Ana SayfaKÖŞE YAZILARIDüşünce Soyutlama dair KÖŞE YAZILARIDüşünce Soyutlama dair 

Düşünmek; beynin eylemselliğidir. Düşünmenin sonucunda düşünce oluşur. süreç; sosyal hayvan olan insan açısından toplumsal, çevresel verileri içeren kapsamlı boyuttadır. 

Soyutlama; gözlem değerlendirmenin sonucunda oluşur.

Dil ise; soyutlamanın kendini ifade aracıdır.

Atom altı parçacıklardaki hareket zaman gözleminin doğruladığı, özel görecelik kuramı kuantum fiziğindeki gelişmeler durumun dışında haklı olarak farklı açılımlar getirse (zaman) nesnel olgudur. Zaman mekân maddenin yani yaşamın temel özellikleridir.

Farklı açıklamayla soyutlama; nesnenin detayını idrak etmekle başlayıp, neden oluyor nasıl işliyor ’la   gelişen, çözüm ne olabilir sorusuyla devam eden yanıtların araştırılmasıyla bütünlüğe kavuşan düşünsel eylemdir. Akli çözümleme nesnel somut yanıtları. Çözüm için bilmek, bilmek için sormak, sorgulamak gereklidir.

Düşünce soyutlama birbirinin içine girmiş, birisi olmadan diğerinin olamayacağı bütündür.

Hemen soralım; Türkiye’ genelde toplum özelde emek (işçi sınıfı) soyutlama (bilinçlenme) sürecinin neresindedir?

Diyalektik yönteme dair

Sürekli hareket halindeki şey nerededir sorusunun kesin yanıtı yoktur. Yanıt; hareketin durmasıyla verilebilir ama dünya, toplum insan yaşamı durmayacağına göre diyalektik yöntemle düşünmeyen akışı göremez. Ancak diyalektik yöntemle düşünen, akışın an olarak yerini nokta olarak bilemese yönünü saptayabilir.

Kendini somutu betimlemek; kavramın kullanılmadığı, kavramın soyutlayan işlevi devreye sokulmadığında kişi kendi çevresini algılamada, analiz edip, düşünce üretme silsilesinde güdük kalır. Var olan, kendisine dikte edilmiş düşünce kalıplarının dışında soyutlamalar yapamaz.

 İnsanın düşünme evrelerinin diyalektik işleyişini saptayan ilk kişi Hegel’dir. Hegel’in geliştirdiği  diyalektik yöntemde kişi ‘kendinden kendisi’ için işleyen yol izler.

Aynı zamanda Hegel kavramı ‘soyuttan somuta ilerleyen süreç’ olarak tanımlar. Soyutlaşmayan gözlem – düşünceye evrilmeyen -somut kavrama evrilip, çözüm, alternatif seviyesine ulaşamaz. sürecin işlememesi, bilginin derinleşmesini gizel (potansiyel, gizli) gerçeğe doğru gelişimi, alt kavrayış düzeyinden daha yüksek kavrayışa sıçramasını sekteye uğratır.

‘Bilgi süreci özne nesnenin birliğidir’ (1) Düşünce, içinde bulunduğumuz maddi koşulları anlamada özne olarak dünyayı algılamada işlettiğimiz faaliyettir. Algılama; gözlemle başlayıp, verileri değerlendirip soyutlama devam eden, kavrama dönüştürme kendimize sorduğunuz soruların kendimizce yanıtladığımız aktif uğraştır. Yanıtlama çoğu kez başkalarıyla içinde yaşadığımız toplumla birlikte. Bundan dolayı aile başkaları bilinç bilgi edinmede çok önemli unsurlardır. Gerek aile içinde gerekse formal eğitimin verilmediği- alınmadığı -ortamlarda kişinin soyutlama yapması kendine soru sorması kendiliğinden gelişen mekanik süreç değildir.

 

Düşünme sürecinde algılarız. Gözlemler, soyutlamalar sonucunda genellemeler oluşur. İçinde yaşadığımız maddi koşulları, sürekli olarak gözlemleyerek yaptığımız soyutlamaların sonucunda ‘aklımızda’ soru oluştuğunda yanıt aramaya başlarız. 

aşamada sorunların algılanmasında maddi koşulların tek etki, belirleyici olarak saptayan Marx’ın yanında Spinoza sürece yeni kavram ekler ‘güç’. Ona göre ‘karşılaşmalar’ eylem gücünün değişimine olumlu olumsuz anlamda katkı sunar  karar verme sürecine   farklı boyut katar. Düşünme sürecinde kişinin sahip olduğu özellikler yanında karşılaştığı insanlarla kurduğu ilişkilerde belirleyicidir. Yine ona göre ‘güç’ somut olarak ifade edildiğinde başka soru ortaya çıkarır; hangi toplumsal ilişkiler gücü arttırır ya azaltır? (2) Spinoza’ eylem gücünün artış azalışını kavramak adına ontolojik çevre kavramı gündeme getirir sorar ‘Hangi toplumsal ilişkiler bazı insanların güçlerini arttırırken, başkalarının güçlerinin sınırlar?’ (3) soru Türkiye’ özellikle sol siyasetin toplumu insanı analiz etmede sorması gereken sorudur.

Türkiye gerçeği- pratik gözlemler–

Gözlemle oluşan düşünce işlenmek yargılamak zorundadır. Sıradan insan, gözlemlerini yorumlamada alışılmışın dışında farklı bakış açısıyla bakma konusunda kendini yetkinleştirecek bilinç bilgi düzeyinde olmadığında, ailesinden çevresinden aktarılanın dışında kendini farklı bakış açılarıyla donatamaz, alışılmış olana bağlı kalarak geleneksel değerlerle, kabullenmelerle yaşamaya devam. Türkiye’ işçi sınıfına dahil tek tek bireylerin bilinç düzeyindeki düşüklüğü anlamak konusunda sürekli sorulan;

 ‘Niye olmuyor’?

‘Niye bilinç düzeyi düşük’?

Sorularına yanıt aranırken, toplumsal gerçeğimizin yönleri dikkate alınmalıdır.

Sorgulamak zor bilinç isteyen zihinsel uğraştır. Var olan, aileden işitilmiş, toplumun dikte ettiği, değerlendirmeden kabul edilen sorgulanmamış genel kabullenmelerin aynı kelimelerle tekrarı dışında zor, yeni, farklı sorgulamaları yapmak istisnalar dışında olası değildir.

 Türkiye’ güncel, geçmiş kuşakların düşünce kalıplarıyla yaşanıyor dini, mezhepsel yöresel etnik aidiyetlerin sorgulanması ayıp, abes günahtır. Sorgulamadan yapılan kabullenme; sürü ahlakının yansımasıdır ideolojik yapılanmada diyalektik düşünce yönteminin hiçbir kırıntısı devrede değildir. Kendisine söylenenleri sorgulamadan benimseyen kişi, ‘iyi vatandaş’ kendince ‘pratik’, uyumlu insandır. Düşünme serüveninin ilk basamağını aşamayan, hiçbir şekilde diyalektik düşünce yönteminin daha üst aşamalarına çıkamaz orada kalır. Türkiye somutunda; seviyi aşmadan, önyargılı, faşizan dindarlığın hüküm sürdüğü ne olduğu tam olarak tanımlanmamış muhafazakârlığın yaşandığı dar aile çevresinde anti- ilerici ideolojiye bağlı kalarak (ideoloji sizlikle) gerici olarak yaşar. Aklını devreye sokmaz sorgulama yapmaz.

 Hegel Kant’tın düşünme eyleminde ileri seviye olarak tanımladıkları ‘akıl’ aşaması hiçbir zaman devreye girmez. Yeri gelmişken yanlışa değinmeden geçmeyelim. Genellikle Hegel’e affedilen tez antitez sentez aslında Kant’ın formalize ettiği şablondur diyalektik yönteme tam anlamıyla uymaz. Çünkü diyalektik yöntem, nesneleri gelişme hareketleriyle inceler. Toplumsal oluşumların karşıtlarıyla var olan birlikteliği yadsımayı barındırır birliktelik içinde hiç bitmeyen gelgitleri yaşar. An gelir nicel küçük birikimler(değişimler) nitel sıçramalara sebep.

Yine burada kendimizi yazının dışına çekip Türkiye’ emek (işçi sınıfı) aşamada nereden olduğunu soralım. Gözlemleyen genelleme yapan emek nerede? Tekil örnek bulup, burada tane var derseniz, istisna sapmayı kanıt kabul etmek biraz zorlama. 

Sonuç

Genelleme olmadan akılın devreye girmesi olası değildir. Marx’tan uzağa düşmeden yapılması gerekenin; gözlemin gerçek maddi dünyanın şekillendirilmesi olduğunu farklı yönlere sapmadan vurgulanmalıdır. Dünyayı algılamayı, bireyin subjektif yorumuna indirgeyen değerlendirmeler gelişimin yönünü saptamada başvurulan öznel yorumlar ilahi çağrışımları içerdiğinden objektif olamaz.  

Bizler, diyalektik determinizmin belirleyici olduğu dünyada yaşıyoruz. Diyalektik determinizm, mekanik determinizmden farklıdır. Mekanik determinizm; dünyayı gözlemleyip, gelişmelerin yönünü belirlemede, kendini sınırladığı mekanik kalıplarının dışına çıkamadığından, insanın toplumların gelişim doğrusunu insan unsurunu denklemin faktörü olarak kabul etmediğinden  eksik.

__________________

N.Kazım Öztürk

  • Alan Woods Marksist Felsefe Tarihi
  • Ufuk Akkuş-Gücün ontolojisinden tarihsel materyalizme-Sendika Org
  • Ufuk Akkuş-age
  • yazıya emoji tepki ver

    😡0Kızgın🤣0Hahaha👍0dim.❤️0Muhteşem😢0Üzgün😮0İnanılmazÖnceki haberAliyev istedi, Oktay Saral gitti: Bakü başka ne istiyor?

    En Son Haberler

    Aliyev istedi, Oktay Saral gitti: Bakü başka ne istiyor?Britanya’ geçen hafta (19–25 Ekim)Özgür Özel’den Brezilya Sırbistan seçimleri için kutlama mesajı: ‘Hiçbir düzen değişmez değildir’AKP’nin gözdesi Cengiz Holding’e vergi incelemesiElektrik sayaçları uzaktan okunacak