TUNK tarafından tasarlanan PNEUMA, İstanbul’ yer alıyor.
TUNK tarafından tasarlanan PNEUMA, İstanbul’ konumlanan parfüm mağazası olmanın ötesinde, niş markanın fiziksel kimliğini mekânsal dünyasını sıfırdan kuran bütüncül tasarım projesi olarak ele alınıyor. Proje, “ markanın dünyası, yalnızca yüzeysel anlatı üzerinden değil, başlı başına mekânsal sistem olarak nasıl inşa edilebilir?” sorusundan hareket ediyor.
Tasarımın kavramsal çıkış noktasını, sağlık yapılarında farklı birimler arasında numune materyal taşımak için kullanılan pnömatik tüp sistemleri oluşturuyor. Normal koşullarda yapının içinde gizlenen; kapsüllerin borular aracılığıyla noktadan diğerine taşındığı teknik altyapı, PNEUMA’ görünür hale getirilerek mekânın temel tasarım diline dönüşüyor. Parfümün oluşumunda farklı bileşenlerin dolaşımı, birleşmesi yeniden formüle edilmesi nasıl belirleyici rol oynuyorsa, mağazanın kurgusu benzer hareket aktarım mantığı üzerine inşa ediliyor.
dolaşım fikrinin fiziksel sisteme dönüşmesi ise, mekânın parçalarının aynı bütünün bileşenleri olarak yeniden düşünülmesini beraberinde getiriyor. Borulardan sergileme elemanlarına, metal yüzeylerden cam parçalara kadar pek çok unsur, hazır çözümlerin araya getirilmesiyle değil, projenin kendi işleyiş mantığı doğrultusunda özel olarak geliştiriliyor. nedenle üretim süreci tasarımın ayrılmaz katmanına dönüşüyor. tasarımdan prototiplemeye nihai üretime kadar İstanbul’daki yerel metal cam atölyeleriyle birlikte çalışarak, projeye özgü detay üretim yöntemlerini üreticilerle birlikte geliştiriyor.
bütünlüklü sistem, mağazanın mevcut fiziksel koşullarıyla kurduğu ilişki üzerinden mekâna yerleşiyor. Dar derin plan, aşılması gereken kısıttan çok, algıyı dönüştüren tasarım kararlarının başlangıç noktası olarak değerlendiriliyor. Mekânın arka bölümünde kullanılan buzlu yansıtıcı cam yüzey, sınırları belirsizleştirerek algılanan derinliği artırırken; girişin bütünüyle açık bırakılması mağaza dış dolaşım arasındaki eşiği geri çekiyor. İçeriye doğru uzanan perspektif böylece tek tek nesnelerin değil, birbirine eklemlenen yüzeylerin, boruların, ışığın sergileme elemanlarının kurduğu kesintisiz düzenin parçası haline geliyor.
düzenin odağında, mağazanın uzun ekseni boyunca ilerleyen farklı yüksekliklerde biçimlenen merkezi ünite yer alıyor. Sergileme, satış çalışma işlevlerini tek yapıda araya getiren eleman, 600’ü aşkın paslanmaz çelik parçayla kaplanıyor. Metal, burada alışıldık yekpare karakterinden uzaklaştırılarak adeta seramik yüzey gibi ele alınıyor; küçük parçaların yan yana gelişinden oluşan tekrar, merkezi üniteye ritmik dokulu karakter kazandırıyor.
Ünitenin üzerinde konumlanan cerrahi aydınlatma düzeneği ise yüzeyi yalnızca teşhir elemanı olmaktan çıkararak inceleme, çalışma deney fikrini çağrıştıran masaya dönüştürüyor.
Aydınlatmayı taşıyan metal borular tavana doğru yükselirken mekân boyunca genişleyen ağa eklemleniyor. örgü gibi çalışan boru sistemi, mağazanın farklı noktalarını birbirine bağlarken aynı zamanda parfüm formüllerinin ürünlerin yerleşeceği alanları tarif ediyor.
ağın sürekliliği, mekândaki düşey silindirik elemanla başka boyut kazanıyor. Silindir, görünen sistemin mağaza sınırlarında sona ermediği; katlar arasında dolaşan daha büyük altyapının parçası olduğu hissini uyandıran düğüm noktası gibi davranıyor. Pnömatik dolaşım fikri, kinetik yerleştirmeyle birlikte yalnızca biçimsel göndermenin ötesine geçerek gerçek harekete dönüşüyor: küçük motorlar aracılığıyla boruların içinde ilerleyen parfüm şişeleri, sistemin işleyişini doğrudan görünür kılıyor.
Karşı duvarda ise sergileme, sabit kompozisyon yerine değişebilen sistem üzerinden kuruluyor. Dijital tasarım ortamındaki referans çizgilerinin fiziksel karşılığı olarak geliştirilen artı biçimli kılavuzlar, ürün sayısına göre yeniden düzenlenebilen esnek teşhir yüzeyi oluşturuyor. Böylece tasarımın başlangıcındaki sistem fikri burada sürdürülüyor; yüzey, tamamlanmış değişmez düzen olmaktan çıkarak farklı kullanımlara uyarlanabilen altyapıya dönüşüyor.
Mekân boyunca tekrar eden boru dili, markanın en karakteristik ürünlerinden biri için geliştirilen sergileme sisteminde ise malzeme değiştirerek yeni ifadeye kavuşuyor. Metal hatlar burada laboratuvar kelepçeleriyle tutulan, elde bükülmüş borosilikat cam tüplere dönüşüyor. Camın şeffaf hassas karakteri, metal yüzeylerin endüstriyel sertliğiyle karşıtlık kurarken parfümün kimyasal deneysel dünyasına doğrudan gönderme yapıyor. Metalden cama gerçekleşen geçiş, aynı tasarım sisteminin farklı ihtiyaçlara göre dönüşebilmesine olanak tanırken mekânın bütünlüğünü koruyor.
Yerel zanaat üretim atölyeleriyle yürütülen süreçte mimar üretici arasındaki ilişki, uygulamanın son aşamasındaki iş bölümünün ötesine geçerek tasarımın kendisini biçimlendiren alışverişe dönüşüyor. Deneme, prototipleme birlikte çözüm üretme üzerine kurulan süreç, proje için yeni üretim biçimlerinin geliştirilmesine olanak tanırken atölyelerin mevcut zanaat bilgisini farklı deneyimlerle buluşturuyor.
Ziyaretçi mağazaya girdiğinde yalnızca tamamlanmış parfüm şişeleriyle değil, onları meydana getiren dolaşım, bileşim, aktarım deney mantığının mekânsal yorumu karşılaşıyor.
PNEUMA, anlamda alışveriş eylemini hızlandırmak yerine onu yavaşlatan; merakı, keşfi duyusal karşılaşmayı öne çıkaran deneyim öneriyor. Böylece mimari, parfüm deneyiminin arka planında kalan kabuk olmaktan çıkarak deneyimin kendisini kuran unsurlardan birine dönüşüyor.
Üretim yönetimi: Serkan Yılmaz, Mimser
Dijital karanlık oda: Menderes Coşkun
Animasyon: Murathan Sırakaya