor. Ancak onun 19. yüzyılın sonunda İtalya’ hukuk eğitimi aldığını, 1895’te baroya kaydolduğunu Floransa mahkemelerinde fiilen avukatlık yaptığını açık biçimde belgeliyor.
Arman’dan önce görme engelli hukukçuların varlığına dair örnekler bulunuyor. nedenle bugün için “Avrupa’nın ilk görme engelli avukatı” diyebilmek için henüz yeterli bilgiye sahip değiliz. Daha ihtiyatlı mevcut kaynakların izin verdiği ölçüde şunu söyleyebiliriz: Arman Aram Efendi, 19. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa’ hukuk mesleğini fiilen icra eden erken dönem görme engelli hukukçularından biri olarak karşımıza çıkıyor.
Üstelik onu ilginç kılan yalnızca görme engelli olması değil. Arman, 1869’ İstanbul’ doğmuş Osmanlı Ermenisiydi. Eğitimini Osmanlı topraklarında değil, İtalya’daki kurumlarda tamamlamış Napoli, Livorno Pisa’dan geçerek Floransa mahkemelerine ulaşmıştı.
Arman Aram’ın hikayesi ne anlatıyor?
Doktor Esat’ın yazısının asıl amacı burada ortaya çıkıyor. Arman Aram Efendi’nin başarısını yalnızca “sıra dışı adamın hikayesi” olarak anlatmıyordu. Arman’ın hayatını, görme engellilerin eğitimine harcanan emeğin sonuç vereceğini göstermek için örnek olarak sunuyordu.
Doktor Esat’ın yazısının sonunda Darülaceze’ye ilişkin yaptığı önerinin anlamı tam olarak budur. Eğer Napoli, Livorno, Pisa Floransa’ görme engelli çocuğun eğitim alarak hukukçu olması mümkün olabiliyorsa, benzer imkanlar Osmanlı ülkesinde neden oluşturulmasın? Arman Aram Efendi’nin hayatı soruya verilmiş güçlü cevaptı.
Doktor Esat, Arman’ın hikâyesini görme engellilerin eğitimi için harcanacak emeğin boşa gitmeyeceğinin delili olarak sunuyordu. Ona göre Darülaceze’ görme engellilerin eğitim terbiyesini sağlayacak tedbirlerin alınması böyle hayır kurumunun oluşturulması, Osmanlı ülkesinde benzer ilerlemelerin önünü açabilirdi.
Dolayısıyla Arman Aram’ın hikayesi yalnızca bireysel başarı öyküsü değildi. 1903’te Osmanlı basınında engellilik, eğitim toplumsal imkanlar üzerine yürütülen tartışmanın parçası. Arman’ın hayatı, “Eğitim verildiğinde ne olabilir?” sorusuna verilmiş somut örnek olarak kullanılmıştı.
Aradan geçen yüz yıldan fazla zamana rağmen hikayenin başka tarafı bugün hala dikkat çekici: Bazen mesele insanın neyi göremediği değil, toplumun onun yapabileceklerini görüp göremediğidir. Bugün onu görebileceğimiz tek fotoğrafa dahi ulaşamadığımız Arman Aram’ın hikayesi, onun izini sürecek yeni araştırmalar için güçlü başlangıç niteliğinde.
[1] Kadircan Hıdır Keskinbora, “1902 Brüksel Körlerin Durumlarının Düzeltilmesi Kongresi İstanbul’dan Katılan Göz Hekiminin Değerlendirmesi - Derleme”, Turkish Journal Of Ophthalmology, 38(4),. 353-360.
[2] Servet-i Fünun, No: 649, 18 Eylül 1319,. 379-380.