Elimde kitap. Birkaç gündür yolunu gözlediğim, kargosunu açmak için sabırsızlandığım kitap… Kitap paketlerini her zaman merakla açarım ama kez heyecanımın başka nedeni. Edebiyat, geçmişte yaşananları geri alamaz; ancak sözcüklerle yeni hafıza kurabilir, unutulmaya karşı direnebilir, ortak acıları tanıklıkları gelecek kuşaklara taşıyabilir. Benim heyecanım buradan geliyor. 20 yazar, gözbebeğimiz külliyehaberajansı’un kurucusu Hrant Dink’in hatırasından katledilişinin ardından hep birlikte tuttuğumuz yastan yola çıkarak yeni öyküler kaleme.

Kitabı yayına hazırlayan, Hrant’ın arkadaşlarından, yazar Gaye Boralıoğlu.

Hrant’ın sözünü edebiyatla çoğaltmak

Kitabın ortaya çıkışında, Hrant Dink’in hayatının edebiyatçılar için taşıdığı ilham onun sözünü farklı anlatılarla çoğaltma arzusu. Hrant’ın Arkadaşları, Dink’in katledilişinin 20. yılı yaklaşırken döneme özel neler yapılabileceğini düşünürken Boralıoğlu edebiyat alanında çalışma yürütmeyi önerdi. Hrant Dink cinayeti hakkında yıllar içinde yüzlerce yazı kitap yayımlanmıştı. Boralıoğlu ise Hrant Dink’in hayatının başlı başına ilham kaynağı olduğunu düşünerek öykü seçkisi hazırlamayı önerdi. Hrant’ın Arkadaşları, Dink Ailesi, Hrant Dink Vakfı davet ettiği edebiyatçılar fikri heyecanla karşıladı. Böylece Hrant Dink’in sözünü edebiyat aracılığıyla genişletmek üzere ortak çalışma başladı.

vicdan atlası

Boralıoğlu, yolculuğu “vicdan atlası” olarak tanımlıyor. Ona göre Hrant Dink cinayetini hatırlamak, yalnızca geçmişte yaşanan cinayeti anımsamak değil; yüzleşilmeyen hakikatlerin unutulmasına, aynı hataların cinayetlerin tekrarlanmasına karşı canlı hafızayı korumak anlamına geliyor. Hrant Dink’in fikirlerinin, yaşam biçiminin seçimlerinin bugün memleketin insanına söyleyecek çok şeyi olduğunu vurgulayan Boralıoğlu, onu hatırlamanın birlikte yaşama imkânını çoğaltacağına inanıyor.

okur olarak kitabın en heyecan verici yanlarından birinin, birbirinden farklı edebi dünyalara seslere sahip 20 yazarın kitap için yeni öyküler kaleme alması olduğunu söyleyebilirim. Karin Karakaşlı, Murathan Mungan, Rıdvan Hatun, Sema Kaygusuz, Sevim Çiçek, Ayfer Tunç, Irmak Zileli, Murat Gülsoy, Melisa Kesmez, Murat Uyurkulak, Selahattin Demirtaş, Behçet Çelik, Kerem Bakıcı, Polat Özlüoğlu, Kâmil Erdem, Fethiye Çetin, Şebnem İşigüzel, Figen Alkaç, Ayşegül Devecioğlu Eylem Ata’nın öyküleri, Hrant Dink’in hatırasını yaşatmanın ötesinde, onun sözünü, mücadelesini birlikte yaşama arzusunu yeni anlatılarla geleceğe taşıyor.

Öykülerde güvercinlerin sesi duyuluyor; Hrant’ın anması “Rantın Arması”na dönüşüyor, yazar Dersim’e giderek kökleriyle tanışıyor, duvarda asılı nalın geçmişine uzanılıyor… Kimi öyküde babanın İstanbul’u, kiminde yengenin geçmişi aranıyor. başkasında ise “Hoşçakal diyecektim size” sözüyle yarım kalmış heves anlatılıyor. Her biri Hrant Dink’in hatırasından yola çıkan öyküler, farklı hayatlar hikâyeler üzerinden ortak hafızaya sesleniyor. Anmadan geçmeyeyim, Hrant’ın Arkadaşları’nın “Hrant’ın Hikâyesi” yazısı kitaba eşlik ediyor. Ayrıca İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabın kapak illüstrasyonunu Kemal Gökhan Gürses hazırladı.

Biz Gaye Boralıoğlu’yla  edebiyatın unutmaya karşı sürdürdüğü mücadeleyi,“Özgürlüğü Kanadında: Hrant Dink İçin Öyküler”in ortaya çıkışını, edebiyatın hafızayla adalet arayışıyla kurduğu ilişkiyi konuştuk.

Hrant Dink’in katledilişinin 20. yılına geliyoruz. kitabın fikri nasıl ortaya çıktı, süreç nasıldı?

 Geçen yıl 19 Ocak anmaları sırasında önümüzdeki yılın önemli dönüm noktası olacağını her zamankinden daha farklı işler yapmamız gerektiğini konuşmuştuk. Hrant’ın arkadaşları olarak hepimiz neler yapılabileceğine dair öneriler geliştirmeye başladık. Doğal olarak ben edebiyat alanında ne yapılabilir diye düşündüm. yirmi yıl içinde Hrant hakkında yüzlerce hatta belki binlerce yazı yazıldı, birçok kitap yapıldı. Ama hemen tümü daha çok kuramsal metinlerdi. noktada benim aklıma öykü seçkisi fikri düştü. Hrant’ın kadar ilham verici hayatı var. Yetimhane yılları, orada Rakel’le tanışması, birlikte mücadelenin içine düşmeleri, Ermeni meselesine dolayısıyla öteki olana diğerkâm bakışı, adalet arayışı, gazeteci kimliğiyle hakikatin peşine düşmesi, külliyehaberajansı’u çıkarması, kayıpların peşine düşmesi, derken suçlanması, takım güç odakları tarafından linç edilmesi, nihayetinde güç odaklarının ortak organizasyonuyla katledilmesi… tabii sonraki mahkeme süreçleri, hiç eksilmeyen, yeni kuşaklarla büyüyen takipçileri… Bütün bunların edebiyatçılara ilham vereceğini düşündüm konuya yakın duran günümüz edebiyatçılarından Hrant’tan aldıkları ilhamla yazacakları öykülerden oluşan seçki yapabileceğimizi, bunu severek organize edebileceğimi söyledim. Herkes, Hrant’ın ailesi, Hrant Dink Vakfı’ndaki arkadaşlar sonra aradığım edebiyatçıların hepsi büyük heyecanla, hevesle karşıladılar fikri. Böylece Hrant’ın sözünü genişletmenin edebi yoluna koyulduk hep birlikte.

Hrant Dink’in öldürülmesi, tutulan yas bambaşka boyutta. Onu hiç tanımayanlar, zamanla tanımaya başladı, ortak hafıza oluştu günün sonunda yası hep beraber tutar.  Sunuş yazınızda ortak hafızanın kişisel hikâyelere dönüştüğünü söylüyorsunuz.  Sizce Hrant Dink’in hikâyesinde insanları  buluşturan, kadar derinden etkileyen neydi?

Tabii az önce bahsettiğim gibi Hrant’ın sıra dışı hayatının, kararlarının, siyasi görüşünün, ahlak anlayışının, vicdanının etkisi vardır. Öte yandan Türkiye tarihinde belki Hrant’tan daha ünlü ya Hrant kadar mücadeleci, önemli işler yapmış pek çok aydın cinayeti. Ne yazık ki çoğu acı şekilde zamanın aşındırıcı gücü karşısında küllendi, soldu. Hrant Dink’in, cinayetin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen gündemden düşmemesinde birkaç neden var bence. Birincisi en önemlisi onun çok içten, kendini olduğu gibi, sakınmadan dile getiren, samimi insan olması. Tanısa tanımasa varlığından haberdar olan herkes onun arkadaşı sayıveriyordu kendisini. Böyle tılsımı vardı. Öte yandan bizler Hrant’ın arkadaşları olarak yirmi yıldır ısrarımızı, inadımızı sürdürüyoruz. Belirli grup değiliz, her zaman insanlar değişiyor, bazen azalıyor, bazen çoğalıyoruz ama eninde sonunda Hrant’ı memleketin hafızasında canlı tutmaya sağlayacak yeter sayıya ulaşıyoruz. iradenin önemli olduğunu düşünüyorum.

 “ kıvılcım arayın”

Kitapta yirmi yazar, Hrant Dink’in anısına yeni öyküler kaleme. Yazarlardan nasıl öyküler beklediniz? Tabii aldığınız dönüşleri merak ediyorum.

 Hrant Dink’i anlatmalarını istemedim. zaten çok yapıldı. Ben şunu istedim: Sadece kıvılcım arayın, Hrant’ın hayatında kendi dünyanızı yeniden canlandıracak, hafızanızı yoklayacak, edebi kimliğinizi kez daha kurmanıza vesile olacak kıvılcım arayın. Konuştuğum edebiyatçıların hemen hemen tamamı büyük heyecan ilgiyle karşıladı fikri. Çeşitli teknik sebeplerle, zaman ya sağlık sorunu olduğu için kabul edemeyen birkaç arkadaşımız oldu, ya bazı arkadaşlarımız deneseler kendilerini tam olarak tatmin edecek nihai sonuca ulaşamayıp üzülerek çekildiler ama büyük çoğunluk, hevesle aynı zamanda büyük tedirginlikle yazdılar. Hevesleri Hrant’a verdikleri kıymetten ileri geliyordu, tedirginlikleri ise böylesi önemli işin altından kalkıp kalkamayacakları konusundaki sorudan. Çok nitelikli, çok özel çalışma gerçekleştirdik. Herkes katılımcı ruhla işbirliği içinde çalıştı. Öykülerini yeniden yazan, öyküyü bırakıp yepyeni öykü kaleme alan arkadaşlarım. Pek çoğuyla yazma sürecinde fikir jimnastiği yaptık, hemen herkes etkileşime açıktı içine sinen eser yaratmak istiyordu.  Dolayısıyla benim için çok kıymetli, özel çalışma biçimi. Katılan ya katılamayan ama çaba gösteren tüm arkadaşlarıma minnettarım.

Edebiyat, adaletin yerini tutamaz; geçmişte yaşanan cinayeti geri alamaz. Ama biliyoruz ki unutmaya karşı direnebilir, tanıklıkları çoğaltabilir ortak hafızayı canlı tutabilir. kitapla nasıl hafıza bırakmak istediniz?

Evet, ben buna vicdan atlası diyorum. Edebiyatçılar, yazdıkları öykülerle büyük vicdan atlasının parçası oldular okurlarını tam noktaya çağırdılar. Hrant Dink cinayeti herkesin gözünün önünde işlendi. Tıpkı Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” romanında olduğu gibi herkes tanık oldu cinayete. Yangına körükle giden gazetelerden, suç duyurularını hasır altı eden emniyet görevlilerine, çocuktan katil yaratan vahşi sisteme kadar cinayette görevi olan failleri herkes biliyordu aslında. Ne var ki, Hrant’ın kimliğini cinayetle sınırlamak doğru değil, fikirleri, yaşam biçimi, seçimleri şimdi memleketin insanına pek çok şey söylüyor. Hâlâ ondan öğreneceğimiz çok şey. Öykülerde izleri görüyoruz. Hafızaya yerleşmeyen her olay, yüzleşilmeyen her hakikat unutulmaya mahkumdur. zaman döngü başlar, hatalar yinelenir, failler gizlenir, cinayetler tekrarlar. Ancak canlı hafıza gerçek yüzleşme bize temiz geleceğin imkanını sunar. Hrant Dink’i hatırlamak aynı zamanda memlekette birlikte yaşamanın imkanını çoğaltmak demektir.

Siz yazarsınız. başkasının belirlediği tema üzerine yazmakla kendi içinizde doğan hikâyeyi yazmak arasında nasıl fark var?

Tabii ki çok farklı. Düşünme biçimi, yaratım süreci farklı. Ama bazen kendi istediğimiz öyküleri yazarken temaya öncelik verdiğimiz, yani kendi kendimizi görevlendirdiğimiz. Benin daha önce “ Dersim Hikâyesi” gibi, ya “Kadınlar Arasında” gibi temanın önceden belirlendiği seçkiler için öyküler yazdığım. Buradaki mesele konuyu içselleştirmek, kendi dil dünyanız tema arasındaki bağı su gibi geçişle sağlayabilmek. Davet ettiğim arkadaşlarımın hepsinin bunu yapabileceğini düşünüyordum. Elbette ki bunu yapabilecek edebiyatçıların sayısı seçkiye katılan arkadaşlarla sınırlı değil, imkân olsaydı çok daha fazla ismi katmak isterdim. Ama sonuçta her kitabın hacmi var konuda İletişim Yayınları, Hrant’ın Arkadaşları, Hrant Dink Vakfı hepimiz ortak kararlar vererek, anlaşarak hareket ettik.

Yalnız olmadığını hissettiren öyküler

kitabı eline alan genç okurun Hrant Dink’i hiç tanımadığını düşünelim. Kitabı bitirdiğinde onun hakkında ne hissetmesini, neyi merak etmesini ya hangi soruyu sormasını isterdiniz?

yolculuğa çıkacaktır muhtemelen, okuduğu öykünün yazarıyla Hrant Dink’in dünyasının arasından geçerek kendi ruhsal evreninin patikalarına doğru uzanan yolculuk. Genişlediğini, açıldığını en önemlisi yalnız olmadığını hissedecektir. Tabii sadece anlamdan ibaret deneyim değil öykülerin her biri usta kalemlerin elinden çıktı, edebi niteliği çok yüksek, dolayısıyla okur iyi edebiyat yapıtıyla hemhal olmanın hazzını yaşayacaktır. Taze zihinde Hrant Dink ilgili, onun üzerinden temas edilebilecek, adalet, özgürlük, diğerkâmlık, aradalık gibi kavramlarla ilgili yankılar uyandırabilirsek yaptığımız işin kıymetine daha çok ikna olacağız.

Kitabın hazırlık süreci tamamlandığında sizde nasıl duygu kaldı? editör yazar olarak kitapla birlikte Hrant Dink’e söyleyebildiğinizi düşündüğünüz şey var ?

Kitap bittiğinde benim içimde var olan tedirginlik dağılmış yerini tatlı yorgunluk insana pek nadir gelen iç huzuruna bırakmıştı. kitabın gelip geçici edebi oyun değil, yıllara yayılacak belki tarihe mal olacak uzun soluklu eser olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda kendi türünde benzeri olmadığını sanıyorum. Elbette ki belirli temalar etrafında birçok öykü seçkisi hazırlandı ama kişiyi odağına alan onun dünyasından hareket ederek yeni evrenlere açılan seçki bildiğim kadarıyla.

Kitabı hazırlarken hem öykülerin yazılış sürecinde hem sonraki edit aşamasında hatasız, sorunsuz iş yapmaya çalıştım. Öyküleri sıralarken belli mantık göz ettim baştan sonra sıralı okuyacak okura akış zinciri kurmaya uğraştım. İletişim Yayınları’ndaki editör arkadaşlar gayet özenli dikkatliydi. Kemal Gökhan Gürses kapağa çizdiği illüstrasyonla işi taçlandırdı. Böylece hep birlikte Hrant’a kez daha şöyle seslenebildik: “Buradayız Ahparig!”