“Ne dinlesek?” diye soranlara, ekim ayından 65 albüm. Sıralama kronolojik.
HelenFotoğraf: Colin Smith
2 EKİM: Helen – Linda’s Head(kranky)
Daha çok Grouper ismiyle solo projesinden tanıdığımız Liz Harris’in shoegaze / dream pop sularından gezdiği grubu Helen, 11 sene sonra ikinci albüm yaparak yine kranky çatısı altında bizlere göz kırpıyor. Rahatlıkla türünün çok iyi örneği diyebileceğimiz çalışma yandan daha umut dolu tatlı atmosfere sahip. Melankoli duygusallık tabii ki yine albümün tümüne yayılmış durumda ama dediğim gibi sanki daha pozitif hâl Prodüksiyon beklendiği üzere hafif lo-fi tarz işlere en yakışan şekilde tınlıyor. Bilmem daha fazla övmeme gerek var bence tadına baksanız iyi olur diye düşünyüorum. Kaçırılmaması gereken sonbahar ayini diyerek biraz daha öveceğim korkarım, evet, mecburen. K.A.
2 EKİM: Vanishing Twin – Archives(Fire Records)Elektronik, psikedelik, hem pop hem caz-vari yapıların serbest icrayla birbirine karıştığı külliyatıyla bilinen kolektifin beşinci stüdyo albümü. Farklı yer dönemlerde kaydedilip, yaratım sürecinin kenarında köşesinde kalmış materyallerin, üstlerindeki toz parçacıkları havaya saçılırken nazikçe parıldadığı sentezi olan Archives, Vanishing Twin’in tınısında çoktan beri var olan “ başka zamanın müziği” hissinin -bağlamı gereği- daha belirgin olduğu girdi. Geçmişe öykünmekten çok zamana karışmış sesleri tuhaf tekinsiz yeni biçimlere sokuyor. Puslu veya cızırtılı notaların hipnotik ritimler, belli belirsiz vokaller ansızın duyulup kaybolan detaylarla ilerlediği Archives, ilk başta mesafeli gelen ama içine girdikçe katmanlarında daha derine açılan evren kuruyor. Z.N.G.
2 EKİM: Lustmord Lombardo – The Pulse of Atoms
(Ipecac Recordings)
tarafta dark ambient’ın öncülerinden Lustmord, tarafta Slayer’dan Fantômas’a uzanan kariyeriyle davulun insan formuna bürünmüş hâllerinden Dave Lombardo. İlk ortak albümleri The Pulse of Atoms ikiliden beklenebilecek kadar tekinsiz yerde duruyor. Yedi parçaya neredeyse saate yayılan albümde Lustmord’un dipsiz drone’ları endüstriyel ses manzaraları, Lombardo’nun davul perküsyonlarıyla çarpışıyor; geleneksel şarkı yapısı diye şey ise pek ortalıkta görünmüyor. “Paleomagnetic Resonance” iki bölümlük “The Desolate Shore” gibi parçalar bazen uzayın ortasında terk edilmiş devasa makinenin hâlâ çalıştığı hissini veriyor. Albüm için düşünülen “yüksek sesle dinle ya hiç dinleme” uyarısı boşuna değil. The Pulse of Atoms, arka plana açıp unutmalık ambient albümü asla değil. D.U.
2 EKİM: Kaitlyn Aurelia Smith – RUIN: It’s Not Just Music(SOMEONE SPECIAL)
Kaitlyn Aurelia Smith kez ambient yapmadığının altını özellikle çiziyor. Hatta RUIN: It’s Not Just Music için verdiği en net talimatlardan biri, dümdüz “This is not ambient.” Smith’in kendi plak şirketinden çıkan dokuz parçalık albüm; jungle, drum & bass, UK garage kırık ritimleri, kendisinden alıştığımız katman katman synth dünyasının içine sokuyor. Sonuç önceki işlerinin dinginliğinden oldukça uzakta; daha fiziksel, huzursuz yer yer düpedüz agrefisleşen hâli. Smith’in “sonic combat” olarak tarif ettiği yaklaşım özellikle “Ruin”, “I Don’t Know What It Is” “It’s In Everything You Say” kendini belli ediyor. RUIN, güzel seslerin arasında usul usul kaybolmaktan ziyade sesler tarafından hafifçe hırpalanmayı öneriyor. İyi ki öyle yapıyor. D.U.
2 EKİM: BNNT & Radwan Ghazi Moumneh – A Faithful Daughter
(Ruptured)
Polonyalı deneysel müzik ikilisi BNNT Jerusalem In My Heart projesiyle tanıdığımız Radwan Ghazi Moumneh’in yolları, 2018’ Montréal’deki Hotel2Tango stüdyosunda kesişmiş. Sekiz yıl bekleyen A Faithful Daughter’ Moumneh’in metalik parlak sesiyle ayırt edilen telli çalgısı buzuk modüler synthleri; Daniel Szwed’in davulları, Konrad Smoleński’nin elektronik müdahaleleri “baritone missile” adını verdiği enstrümanıyla enteresan uyum yakalıyor. Dört uzun parça belirgin zirve anlarının peşinde yıpranmaktan kaçınarak küçük değişimlerlin açtığı çatlaklara odaklanıyor. Özellikle “The Sad”, tekrarların içinde beliren ayrıntıları meyi fazlasıyla zevkli kılıyor. Kesinlikle her an dinlenebilecek albüm değil ama biraz her şeyden uzaklaşma ihtiyacı içindeyseniz hemen içeri buyurun. C.K.
2 EKİM: TV Buddha – Hallelujah Anyway
(Ever/Never Records)
TV Buddha’yla 60’lara doğru 15 şarkılık zaman yolculuğuna çıkıyoruz. “Mod” saç kesimlerimiz muntazam kıyafetlerimizle âdeta twist yaptığımız balodayız. Chicago’nun Sharp Pins, Horsegirl, Friko gibi genç müzisyenlerden oluşan pandemi sonrası müzik sahnesinde yerini alan grubun albümünde zaten geri vokallerde, çellolarda, trampetlerde, flütlerde sahneden müzisyenleri duymak mümkün. Hallelujah Anyway’in prodüktör koltuğunda ise Kai Slater (Sharp Pins, Lifeguard), Kellen Baker (Good Flying Birds) grubun solisti Johnson Rockstar oturuyor. Kolektif çabadan doğan kendine çoktan biricik yer edinmiş koleksiyon var elimizde. E.Ö.
2 EKİM: Lily Seabird – Lightspheres on Their Way(Lame- -Records)
Yeni albümünde Lily Seabird’ün sesi hiç duymadığımız kadar berrak; sözleri kafasını kurcalayan sorular ise eski karanlığında. Burlington çıkışlı müzisyenin yanına şehrin alternatif rock sahnesinin dikkat çeken isimlerinden uzun senelerdir iş birlikçisi olan Greg Freeman’ı Kanadalı müzisyen Eliza Niemi’yi alıp kaydettiği albümü dinlerken birinin hayatını anlamlandırabilmek için şarkıları yazdığı hissine kapılıyorsunuz. sefer biraz folk sularına açılan Seabird’ü, Adrienne Lenker severler radarına alsın, bizden söylemesi. E.Ö.
2 EKİM: Y Bülbül – NY Tapes,. 2(Bağımsız) 2024’ ABD’ geçirdiği günler sırasında, Brooklyn’ eski garajda ürettiği ses manzaralarını maya kaldığı yerden devam eden Y Bülbül, koleksiyonun ilk volümünde yıldızlarda aralarındaki mesafenin keşfedilebilir boyutlarında gezdirmişti. Londralı müzisyen aslında yine aynı mekânları mesken edinse kez boşluğunun içi daha meşgul. Bazen uçucu, bazen neredeyse tene değecek dokularla. Çağrışımsal izlenimleri ardında ince elenip sıkı dokunmuş niyetler barındıran vuruşların şekillendirdiği yedi bölümlük işi “Starry Dynamo” en dinamik anlarında sinirleri uyarırken, en dinginlerinde ruhu yüzeye çağırıyor. Z.N.G.
2 EKİM: Deerhoof – Divine Schism
(Children of Hoof Music Library)
Geçen seneki Noble and Godlike Ruin’ten sonra tabii ki arayı çok açmadan buyurdukları 21. albümlerini grup olarak geçirdikleri serüvenlerinde ilk kez kendi kendilerine, henüz kurdukları etiketle salıverdi Deerhoof. hareketleri ardındaki sebebin aslında 30 yıllık kariyerleri süresince böyle şey yapmanın kere bile akıllarına gelmemiş olmasından ötürü olduğunu söyleyen dörtlünün esas plak şirketleri Joyful Noise’la arası hâlâ gayet sıkı. Rengin bol, aksiyonun yine yoğun olduğu fakat ekipten alışılmadık ölçüde atmosferik tınlaayan hikâye gibi ilerleyen Divine Schism grubun deyimiyle “bilim kurgu oratoryosu”. Teknoloji oligarkları yüzünden alevler içinde yok olan Dünya’nın sonunu öfkeli Güneş’in bakış açısıyla, uzay boşluğunda annesiyle iletişim kurmaya çalışan çaresiz çocuğun masalı birleşiyor. Greg Saunier’in panikle seken vuruşları, her nefesinde alacalı diyarlara çağıran Satomi John Dieterich – Ed Rodriguez ikilisnin ikiz gitarları girift konseptin disonansını inşa ederken, ters köşelerini elbette eksik etmiyor. Z.N.G.
2 EKİM: Deaf Center – Trinitatis
(Bağımsız)
Son cümlemi baştan söyleyerek başlayayım sefer: Evet, gerçekten iyi canlı kayıt. Norveçli ikili 2003 yılından beri benim aralarında olduğum birçok insanın içini titreten işlere imza attı atmaya devam edecek gibi görünüyor. sene yayımladıkları Through Time albümünün ardından gelen canlı kayıt kilisede kaydedilmiş. Çünkü bilirsiniz ki ambient müzik insanları kliseleri sever böyle yerlerde çalmaktan hoşlanırlar, dolayısıyla lokasyon tabii ki şaşırtmaktan çok gülümsetti. 36 dakika süren yolculuk esnasında kuzeyli duygusallığını karanlığını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Soğuk memleket insanları genelde tarz işlerde daha başarılı diye düşünüyorum ama büyük ihtimalle pis kışçı olduğum için tarz düşüncelere sahibim. Tabii ki yine bol bol piyano efektli gitar sesleriyle bezeli iş olmuş. Tam olarak Deaf Center canlı kaydından ne beklersem onu aldım diyebilirim tabii ki “ah be bunu orada izlemek / dinlemek ne hoş olurdu” diye düşünmeden edemedim. Umarım sizler için keyifli dinleme. “Yaşasın kış geliyor!” diyerek huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum izninizle. K.A.
WishyFotoğraf: Rian Archer
2 EKİM: Wishy – Nature’s Pill
(Winspear)
Wishy’nin ikinci albümünde tertemiz gitar cümleleri, dertlerini zahmetsizce dile getiren şarkılara eşlik ediyor. Grubun ilk albümü, shoegaze’e göz kırpan Triple Seven, yer yer efektlerin içinde yolunu kaybediyordu. Vokalleri şarkı yazarlığını an Kevin Krauter Nina Pitchkites ikilisi, ilk albümden aşina olduğumuz yaratıcı gitar düzenlemelerini alıp biraz nostaljik, biraz günümüzden indie rock albümüne dönüştürmüş. Nature’s Pill, 20’li yaşların bocalamalarını büyüme sancıları, hevesler hayal kırıklıkları üzerinden anlatıyor. Benzer türlerde pek çok albüm grup karşımıza çıkarken Nature’s Pill’e kulak vermeli, Wishy’yi mümkün merteb göz hizamızda tutmalı. T.Ö.
2 EKİM: The Fall – Post Script(Cog Sinister)Yeni The Fall albümü duymak şaşırtıcı elbette. 1976’dan, grubun daimi üyesi Mark. Smith’in 2018’deki vefatına kadar post-punk dünyasının özel isimlerinden biri olan grup, Smith’le beraber varoluşuna son vermişti. Grubun 2000’lerin başlarındaki menajeri Ed Blaney yine dönem basçılığını yapmış Simon Archer’ın, Smith’in yayımlanmamış vokal kayıtlarını kullanarak araya getirdiği çalışma “gerçek The Fall albümü mü” tartışmalarını beraberinde getiriyor. Şarkılar kötü değil ama sonuçta Smith’in izni ya dokunuşu olmadan önümüze gelmesi kara bulut. The Fall hayranları için nostaljik değer taşıyabilir ama bizim içimiz çok rahat etmedi. U.Ç.
2 EKİM: Jon Hassell – Music Is Invisible (Pentimento Volume Three)
(Ndeya)
Jon Hassell’ın 2015’te Londra’ verdiği son konserden kaydedilen Music Is Invisible, Pentimento üçlemesini dört uzun parçayla tamamlıyor. Resim sanatından ödünç aldığı pentimento tekniğini müziğe uyarlayan Hassell, geçmişten kalan motifleri yeni seslerle yan yana getiriyor. Müzisyene Rick Cox John von Seggern’in eşlik ettiği kayıtlar, sonradan Jeff Rona tarafından düzenlenip mikslenmiş. Alışılmış anlamda konser albümünün ötesinde, Hassell’ın çalışma yöntemlerini iş başında duyduğumuz belgeleme biçimine tanık oluyoruz. C.K.
2 EKİM: Johnny Marr – The Age of Everything
(New Voodoo Limited)
The Smiths gitaristi olarak hayatlarımıza giren Johnny Marr’ın yeni solo albümü The Age of Everything; her şeyin hesaplanabilir, fayda sağlanabilir, teknolojiye verilere dayalı olduğu modern dünya siyasetinin yıkımlarını, parıldayan gitarı sürükleyici baslarıyla araya getiriyor. içleri bunaltan temalara karşı alan yarattığı, biraz 80’ler atmosferi barındıran dans ettirebilme gücünü koleksiyon boyu taşıyan 10 parça taze, canlı iyimserliği elinden bırakmayan yolculuğa götürüyor. Londra’ yazdığı şarkılar için “Şehrin enerjisi gerilim tüm albüm içerisinde yayılıyor. Keskin, hızlı birçok olasılıkla.” diye eklemiş. hâlde sokaklarda şarkılara eşlik ederken, ortaklaşa umutlanmak neden olasılıklardan biri olmasın diyelim biz. Ş.Ö.
9 EKİM: Cameron Winter – Live at Carnegie Hall
(Partisan Records)
Geese’in popüler müzik evrenini domine ettiği 2025’te grubun lideri Cameron Winter’ı görmekten sıkılmış olabilirsiniz. Winter, Geese’in yanı sıra gene geçen yıl yayımladığı Heavy Metal isimli solosuyla büyük ilgi görmüştü. Şimdi oradan şarkıları, onun yaşında (23), çok az müzisyene nasip olmuş mekânda, Carnegie Hall’ çaldığı konserin kaydı albüm. piyano Winter’ın vokali şarkılarının gücünü bütün çıplaklığıyla ortaya seriyor. Çok kullanmamaya çalıştığımız tabir “zaman-dışı”. Ama Winter bunun içini dolduruyor. 70’lerden Harry Nilsson-vari his ya John Cale Lou Reed’in Songs from Drella’sını anımsatıyor. Vokalin savrukluğu Jeff Buckley’i hatırlatıyor. Gençliğinin verdiği rahatlık hissediliyor. Piyano çalımı savruk, bazı şarkılar vokale boğulabiliyor ama önünde şarkı yazma zanaatini geliştirmek için çok zaman. Ayrıca Paul Thomas Anderson’ın konseri Benny Safdie rejisiyle görsel kayıt altına aldığını ekleyelim. Yakında çıkacak Rock’n’roll belki iki jenerasyondur sahip olmadığı yıldıza sahip. İhtiyaçtan olsa hak ediyor. U.Ç.
Danielle PonderFotoğraf: Faith Joyvon
9 EKİM: Danielle Ponder – Everything Has Changed(Dead Oceans)
Rochester doğumlu Danielle Ponder, “Çünkü ben hüznün peşindeyim, deliliğin. Aydınlığın içinde duruyorum karanlıkta dans edebiliyorum.” sözleriyle açılış yapıyor. Yaşamının bölümünü hukuk, yargı yasa ekseninde geçiren müzisyen, avukatlık yıllarından taşıdığı sorgulayıcı bakışı kez hem kendisine hem dünyaya yöneltiyor. Bunu tüm kısıtlayıcı kalıpları boşvermiş hâlde kişiseli, toplumsal olanla yan yana getirmiş parçalarıyla yapıyor. Everything Has Changed, sömürgeciliğin yarattığı eşitsizliklerden aşkın bitişine uzanan sözleri, saç tellerinizden parmak uçlarınıza kadar hissedebileceğiniz vokali hip hop, soul, R&B tatlarıyla bizi Ponder’a yaklaştırırken yaşadığımız dünyayla bağımızı sıkı tutuyor. Ş.Ö.
9 EKİM: Pet Shop Boys – A man from the future
(Parlophone Records)
Alan Turing’in hayatını elektronik müzik, yaylılar oyuncu Juliet Stevenson’ın anlatımıyla sekiz bölümlük müzikal biyografiye dönüştürdükleri projeyi ilk kez 2014’te BBC Proms’ta sahneledikten sonra tekrar ele alıyor Pet Shop. Synth pop, çağdaş klasik müzik sözlü anlatımı buluşturan, yer yer oratoryoya yaklaşan A Man from the Future, Turing’in bilimsel mirasıyla cinsel kimliği nedeniyle maruz kaldığı zulmü birlikte ele alıyor. İkilinin müziğinde sıkça yan yana gelen mesafe kırılganlık, burada makinelerin mantığıyla insanın arzuları arasındaki gerilimde karşılığını buluyor. Sade melodileri kez dans pistinden uzaklaşıp elektronik döngüler oda müziği dokularıyla teatral anlatıma katkıda bulunuyor. Ölçülü üslupları, hikâyenin trajedisini melodrama başvurmadan aktarırken geleceği tasarlayan insanın kendi zamanında yaşamasına izin verilmemesindeki çelişkiyi öne çıkarıyor. Z.N.G.
9 EKİM: Teenage Fanclub – Do Not Dare to Dream
(Merge Records)
90’lardan beri üreten İskoç grup Teenage Fanclub, 13. albümü Do Not Dare to Dream gitarlı pop şarkıları yazmaya devam ediyor. Norman Blake Raymond McGinley’nin şarkıları yaş almak geçmişe dönüp bakmak gibi meseleleri ele alırken grubun alışık olduğumuz tatlı gitarlarını, vokal armonilerini melodilerini dinlemek her zamanki gibi keyifli. Teenage Fanclub’ın zamana direnen şarkı yazarlığını hatırlatan albüm, büyük sürprizler peşinde koşmadan kendi hâlinde ilerliyor. T.Ö.
9 EKİM: V.A. – Contra-Ice. 1: ICE OUT
(SoundsGood Records)
DJ Dali küratörlüğünde hazırlanan Contra-Ice. 1: ICE OUT, göçmen hakları için mücadele eden kuruluşlara dayanışma fonu sağlamak üzere SoundsGood Records etiketiyle yayımlandı. 47 parçalık derlemede Kathleen Hanna, Tom Morello, Money Mark, Fred Armisen Jello Biafra’nın yanı sıra çok sayıda müzisyen yer alıyor. Contra-ICE albümünün gelirleri, emek haklarını toplulukların ortak birikimlerini korumak için çalışan NDLON Unión del Barrio gibi örgütlere aktarılacak. T.Ö.
9 EKİM: Basht. – Poor Advice
(LAB Records.)
Fontaines.C., Cardinals, The Murder Capital derken İrlanda çıkışlı rock gruplarına yenisi daha eklendi. Basht.’in ilk albümünü daha bitirmeden yeniden dinlemek için sabırsızlanıyorsunuz. Albümün imge dünyası konseptleri; İrlanda’nın kanlı sömürü geçmişi, aşırı dindar yönetimler günümüz siyaseti gibi duraklara uğruyor. Birçok “slow-burner” parçayla dolu olan Poor Advice, grubun gitar cümleleri yazma marifeti hakkında akılda hiçbir soru işareti bırakmıyor. Karanlık ağır olmaktan çekinmek kenara dursun; işi en son noktaya götürdüklerinde oradaki patlamayı iştahla bekleten sıkı grup var karşımızda. E.Ö.
HAAi9 EKİM: HAAi – DIGITiSE
(Mute)
Avustralya doğumlu, Londra merkezli prodüktör HAAi, geçtiğimiz yılın HUMANiSE albümünü dans pistine taşıyan yeni uzunçaları DIGITiSE karşımızda. Yer yer spoken-word vokalleriyle yer yer Arca-vari beatleriyle çok yönlü, çok kişilikli albüm. Yine çok internet; yine çok dijitalleşen dünya “ dünyada insan olarak nasıl hayatta kalabiliriz”i irdeliyoruz. Echonomist iş birliği “Ignition”ın yükselen temposu, Pat Alvarez’in eşlik ettiği “DIGITiSE”ın kesilip biçilen vokalleri Skybreak Kolombiyalı çocuk korosu Cantoalegre’nin araya geldiği “Talking Walls”, albümün farklı uçlarını gösteriyor. Çok mekanik olmasına rağmen insan sıcaklığını kaybetmeyen kayıt. D.U.
9 EKİM: In Obscurity Revealed – Caustic Maelstrom
(Personal Records / Night Terrors Records)
Meksikalı ekip In Obscurity Revealed zehir gibi ikinci albümle geri döndü. Bol bol black metal sosuna bulanmış harika old school death metal albümü var karşımızda. Özellikle eski Morbid Angel albümlerini andıran riffler gitar soloları dikkat çekmekte. Prodüksiyon açısından her şey tam olması gerektiği gibi; ne çok çiğ, ne çok parlak. Kapaklarına uyumlu cehennem hissiyatını en güzel veren şeylerden birisi şüphesiz vokaller diyebiliriz rahatlıkla. Gitarla beraber kazıyan davulların hiç durmadığı yoğun yüksek tempolu delilik hâli. Zaman zaman ağır bölümlere rastlamak mümkün elbette ama çok uzun sürmüyor sakin zamanlar tabii. Biraz karanlık pis yolculukları sevenler kaçırmasın. K.A.
9 EKİM: Remi Wolf – Mud
(Island Records)
Kapağında Remi Wolf’u çamurlar içinde ancak gözlerinden neşe saçarken gördüğümüz Mud albümü; görsel dünyasından aldığımız ilhamla karmaşık, inişli çıkışlı dönemlerin ardından gülüşünü kaybetmeye hiç niyetli olmayan birini anlatıyor bazen ayakta kalamasa kutluyor. Elektronik beatler, country rock tınıları, bazen hayal kırıklığı bazen enerji dolu vokaliyle birleşen gitarları çıkış bulmanın yolu olarak tüm duyguları karşısına alırken aynı zamanda bazen güçsüz hissedebilmeyi ihmal etmiyor. yüzden ne mutlu ne üzgün. Sadece hissettikleriyle yaşamanın, yaşadıkça anlamanın peşinde. Ş.Ö.
9 EKİM: BODEGA – All Inside Aquarium
(Chrysalis Records.)
Hem işitsel hem sözel yaklaşımını baştan aşağı yenileyen grup, post-punk köklerini kenara bırakıp All Inside Aquarium için kendi tabirleriyle “İçinde ’indie’ takısı olmadan doğru düzgün rock yapmaya karar verdik” diyor. Albüm, değindiği konular itibarıyla politik farkındalıktan ziyade kişisel meselelere yöneliyor; daha “psikolojik” yaklaşım benimsediğini belirten BODEGA üyeleri, dünyanın anki ahvalinde politikacılara veya neoliberallerden ziyade daha çok şaire ihtiyaç olduğu görüşünde. 12 şarkı boyunca uzayan albüm, yer yer hatıra defteri yer yer birinin beyninin dehlizlerinde gitar sololarıyla bezenmiş yolculuk. E.Ö.
9 EKİM: Jess Williamson – A Mile South of Heaven
(New West Records)
Jess Williamson’ın altıncı stüdyo albümü, country müziğin alışıldık hikâye biçimlerini kişisel çelişkileriyle yeniden kuruyor. 2023 tarihli Time Ain’t Accidental’ biraz daha alternatif pop’a yakın çizgiye kayan Williamson, kez pedal steel gitarlar, kemanlar Teksas aksanının belirginleştiği vokalleriyle country çizgisine geri dönüyor. Shooter Jennings prodüktörlüğündeki albüm, Williamson’ın Los Angeles Teksas arasında gidip gelen hayatından yere duyulan aidiyetin hayatın farklı alanlarına etkisinden besleniyor. T.Ö.
Sophia StelFotoğraf: Mikaela Kautzky
16 EKİM: Sophia Stel – the greatest album of all time
(A24 Music)
Kanadalı dindar ailenin çocuğu olan Sophia Stel 2024’te, Charlie XCX’in sağ kolu.G. Cook’un desteğini almış, 2025’te NME’nin en dikkat çeki yeni sanatçılar listesine girmişti. İki adet EP’den sonra ilk albümüyle karşımızda. pop olarak tanımlayabileceğimiz tarzı açıkçası çok yeni şey söylemiyor. Cool vokali çiğ sound’unun belli albenisi var aslında. Ama özgünlüğünü bulabilmesi için biraz daha vakit geçmesi gerekiyor. Ortada potansiyel var, daha iyi şarkılarla iyi kariyerin başlangıcından bahsediyor olabiliriz. U.Ç.
16 EKİM: Fontaines.C. – Dopamine Chamber(XL Recordings)
Fontaines.C., önceki stüdyo albümü Romance’in küresel müzik olayına dönmesiyle, “şiir âşığı beş İrlandalı arkadaşın müzik yapması” kulvarından son hızla çıkmıştı. Romance’te ses dünyalarını epey renklendiren, çeşitlendiren farklı ilhamlara yer veren ekip, direksiyonu kırdığı yeni yolda ilerlemeye Dopamine Chamber devam ediyor. İlk iki tekli “Marianne” “Tongue”, 2024’te herkesin aklını başından alan “Starburster”ın yakın uzak kuzenleri tadında; inanılmaz prodüksiyonun yanı sıra had safhada anksiyete pompalarken albümün bütünüyle bağının ne olacağı konusunda kafamız biraz karışmıştı. Açılış şarkısı “Six Shot Morning”, tüm güzelliğiyle içeri çekmek için âdeta önümüzde havuç sallandırıyor. Devamında “Mimesis” “Demolition” öne çıkarken Fontaines.C. diskografisindeki ilk düete; Rosalía Grian Chatten arasındaki balada uğruyoruz. Daha yumuşak kalplileri sevindirecek “You Miss Me” “Japan” ise belki zırhını çıkarmış gruba kulak verdiğimizden, en güçlü parçalar olmasalar bile kendilerini sevdiriyor. Giriş kadar güçlü kapanış hamlesi olan “Intimate” albümden çıkarken “grup 2024’te temelini attığı yeni ses dünyasını çoktan eskitti ” diye düşünmeden edemiyoruz. İlk ikinci yarısı arasında ses manzaraları olarak belirgin fark barındıran albüm, yine başından sonuna dek tek ağızdan “Her hissi dibine kadar tükettik umutsuzuz!” diye bağırıyor. E.Ö.16 EKİM: Worldpeace DMT – Stick Around for Tea(WPDMT)Worldpeace DMT’nin ikinci albümü Stick Around for Tea, twee pop’un tatlılığını hem tiye alıyor hem tatlılığın tadını çıkarmaktan çekinmiyor. Leo Fincham Rowan Miles ikilisi, 2000’ler indie rock tınılarını, cıvıl cıvıl gitarları pop melodilerini her biri farklı hikâye anlatan şarkılarda araya getiriyor. Açılış parçası “School’s Out!”, okuldan kaçıp grup kuran çılgın gençlerin hikâyesini yaylılar eşliğinde müzikal gibi anlatırken “Love You Too” “Gabriel” gibi şarkılar, insanın içini ısıtan ama biraz bayatlamış mesajları kalabalık enstrümantasyon aktarıyor. Tamamen kendilerinin ellerinden çıkma katmanlı düzenlemelerle müziklerinin tuhaflıklarını törpülemek yerine onları parlatan Londralı ikiliden Rowan Miles’ı daha deneysel, hiperpop grubu The Femcels’ten tanıyoruz. T.Ö.
16 EKİM: The Avalanches – No Bad Memories
(Modular Recordings)
Baştan söyleyelim No Bad Memories, oyun bozarken çocukluğu çağıran evren. Albüm kapağında bizi karşılayan omuz omuza vermiş MP3 çalar disket, şimdilerde duygusuz davrandıran teknoloji sistemlerine neşesini bol tutarak karşı koyuyor. Dağınık, yerinde duramayan hâli, reklamlar dünyasına dönmüş gündelik hayatlarımız içerisinde eğlenceyi arayan hayalperestler için coşkusu bol yolculuğa davet ediyor. yandan ellerinizdeki renkli kalemlerle istediğiniz her şeyi boyuyormuşsunuz gibi çocukça keyfi var koleksiyonun. Sabit iskeleti olmayan ses evreni biraz disco biraz house onlara eşlikçi reklam melodileri derken zihni bulandırıyor ama çok canlı hissettiriyor. Ş.Ö.
16 EKİM: Max Richter – While The Flood Rages(Decca Records)
Max Richter’in İngiliz koreograf Wayne McGregor iş birliği olan Margaret Atwood’un yakın geleceği vahşi kapitalizm üzerinden ele aldığı distopik üçlemesi MaddAddam’dan esinlenilen While The Flood Rages, endüstriyel yıkımın sermayenin sağlığını önceleyen yaşam tarzının bizler bıraktığı huzursuzluk, gerginlik uyumsuzluğu besliyor. Ara duraklarda piyanosu üflemeli çalgılarıyla umudu yeniden çağırmanın, sakinleşmenin önünü açıyor. Elektronik unsurları muhteşem uyumlu orkestrasının arasında düşe kalka yolumuzu bulmaya çalışırken, dünya gerçeklerinin bulacalı katmanlarından bizleri çıkarmak için kapanışta “Now We Can Sing” iyi duyguları büyüterek uğurluyor. Ş.Ö.
16 EKİM: Dummy – do you love the color of the sky?(Polyvinyl)
Los Angeles çıkışlı dörtlü Dummy, üçüncü albümünde indie pop şemsiyesi altında birçok türe selam çakan işle karşımızda. Günümüzün tehlikeleri; iklim krizi, yapay zekâ gibi konulardan bahseden çalışmanın enteresan yanı iki farklı grubun işinin araya getirilmesi gibi hissettirmesi. Şarkıların elektroniğe Madchester sounduna göz kırpan ritimleriyle, vokal yapıları oldukça farklı tellerden çalmakta. Birbirilerinden haberi olmadan kaydedilmiş. kötü mü? Bazen çalışıyor, bazen çalışmıyor diyebiliriz. Vokallerin yoğunluğu bazen fazla baskın çıkıyor belki. Dummy’nin stili belki 15 yıl önce çok daha çarpıcı olabilirdi. Günümüzde ne kadar karşılığı var, tartışılır. U.Ç.
16 EKİM: Sépulcre – Cryptic Temple of Otherworldly Abhorrations
(Invictus Productions)
Harika ilk albüm vakasıyla karşınızdayız. Fransız grup Sépulcre demo, ardından EP’den sonra mükemmel ilk albümle death metal dünyasına giriş yapmış bulunmakta. Türünün tüm klasik özelliklerine sahip olan albüm zaman zaman doom metal sularına girecek kadar yavaşlamayı aksatmıyor hatta durumun hakkını fazlasıyla iyi şekilde veriyor. Her parçada gittikçe daha karanlık derin yere sürüklendiğinizi hissettiğiniz albüm özellikle sonlara doğru daha harika hâl alıyor. Sondan önceki şarkı “Towards The Unknown” duyduğumuz harika vokaller epik gitar melodileri nefis finale hazırlıyor âdeta. evet, nefis kapanışla albüm size her şeyi baştan tekrar dinlemeniz gerektiğini söyleyen hissiyat bırakarak huzurlarınızdan ayrılıyor. K.A.
16 EKİM: They Are Gutting a Body of Water – KOOL FAITH / LOOSIES II
(Julia’s War Recordings)
They Are Gutting a Body of Water’ın KOOL FAITH / LOOSIES II mixtape’i, Philadelphia çıkışlı grubun kendi memleketlerinden müzik çevresine açtığı kapı olarak ele alınabilir. Shoegaze’in gürültülü gitarlarına elektronik dokunuşlarla son yıllarda ses getiren işler yapan Doug Dulgarian önderliğindeki grup, Julia’s War etiketi etrafında araya gelen dostlarını aynı DIY sahnesini tığı müzisyenleri araya getiriyor. SPIRIT OF THE BEEHIVE, Hotline TNT, Greg Mendez, LUCY (Cooper. Handy) Her New Knife gibi isimlerin yer aldığı 29 parçalık koleksiyon; Dulgarian’ın çocukken ucuza aldığı, yerel DJ’lerin farklı sanatçıları araya getirdiği CD’lerden ilham almış. Shoegaze, noise, elektronik müzik rap arasında rahatça gezinen mixtape, TAGABOW aracılığıyla yeni isimler keşfetmek için birebir. T.Ö.16 EKİM: heavens to betsy – baby’s gone(Kill Rock Stars)
Sleater-Kinney öncesinde Corin Tucker Tracy Sawyer’ı araya getiren heavens to betsy’nin baby’s gone seçkisi yayımlandı. Daha önce yayımlanmamış demoları, 1993 tarihli These Monsters Are Real EP’sini 1994’teki Direction 7” plağının kayıtlarını araya getiren 16 parçalık seçki, grubun ilk dönemindeki öfkeyi tavizsiz tavrını hem yeniden hatırlatıyor hem anda devam eden ABD turnesiyle yeniden sahnelere taşıyor. Belki bugün dinlendiğinde çiğ kalabilecek sound, aradan geçen 30 yılın ardından başka anlama sahip. heavens to betsy’nin yıllarda iki genç kadın olarak dâhil olduğu ileriye taşıdığı güçlü hareketi düşününce, kayıtlar müziğinin ötesinde etkiye sahip. T.Ö.
16 EKİM: @ – Autosmile
(4AD)
Victoria Rose Stone Filipczak imzalı sihirli ormanlardan çıkmış ilk albüm Mind Palace Music’ten beri üç yıl geçtiği için dertlenmek üzereyken ikili yeni albümleriyle çıkageldi. yıl 4AD kadrosuna katılan ekip, hiçbir kutuya sığmayan ama güzelliği şüphe götürmeyen işle geri dönüyor. İlk albümdeki gibi -belki daha yoğun şekilde- hem folk müziğin sakinleştiren tarafını hem psikedelik müziğin tekinsizliğini taşıyan Autosmile, garipliğini mükemmel dozda tutmayı başarıyor. Albümü dinledikçe, her çello dokunuşundan her flüt yürüyüşüne kadar ilk dinlemede fark edilen detaylar albümün duygusal merkezini daha sağlamlaştırıyor. @’in en güçlü tarafı bütün garipliğin içinde dinleyiciye geçirmek istedikleri hissin her zaman apaçık olması. Sürreal albüm kapağının desteklediği gibi ikilinin müziği, kendine özgü biçimde zamanın dışında var oluyor: döneme değil sanki sadece Rose Filipczak’ın zihinlerine ait müzik. E.Ö.
16 EKİM: Petrels – Infangthief(Denovali Records)
Petrels ismine ilk kez rastlayanlar için girizgâhla başlayalım. Projenin tek kişisi Oliver Barrett, Somerset’te yaşayan müzisyen görsel sanatçı. Keiji Haino’dan Judith Hamann’a birçok ismin kayıtlarında miks mastering imzası mevcut. Kendi bestelerinin çıkış noktaları ise genel olarak seslerin ne kadar genişleyebileceğine, büyüyebileceğine duyduğu merak. Yedi yıllık arayı kapatan albümü Infangthief’te sonsuza uzayan tekrara kapılmış elektronik motifler, birbirine pürüzsüz şekilde karışan ses bloklarına dönüşüyor. “Fishes”ın ağır çekim açılışını takip eden 40 dakika, synth müziğinin bugüne kadarki serüveninin farklı duraklarından ilhamlar barındırıyor. C.K.
16 EKİM: Eels – Cookie Happened
(PIAS)
Mark Everett’in 16. albümü ismini kurabiye canavarının “kurabiye bitti diye ağlamıyorum; kurabiye oldu diye gülüyorum” şeklindeki özlü sözünden alınma. Hayata iyi yönünden bakmak Everett’in darağacı mizahıyla her zaman örtüşmez aslında ama hiç göstermediği 63 yaşının bilgeliğine kulak kabartmak lazım. Albümün soundu özellikle 60’lara göz kırpar. Ritmik gitarların altyapısını sağladığı şarkılar yer yer güçlü yaylılarla yükseltilmiş. Ama vurgunun sözlerde olduğunu söylemeli. Müzik ona hizmet ediyor, herhangi çıkıntılığı. Eels seviyorsanız tatmin olacaksınız. Ayrıca grubun ilk albümü Beautiful Freak’in 30. yılı üzerine değerlendirme için buraya buyurabilirsiniz. U.Ç.
23 EKİM: Claud – Me and the Music(Dead Oceans)Brooklyn çıkışlı besteci, üçüncü uzunçalarında genç âşık olmanın kaçınılmaz sonucu olan kalp kırıklığına çözüm sunuyor. Ya bütün üzüntü, bitmesini beklemek yerine içinde hafiflik bulabileceğimiz hâlse? Tatlı tatlı dream pop rüzgârlarıyla dalgalanan Me and the Music yaşadığımız her duygunun bizim için orada olduğunu, dolayısıyla onlardan çekinmektense üzerine gittiğimizde nelere vesile olabileceklerinin güzel örneği. Albüme adını veren parçasında “Mahvetmene izin vereceğim son şarkı ” diyor mesela Claud; mahvoluşta kaybolmak yerine. E.Ö.
23 EKİM: Orchestra Baobab – Made In Senegal
(Strut Records)
70’lerden yana varlığını sürdüren Afro-Küba ritimleriyle Senegal müziğini buluşturan Orchestra Baobab, 10 yılı aşan sessizlikten sonra, tüm kayıplar yenilikler yaşamı kutlamak için araya geldi. Dakar’ kaydedilen Made In Senegal; aileyi, bağları tümüyle birlikte büyütülen sevgiyi kutluyor. Soğuyan havalarda içinizi ısıtmak biraz dans etmek için müthiş eşlikçi. Bölgeye özgü çalgıları, Afrika Latin ritimlerinin kesişimiyle hem köklenmeyi hem çiçekler açmayı sağlıyor. Grup üyesi Thierno Koité’in ifadesiyle “Adımızı aldığımız ağaç gibiyiz. Ne olursa olsun, baobab ağacı dimdik durur.” Ş.Ö.
23 EKİM: HMLTD – FANGS
(Luck Number Music)
HMLTD’nin 2023 albümü The Worm’ operatik taraflarıyla tanışmış rock baladlarının kucağında bulmuştuk kendimizi. Tarz değişikliklerine yabancı olmayan Londralı ekip şimdi ise “ÜberGöth” diye tasvir ettikleri gotik dünyayı sıfırdan inşa ediyor. Her köşesi vampirizm detaylarıyla doldurulmuş albüm, sadece kostüm görüntü departmanında değil; önceki albümdeki orkestranın yerini elektronik müzik elementlerine bırakarak çeşitlenen ses manzaralarıyla başladığı görevi iddialı şekilde tamamlıyor. önceki albümden bugüne taşınan belki tek şey, HMLTD’nin vazgeçilmez ihtişamı. Karanlık dünya yaratıp sonra onu elmas gibi parlatmayı çok iyi biliyor. E.Ö.
DIS FIGFotoğraf: Camille Blake
23 EKİM: Dis Fig – What To Make of These Mortal Hands
(Thrill Jockey)
The Bug, The Body Asian Dope Boys gibileriyle yaptığı iş birliklerinden bildiğimiz DJ, prodüktör vokalist Dis Fig’in (gerçek adıyla Felicia Chen) PURGE’den (2019) beri ilk solo albümü. Duyguların en karanlık hâlleriyle uğraşarak bunları koyu mecralar yoğun icralarla dışavuran Chen, vokaliyle prodüksiyonuyla daima uçlarda geziniyor. Ağır bas, sub frekans türlü distorsiyonu enstrüman odaklı sinematik düzenlemelerle çarpıştırdığı girift dokularla dev mekânlar inşa ederken dikkati bunların içindeki detaylara çekiyor. Kırılganlık yıkıcılık arasında savuran What To Make of These Mortal Hands zihni karmaşık duygu ağına sarıyor ama yandan arındırıyor. Z.N.G.
23 EKİM: Anderson Paak & Cordae- Heavy Is the Crown
(APESHIT + EMPIRE / Hi Level + Mass Appeal)
2019’daki “RNP” teklisiyle başlattıkları ortaklığı ilk albümleriyle sürdüren ikili, old-school hip hop, soul funk arasında dolaşan, eğlenceli olduğu kadar kişisel albümle karşımızda. Cole, 9th Wonder, Conductor Williams Swizz Beatz gibilerinin prodüksiyonuna katkıda bulunduğu Heavy Is The Crown, Paak’a özgü ritmik vokaller Cordae’nin rahat ama etkin flow’undan fazlasıyla besleniyor. Boom bap tipi beatler, caz esintili düzenlemeler soul damarlı sample’larla örülü koleksiyonu ikilinin karşılıklı atışmaları, ortak mizah anlayışı cambazlıkları süslüyor. Odağında ise büyük başarıyla gelen sorumluluklar, açmazlar evhamlar. Yer yer fazla güvenli sularda yüzse akıcı epey sıcak Z.N.G.
23 EKİM: Fenne Lily – Win Win
(Nettwerk Music Group)
Hayatlarımız başkalarıyla kesişerek, bazen kalıcı bazen geçici ilişkiler hâlinde yaşanıyor. zamanlarda ilişkilerin gelişi kadar gidişi vardır. Brooklyn’ yaşayan müzisyen Fenne Lily, diskografisinin dördüncü albümü Win Win tam meseleye değiniyor. ayrılığı kabullenmeye dair hislerini dökerken, sonrasında kalbini tekrar canlandırabileceği fikriyle beraber. Indie folk pop melodileriyle şekillenen koleksiyonda, bulutların ardından gülümseyen vokali dinlerken tüm hikâyeyi daha kolay kılıp, kabullenmenin yeniden başlamanın hafifliğini bırakıp gidiyor. Ş.Ö.
23 EKİM: The Olivia Tremor Control – The Same Place(Elephant 6 Recording.Yapımı 24 yıl süren albümle karşı karşıyayız. Bunun nedenleri maalesef üzücü. The Olivia Tremor Control aslen 90’larda çıkışını yapmış; dönem iki albümle özellikle 60’ların psikedelik pop tınılarına yakın ilgi çekici albümlere imza atmıştı. Anlaşmazlıklar sonucu 2000’ dağılan ekip, 2009’ tekrar araya gelmiş yeni albümün kayıtlarına başlamıştı. Ancak grubun has elemanlarından Bill Doss’un 2012’deki ani vefatı bütün planları alt üst etmişti. Sonrasında yine 2002’den beri ayrı ayrı olsa yazdıkları şarkıları kayıtları biriktirmeye devam ettiler; üçünxü son albüm planı her zaman canlı kaldı. Eimizdeki albümden ilk tekliler 2024’te ıldığı gün maalesef grubun orijinal elemanı Will Hart hayata gözlerini yumdu. Kalan ekibin çabasıyla son The Olivia Tremor Control albümü sonunda bizimle. 27 şarkılık çalışma bazı eskizler içerse gayet dört başı mamur albüm. Oldukça iyi çalınmış tarzlarının ruhunu yüzde 100 yakalayan şarkılar barındırıyor. Kadehimizi son kez onların şerefine kaldıralım. U.Ç.
23 EKİM: Iommi – From the Dark
(BMG)
albümün kadar iyi olmasını kimse beklemiyordu bence. Neticede 78 yaşında müzisyenin 21 sene sonra gelen yeni solo albümü. Yani tamam, heavy metal’i icat edenlerden birisin, koca Black Sabbath sen olmasan olmazdı harika riffler buldun senelerce. Ama buna hâlâ şekilde devam edebilmek gerçekten biraz özel durum. Tony Iommi’ye albümde Jorn Lande, Becky Baldwin Karl Brazil eşlik etmiş. Özellikle vokallerde Jorn Lande’nin mükemmel performansı zaman zaman gözlerinizi kapattığınızda Dio yapılan Black Sabbath albümlerinden birini dinliyormuşsunuz hissiyatı veriyor ki inanılmaz güzel şey bence. Sonlara doğru gelen “Death Wake” favori şarkım oldu ama büyük ihtimalle albüm dinledikçe açılıp daha sevilecek işlerden. Klasik biraz karanlık heavy metal albümü dinlemek istiyorsanız sene bundan daha iyisi gelir pek emin değilim. Saygı önünde eğiliyorum. K.A.
Shabazz PalacesFotoğraf: Patrick ’Brien-Smith
23 EKİM: Shabazz Palaces – It’s a Style Sport(Sub Pop)Shabazz Palaces albümleri, alıştığımız gerçekliğin biraz dışından seslenir; zamanı öyle lezzetli şekilde büker. Buna karşı koymak. Ishamel Butler’ın adımınızı nereye bastığınızı bilmeme hâlinin keyif unsuruna dönüştüğü diskografisinin yeni halkası It’s a Style Sport ilk şarkısından herhangi hip hop albümünde olmadığınızı hissettiriyor. “Field Notes” “Tongue In Chic” ancak Shabazz Palaces kurgusunda araya gelebilirdi. Butler’ın geçmişe bakarken takındığı muzip bulanık tavır, Erik Blood’la hazırladığı prodüksiyona sinmiş. Kulaklıkla acele etmeden dinlenmesi ısrarla tavsiye edilir. C.K.
23 EKİM: William Basinski – Passing the Cup of Sorrows(Musex International / Temporary Residence)William Basinski altı sene sonra yaptığı yeni albümüyle yine sevenlerinin yüzünü kara çıkarmadı diyerek giriıya izninizle. Daha çok solo piyano albümü gibi başlasa ilerledikçe beliren elektronik katmanlar çeşitli delay / reverb efektleriyle The Disintegration Loops‘u hatırlatacak kadar derin güzel albüme dönüşüyor. Benzer notaları temaları döndürerek çalma konusunda usta olduğunu bildiğimiz William Basinski, konuda ne kadar iyi olduğunu bizlere kere daha göstermek istemiş sanki. Başlarda duyduğumuz bilinçli olarak kayıtta bırakılan arka plan sesleri, efektlerle beraber daha garip hisler yaratıyor albüm ilerledikçe. Morton Feldman etkisi hissini bol bol duyduğumuz albüm şüphesiz kolay dinleme değil. ’a bakarken, doomscrolling falan yaparken dinlemeye kalkarsanız gerçekten hiç olmaz. Tek başına açıp yaklaşık 40 dakika boyunca başka şey yapmadan paşalar gibi dinlemenizi tavsiye ederim. Biraz can yakacaktır büyük ihtimalle ama yapacak şey. Oldukça minimal, ağır ilerleyen dinlerken arada büyük büyük yutkunmanız gereken kayıt. K.A.
23 EKİM: Casket Dweller – River of Slumber
(Nuclear Winter Records)
Nuclear Winter Records arada çok sakat şeyler yayımladığı için albüme baksam iyi olur diye düşünerek girdiğim yolculuktan yine iyi sonuçla ayrıldım. Hiç ilgimi çekmeyen kapak ardından dandik intro başlayan albüm, beklemediğim şekilde beni içine çekti. Gerçekten (açıklamalarda adı geçen) Dismember Pestilence gibi grupların ilk zamanlarını andıran harika death metal albümü. Yunanistan kökenli üçlünün ilk albümleri olan River of Slumber‘ı dinlerken en çok düşündüğüm şey gerçekten nasıl kuzeyli olmadan soundu kadar iyi icra edebildikleri. Çünkü gerçekten kayıp Dismember ya Entombed albümü dinler gibi hissettim, tabii ki aşırı mutlu. Özellikle old-school Swedish death metal sevenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken epey sürpriz çalışma. K.A.
23 EKİM: Surprise Chef – Frogs on the Pond(Concord Records)
Melbourne, Avustralyalı ekip Surprise Chef’in son albümü ilhamını 1970’lerin İtalyan giallo (cinayet gizem konulu yapımlar, nevi slasher öncülü diyebiliriz) filmlerinin soundtracklerinden alıyor. Kulağa fazla konsept veya niş gelebilir ancak grup kadar iyi iş çıkarmış ki her telden dinleyiciye hitap edecektir. Fazla prodüksiyon oyunculuğuna girmeyen; melodinin dominant olduğu, caz funk sularına göz kırpan, oldukça tadında çalınmış, etkileyici çalışma. Kış aylarının karanlık akşamüstlerine son derece makul yaren olacaktır. U.Ç.
24 EKİM: Zeynep Toraman – The Same Moonlight(Another Timbre)
İstanbul doğumlu, Berlin’ yerleşik Zeynep Toraman’ın yeni albümü The Same Moonlight, üç farklı topluluğun seslendirdiği üç bestesinin konser kayıtlarını buluşturuyor. Besteci, müziğin asıl karakterinin Ensemble Proton Bern, Ensemble Dedalus Ensemble Vortex’n icralarının uzun melodik cümleleri nasıl şekillendirdiğiyle ortaya çıktığını söylüyor. Toraman’ın besteleri insanı elinde ne varsa bırakıp tam odağını vererek dinlemeye çağıran yapılara sahip. Küçük değişikliklerin ya nüansların parçaların duygusunu nasıl belirlediğini fark ettiren açıklık söz konusu. The Same Moonlight, kulağın giderek daha seçici hâle geldiği dinleme deneyimi yaşatıyor. Sürekli sonrakine geçmeye yönlendiren rutinlerimze iyi gelecek; albümün kendi temposuna uyum sağlamanın keyfini hatırlatacak kayıt. C.K.
Kali MaloneFotoğraf: Kingsley Ifill
30 EKİM: Kali Malone – Burning Song(IDEOLOGIC ORGAN)
Kali Malone, minimal tekrara dayalı müziğin günümüzde öne çıkan figürlerinden. Yeni albümde kendisine çelloda Lucy Railton gitarda Stephen ’Malley eşlik etmiş. Kali Malone ise albüm boyunca kilise orgu kullanmış zaten albüm kilisede kaydedilmiş. Malone’un en kolay dinlenen albümlerinden biri olarak kabul edilse tarz müziklere yabancı olanlar için kadar kolay dinleme olmayabilir. Çok dingin minimal şekilde sürekli tekrar edip dönen notalar duyacaksınız. Alışılmış melodi yapısıyla değil daha çok sizi test eden yapıyla karşılaşmış gibi hissedebilirsiniz. Ama azıcık böyle şeyleri sabırla dinleme konusunda kendinizi eğitebildiyseniz albüm sizi gerçekten inanılmaz yerlere götürüyor. Akış boyunca tek parça dinliyormuş gibi hissiyat var gerçekten nereye sürüklenip nerede kaybolmak isterseniz müzik size harika şekilde eşlik edecektir. K.A.
30 EKİM: DIIV – ZIRP!
(Fantasy Records)
DIIV, 2024 kaydı Frog in Boiling Water’ın ardından beklenmedik hamle yaparak Charli xcx, Caroline Polachek Troye Sivan gibi isimlerle pop dünyasına iz bırakan prodüktör. Cook stüdyoya girdi. Grubun kayıt için sarf ettiği “bugüne kadarki en anaakım işimiz” ifadesi kendi diskografilerinde yere otursa albüm yine geleneksel pop kalıplarından epey. Solist Zachary Cole Smith’in vokallerini mikste hiç olmadığı kadar öne çıkaran yaklaşım yer yer göz kırpılan pop formülleri ZIRP!’e unvanı kazandırsa grubun alametifarikası olan puslu sound şüphe götürmez biçimde korunuyor. Adını “sıfır faiz politikası”nın (Zero Interest-Rate Policy) İngilizce kısaltmasından alan albüm, DIIV özdeşleşen distopik alt metni sonumuzun yaklaştığı hissini elden bırakmıyor; kapitalist düzenin kime yarayıp kimi ezdiğine odaklanıyor. Albümün türü etrafında dönen tartışmaları tam olarak sosyo-ekonomik bağlam üzerinden okumakta fayda. E.Ö.30 EKİM: Lemur – yeniden(Bağımsız)
Deniz Yıldız Nilipek.’in uzun yıllar sonra Umut Coşkun Berkay Küçükbaşlar, eşliğinde Utrecht – Berlin ekseninde canlandırdığı Lemur’un beklenen albümü. Çocuklukla yetişkinlik arasında mekik dokuyan, geçmişi romantize etmeye alan açtığı kadar şimdinin değerini bilen ilk albüm. Kadife vokaller incelikli akor geçişleriyle örülü. Pastel tonlarla bezeli, romantik umut dolu indie pop evreni yeniden’ dinleyiciyi bekliyor. E.Ö.
30 EKİM: Andy Stott – Late Loop(Modern Love)
Andy Stott önceki yedi albümünü çıkardığı Modern Love şirketinden yine vazgeçmemiş. Fakat şirketin sahibi Shlom Siviri ona biraz meydan okuyarak başka şeylerden vazgeçirmiş. Reverb bass kullanmadan, hatta delay dışında hiçbir efekt kullanmadan albüm yapmak. Tabii ki sonuç benim açımdan biraz sıkıcı üzücü olmuş diyebilirim. Albüm boyunca aynı iki vokalistle çalışmış ki bunda elbette sorun yok ama albümü yaparken kadar kısıtlanmış olması bence bestelerde genel olarak sounda sıkıntı yaratmış. Tabii ki davullarda çok ses dizaynı hareketlerinde klasik Andy Stott duygusunu buram buram hissedebiliyoruz ama önceki mükemmel albümlere bakınca bunun rahatlıkla en zayıf halka olduğunu söyleyebiliriz sanki. Oldukça minimal zaman zaman heyecanını yitiren trip hop albümü. K.A.
30 EKİM: Valfi – Microstep(Bounce)2023’te İstanbul’dan Berlin’e taşınan Valfi’nin epeydir beklenen ilk uzunçaları Microstep, düğün klavyelerinin zurna seslerini, Balkanlar Orta Doğu ülkelerine özgü makam geleneklerini, 9/8’lik ritimleri UK bass acid prodüksiyonlarıyla iç içe geçiriyor. Tertemiz işçilik var; sanki herkes bulunduğu yeri yadırgamadan “Oturmaya geldik!” fikrinde buluşuyor. 15 parçalık yoğun akış ama mikro adımların hiçbiri havada kalmıyor. İlk birkaç şarkıda hangi sesin nereden geldiğini takip edip bağlam üzerine düşünüyorsunuz ister istemez ama iyi vakit geçirmek için ayrımları yapmanın hiçbir esprisi olmadığına ikna olmanız uzun sürmüyor. başka Bounce sanatçısı Murteza yapılan düetlerin yanı sıra DJ Strawberry’nin remiksi albümde. C.K.
Moses Boyd
30 EKİM: Moses Boyd – Songs For Sinners(Exodus Records / Beggars Music)Songs For Sinners; telaş, sevinç, aşk korku gibi binbir çeşit yaşama hâlini Moses Boyd’un kişisel hayat sorgulamalarıyla araya getiriyor. Albüm, cazın özgürleştirici oyunbozan geleneğini soul, funk elektronik dokularla harmanlayarak tüm sesleri birbiri içinde çoğaltıyor. Kıvrımlı yapısıyla soruları canlı tutan koleksiyon, tek gerçeklikle sınırlanmadan bağ kurmanın mümkün olduğunu düşündürüyor. Ş.Ö.30 EKİM: Grup Ses – DALGA: A Selection of 80s Pop Oddities From Turkey(Zel Zele Records)
Grup Ses’in arşiv kazılarıyla oluşturduğu mixtape’ler genellikle belgesel değeri taşır. 80’lerde, askerî darbe sonrası Türkiye’ kaydedilmiş kasetlerden kesip biçtiği yeni toplaması DALGA açıdan istisna değil. Minimal elektronik beatler synthlerin arabeskle ilk kesişimlerinden biri olduğunu tahmin ettiren Mehmet Pekün – Anca Gidersin çaılan koleksiyonda Tele Tempo, Serpil Örümcer, Grup Titan Füsun Önal gibi müzisyen grupların nadir kayıtları yer alıyor. M.T.
30 EKİM: Skee Mask & North Americans – Final Circle
(City Slang)
Alman elektronikçi Bryan Müller Los Angeles merkezli gitarist Patrick McDermott’ın ilk resmî ortaklığı, folk albümü denebilecek çalışmayı dünyevi bağlamından çıkarıp özüne iniyor. Biri techno’dan, diğeri Americana’dan gelen ama ikisi ambient telden çalan müzisyenler, kurdukları düşsel dünyada dijital araçlarla pastorallik yaratmanın peşinde. Müller, doğa seslerine dair modüler izlenimlerini katmanlayarak hava gibi hafif ama dolgun doku oluştururken, McDermott’ın ekonomik akorları pürüzlü tıngırtıları albümün rüyamsı ortamından dışarıya sesleniyor. Z.N.G.30 EKİM: Işık Kural – Motorcycles and Cherry Wind(RVNG.)Glasgow’ yaşayan Işık Kural’ın yeni albümü Motorcycles and Cherry Wind’ geziler sırasında kaydettiklerine sonradan dönüp kulak vermesinin payı büyük. İstanbul günlerindeki dolmuş yolculuğundan onunla kalmış ses kaydı, yıllar sonra bestenin üstüne muntazamn şekilde yerleşebiliyor mesela. Albümün adı 2022’deki Marakeş ziyaretinden geliyor; şarkılar günlerden kalan izlenimlerle başka şehirlerde yaşananları birbirine karıştırıyor. Parmakla çalınan gitarın yaylılarla buluştuğu başlık şarkısından tren raylarının synthlerin arasına alan “Under the Canopy”ye, her şarkıda stüdyo dışından şey duyuluyor. Yazımından miksine her detayı müzisyenin tek başına üstlendiği albümün akışı boyunca şeyleri merak etmeye engel olamıyorsunuz. seyahatnameyi, yazarının hangi ayrıntıyı neden not ettiğini düşünerek okumaya benzetebilriiz. C.K.
30 EKİM: Fujiya & Miyagi – New Shiny Object
(Impossible Objects of Desire)
Brighton çıkışlı Fujiya & Miyagi diskografilerinin tam 10. albümü. onlardan duymaya alışık olduğumuz seslere sahip çıkarken başka baharatlar eklemeyi ihmal etmemiş. Krautrock, disko elektronik oyunları harmanlayarak düz yolda adım atmaktan uzak duran akışı, tüm tuhaflıkları kafa bulanıklığını açığa çıkarma ama azaltmama eğiliminde. Anlayacağınız Fujiya & Miyagi dörtlüsü New Shiny Object ayakları yerden kesiyor dönen başınızın etrafına yıldızlar konduruyor. Ş.Ö.
Yr KnivesFotoğraf: Nathan Keay
30 EKİM: Yr Knives – Begin Yr Singing
(Western Vinyl)
Isotope 217, Pullman, Directions in Music, RLYR, Loose Fur gibi gruplarla 90’lardan yana Chicago’nun deneysel post-rock çevrelerinden türeyen “süpergrup” geleneği, günümüzde Yr Knives’la sürüyor. Her biri farklı gruplardaki üretimleriyle tanınan Brian J Sulpizio, Douglas McCombs, Quin Kirchner Andrew Trim’den oluşan dörtlü, içinde altı amfinin olduğu odada birkaç gün geçirip albümü ortaya çıkarmış. Arada blues doğaçlaması kıvamını alan kısımlar biraz yorucu olabiliyor ama girift enstrümantal kompozisyonları, grupça çalım hissini sarmal riffleri seviyorsanız kaçırmayın. C.K.
30 EKİM: PISS – you made me / skin on linen(Sub Pop)
Noise rock ya post-hardcore’a ilginiz varsa albüme kulak vermek için başka gerekçeye ihtiyacınız. Şarkıların odağında tecavüz kültürü, sistemik cinsiyete dayalı şiddet, cinsel travma sosyal normlar gibi ağır önemli konular. bunları size zaman zaman sakin olmaya çalışan ama genelde çok öfkeli şekilde bağıran / haykıran feminist kadın anlatıyor. Prodüksiyonu her kim yaptıysa öncelikle önünde diz çökerek teşekkür etmek isterim. Albüm âdeta yanınızda çalınıyormuş gibi çiğ hissiyata sahip ama yandan kadar güçlü ki tüm bunlar birleşince kalbinize ruhunuza yumruk yemiş gibi oluyorsunuz. sene dinlediğim en çarpıcı işlerden biri gerçekten içinize işleyecek kadar samimi şekilde yapılıp icra edilmiş olması duygusal olarak insanı çok garip yerlere götürüyor. 11. şarkı olan “blocking a scene you can’t remember” şüphesiz albümün en feci işlerinden biri, şimdiden herkese geçmiş olsun iyi dinlemeler. Yine inanılmaz ilk albüm durumu büyük ihtimalle bazılarımız büyük heyecanla grubun sonraki işlerini bekliyor olacak. K.A.
30 EKİM: Nouvelle Vague – A Date with Depeche Mode(Kwaidan Records / [PIAS])
Bossa nova coverlarıyla tanınan Fransız oluşumdan, adından anlaşılacağı üzere bütünüyle tek grubun şarkılarına ayrılmış saygı duruşu. Bugüne dek kendi diskografisini ağırlıklı olarak 1978–1983 arasında yayımlanmış müziklerin coverlarına ayıran Nouvelle Vague, “Halo” “Only When I Lose Myself” gibi 90’lara iz bırakmış kimi parçaları seçkisine dâhil etmiş. Konuk vokalistler arasında İstanbullu müzisyen Nedime Girişken M.T.
30 EKİM: Sampa The Great – Nu Zamrock
(Loma Vista Recordings)
Sampa The Great’in müzik endüstrisinin dayatmalarıyla görülecek hesabı. 2019’ The Return hayatımıza girdiğinden beri şarkılarına taşıdığı aidiyet soruları sefer müziği kimlerin, nerede hangi koşullarda yapabildiğiyle iç. Nu Zamrock adlı yeni albümünde Afrika müziğinin dünyadaki etkisiyle onu üretenlerin sahip olduğu imkânlar arasındaki orantısızlığı kurcalıyor. Albümün fitilini yakan, müzisyenin Zambiya’nın 1970’lerdeki psikedelik rock hareketiyle kurduğu kişisel ilişki olmuş. WITCH’in kurucularından George Kunda’nın yeğeni olduğunu öğrenmesiyle şekillenen albüm, Zamrock olarak adlandırılan janrı Sampa’nın hip hop soul anlayışıyla buluşturuyor. M.T.
30 EKİM: Queens of the Stone Age – Perfecth
(Matador Records)
Paris’in yeraltı mezarlığında kaydedilen akustik performansların ardından yaklaşımı önce turneyle sahneye taşıyan Queens of the Stone Age, şimdi aynı salaşlıkla kaydettiği albümle karşımızda. Queens’inizi bangır bangır, kirli, agresif tercih ediyorsanız “ tatlı huzur almaya gelmiş” Josh Homme saz arkadaşları albümü kesinlikle size göre değil. Queens ne yapsa başının üstünde yeri olanlar için yıpratıcı tedavi sürecinin ardından Homme’nin ayakta hâlâ gönlünce müzik yapıyor olmasına sevinmek dışında tutunacak ne var, kestirmesi. C.K.