MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Konuşmasını okullardaki Ramazan etkinlikleriyle ilgili yapılan eleştirilere Terörsüz Türkiye süreciyle ilgili gelimlere ayıran Bahçeli, "Af cezasızlık algısına prim vermeden ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin çerçevesi çizilmelidir. ".
İşte MHP lideri Bahçeli'nin açıklamalarından satırbaşları:
Değerli milletvekili arkadaşlarım, kıymetli hanımefendiler, beyefendiler, basınımızın müstesna temsilcileri, haftalık olağan meclis grup toplantımızın başında saygın heyetinizi en derin hislerimle birlikte saygı sevgiyle selamlıyorum. Başarılarla dolu hafta geçirmenizi temenni ediyorum. Bugünkü toplantımızı gerek yurt içinden gerekse yurt dışından televizyon ekranlarından, radyo kanallarından sosyal medya platformlarından takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül kültür coğrafyalarımızın her karışında şerefli hayatın biteviye mücadelesini veren değerli kardeşlerimize çokça selam ediyor, şükranlarımı sunuyorum.
İç dış siyasi gündem itibarıyla yoğun haftayı geride bırakıyoruz. yoğunluğun önümüzdeki günlerde çetrefilleşip daha artış kaydedeceğini söylemek zannederim hatalı öngörü olmayacaktır. Mübarek Ramazan ayının maneviyat ikliminde akan hayatın iç yüzünü, ardışık siyasi gelişmelerin muteber özünü dikkatle, sabırla, akılla uyanık vicdan kabiliyetiyle okumanın lüzumu her cihetten asıl hasıl gerçektir. İdrak ettiğimiz rahmet mağfiret mevsiminde, şuurlarımıza nifakın zehirli dumanını sızdırmayı hesap edenlere karşı temkinli tedbirli hareket etmek mühim mutlak gerekliliktir.
Haberlerimizi Google’ Takip EdinEn güncel haberlere son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.Google’ tercih edilen
olarak ekleyin
"MANEVİ ERİME KÜRESEL SALGINA DÖNÜŞTÜ"
Dünyayı Türkçe yorumlamanın yanında Türkiye’yi millî birlik kardeşliğin tarihsel müktesebatı kucaklamak, sahip olduğumuz bugünkü yüksek vazife vaziyet hâlinin şaşmaz gereğidir. Ramazan ayı dayanışma yardımlaşma duygusunun şahikasıdır. Ramazan ayı bizi biz yapan millî manevi değerlerin şah damarıdır. Bilhassa Ramazan ayının mübarek adabını, muazzam ahlakını, muazzez manasını yeni yetişen nesillere öğretmek hepimizin münhasır görevi olmalıdır. Her dönemde bundan rahatsızlık duyan köksüzler vardır olacaktır. Fakat türlü anlamadığımız, anlayamadığımız esas açmaz şudur. Manevi erimenin ahlaki erozyonun küresel savruluş hâlini aldığı, her cepheden tehditlerin savrulduğu bugünkü dünyanın alaca karanlık tablosunda çocuklarımızı düşünmeyelim ? Onları Müslüman Türk milletinin haslet hususiyetiyle tesis etmeyelim ? Geleceğimiz için kaygılanmayalım ? Ne yapsaydık, akışa bıraksaydık. Ne yapsaydık. Üç maymunu oynasaydık. Ölen öldü, kaybolan kayboldu, tükenen tükendi, elden ne gelir, kalanlar bizim deseydik. İffetli itibarlı masumiyet yeryüzünde en nadir bulunan bulunacak mücevherdir. Zaman mekân sıkışmasıyla fazilet fikir zedelenmesi yaşayan çevrelere bunu anlatmak veya kabullendirmek, işin doğrusunu isterseniz pek müşküldür. Çünkü onların dilleri mühürlüdür, dilekleri mühürlüdür, dimaları mühürlüdür, hepsi yana kalpleri mühürlüdür. Bizim her evladımız, her çocuğumuz istikbalin henüz sabırdan satıra dökülmemiş mesajı müteakkit iradesidir.
class='medyanet-inline-adv'>Gözden KaçmasınMeksika' 'El Mencho' operasyonu sonrası kaos: Uzman isimden dikkat çeken uyarı: ABD müdahalesi kapıda ?Haberi görüntüle"RAMAZAN GENELGESİ'NİN NERESİ YANLIŞ?"
bahsi neden açtığımı, kadar açıklamayı niçin yaptığımı sabrınıza sığınarak elbette izah edeceğim. Millî Eğitim Bakanlığı 12 Şubat 2026 tarihinde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konusunda genelge yayımlamıştır. Yerinde kıvamında adımla doğrusunu yapmıştır. Takdir tebrik ediyoruz. Yine günlerde Dağları Allah dedirten, her yaş grubunda göz kamaştıran akıma dönüşen 'Kâbe’ Hacılar Hu der Allah' isimli ilahi ilahiyi seslendiren kardeşlerimizi gönülden alkışlıyoruz. Millî Eğitim Bakanlığının mezkûr genelgesinde özetle Türk millî eğitiminin genel amacının millî, ahlaki, insani, manevi kültürel değerleri benimseyen, koruyan geliştiren, değerleri davranış hâline getirmiş bireyler yetiştirmek olduğu kaydedilmiştir. Türk milletinin sağduyu vicdan sahibi hangi mensubu gerçekleri inkâr ihmal edebilecektir. Genelgede yer alan önemli altı çizilmesi gereken gerçek şudur. İlköğretim öğrencilerin bedeni, zihni ahlaki gelişimlerine hizmet eden temel eğitim sürecidir.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli insanı ruh beden bütünlüğü içinde ele alan, bilgiyi ahlaki sorumlulukla bütünleştiren bütüncül eğitim sistemine dayanmaktadır. Genelgede ifade edildiği üzere modelin merkezinde erdem, değer eylem çerçevesi bulunmaktadır. Değerlerin öğrencilerimiz tarafından içselleştirilerek günlük yaşamlarına davranış olarak dönüşmesi esastır. Hülasaikâlam Ramazan ayı boyunca öğrencilerimizin ma bilincini geliştirmeye, ihtiyaç sahiplerine yardım etme konusunda farkındalık kazandırmaya dayanışma duygularını güçlendirmeye yönelik eğitsel sosyal etkinliklerin planlanarak uygulanmasının önemi anılan genelgede ifade bulmuş talimat mahiyetiyle ilan edilmiştir. genelgenin neresi yanlıştır? Elinizi vicdanınıza götürüp düşününüz. Türkiye’nin Talibanlaştığına dair en ufak emare, en küçük delil göreniniz var mıdır. Ramazan ayı etkinliklerine Talibanlaşma gericilik diye yaygara koparanlar hakiki manada yobaz değiller midir? Merhum Cemil Meriç’in ifadesiyle söylersek yeni yobazlık kendimize ait mukaddese kulaklarımızı tıkayış kendimizden kaçış olarak tanımlanmayacak mıdır? Maarifin Kalbinde Ramazan Şenlikleri'nin neresinde sakınca vardır?
class='medyanet-inline-adv'>"ÇÜRÜK AYDINLAR NE İSTEDİĞİNİ SÖYLESİN"
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İslam karşıtlığında birleşen yönetici taifesi hele anlatsın duyalım, öğrenelim. Din düşmanı olup olmadığını bilmediğimiz, yalnızca İslam düşmanlığı üzerinden mevzuya giren, nedenle ruhunu iblisin emanetine veren çürük aydınlar ne istediklerini açık yüreklilikle söylesinler. Kültürel mirasımızı güçlendiren, ma birlikte olma bilincini teşvik eden samimi faaliyetlerin neresinde pürüz, neresinde laiklikle çelişen çarpıklık söz konusudur. Yabancı ülkelerde her pazar kiliseye giden çocukları mesele yapmayıp Ramazan ayının mehabbetini muhabbetini, aşılayan ahlaki manevi sorumluluğu tartışmaya açmaya cüret eden sütü hamuru lekeli güruha nasıl sessiz kalalım. Nasıl hiçbir şey olmamış gibi tepkisiz duralım. Yahu bunlarda hiç utanma duygusu kalmadı.
class='medyanet-inline-adv'>Sözde uzman akademisyenlerden mürekkep 168 kişi araya gelerek 'laikliği birlikte savunuyoruz' başlığıyla imzaladıkları bildiriyi kamuoyuyla mışlar. Bana sorarsanız 168 kişiyi yan yana, üst üste koyup toplasanız insan bile etmezler. Diyorlar ki laikliği savunmak suç değildir. Diyorlar ki şeriatçı dayatmaları reddediyoruz. Diyorlar ki karanlığa teslim olmayacağız. Alayınız karanlıksınız, alayınız karanlıktasınız, haberiniz.
"GENELGEYİ SONUNA KADAR DESTEKLİYORUM"
Millî Eğitim Bakanlığının az evvel ifade ettiğim genelgesinden dolayı Türkiye’ gerici, şeriatçı kuşatma varmış. Allah’a iman etmek gericilikse biz bal gibi, buz gibi gericiyiz. Çocuklarımıza Ramazan ayının muteber ahlak manasını aktarmak gericilik olarak değerlendiriliyorsa biz buna sonuna kadar ortağıyız. Ne diyordu merhum Cemil Meriç. Gelin kulak verelim. "Murdar hâlden muhteşem maziye kanatlanmak gericilikse her namuslu insan gericidir." Hepsini toplasanız insan etmeyecek 168 kişi bugünkü karanlık yüzün hâlihazırdaki temsilidir.
Millî Eğitim Bakanımızı bakanlık personelini kutluyorum. Millî Eğitim Bakanlığının 12 Şubat 2026 tarihinde yayımladığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu genelgeyi sonuna kadar destekliyorum. Her biri bugünün Haluk’u olan 168 imzacıyı Âdem’e mahkûm ediyorum. Müslüman Türk milletinin haysiyetiyle oynamayın. Ramazan ayımızı sulandırmaya, sorgulamaya, karalamaya sakın ola kalkışmayın. Haddinizi bilin. Hududunuzu bilin. Ayranımızı kabartmayın. Tepenize tasımızı artırmayın.
"TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURUCU RUHU EGEMENLİK HUKUKU HER ZAMAN BAKİDİR"
aşamada söyleyeceklerim son olarak şudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti başkent Ankara’dan yönetilen üniter devlet yapısına, Türk milleti gerçeği üzerine inşa edilen millî devlet yapısına inançlarımız yönetim ilişkilerinin belirlendiği laik devlet yapısına dayanmaktadır. yapı Cumhuriyetimizin kurucu kahramanları kadroları tarafından çağın ötesinin dikkate alındığı mükemmel vizyon belirlenmiştir. devlet çatısı altında beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 29 Ekim 1923 tarihinde konulmuştur. Başkentimizin Ankara, dilimizin Türkçe, bayrağımızın ay yıldızlı al bayrak, millî marşımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş anayasamız tarafından güvence altına alınmıştır. Bundan geriye dönüş yoktur. Taviz, tavsama, tereddüt veya tenakus söz konusu değildir. Cumhuriyetin 103 yıllık tarihi ilkeleri benimsemekte zorlanan, reddeden ya değiştirmeye çabalayan bedbahtların zaman zaman beyhude kalkışmalarına şahit olmuştur. girişimler her defasında büyük Türk milleti tarafından lanetlenmiş, müsebbipleri hak ettiği karşılığı görmüştür.
Değerli dava arkadaşlarım. Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi unvanı 1 Aralık 1921 tarihinde yaptığı konuşmada kurucu felsefenin omurgasını derinlemesine tarif etmiştir. Bildiğiniz üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuki temelleri 23 Nisan 1920’ atılmıştır. Kurucu felsefenin omurgasını millî egemenlik oluşturmuştur. Halkçılık millî egemenliğin toplumsal tabanını inşa etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa meşhur konuşmasının yerinde aynen şunları söylemiştir. "Millet yürüdüğü yolu pek büyük isabetle seçmiştir. yolun sonunda parlayan saadet güneşini bütün vücuduyla görmektedir. millet güneşe ulaşacaktır hiçbir kuvvet ona mâni olamayacaktır." Tarihi geriye sarmak, zamanı geriye taşımak mümkün değildir. Aynı zamanda tarih el feneri gibidir. Nereye tutarsanız orayı aydınlatır, gerisi karanlıkta kalır. Yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği üzere bugün ulaştığımız sonuç asırlardan beri çekilen millî felaketlerin doğurduğu yanıklığın eseri aziz vatanın her köşesini sulayan şehit kanlarının bedelidir. Nereden geldiğimizi, nasıl geldiğimizi biliyoruz. Hangi menzile varmak istediğimizin hayal hedefleriyle dopdoluyuz. Türk milletinin varoluş hakları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ruhu egemenlik hukuku her zaman bakidir. Her anlamda canlıdır, her daim muhafaza müdafaaya yeminli olduğumuz millî namustur. Geçmişin tecrübelerinden istifade ederek geleceğin huzurlu, gelişmiş, güvenli barışçı Türkiye’sinin teklifini sağlam esaslara dayanarak yapmanın arayış arzusundayız. Gerekirse pirincin içindeki beyaz taşları ayıklamak anlamına gelse, gerekirse ağzımızla kuş tutmak, samanlıkta iğne aramak, deveye hendek atlatmak pahasına olsa biz yolumuzdan dönmeyeceğiz. Attığımız her adımla, yaptığımız her hamleyle ülkemizin milletimizin ümit sancağı, ufuk çizgisi huzur çimentosu olmayı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dağılarak, dalaşarak dağınık hâlde durarak değil, birbirimize danışarak, dayanarak sarılarak demokratik siyasi sorumluluğumuzu hakkıyla yerine getireceğiz.
Evvela hatırlatma yaparak düşüncelerimin pergelini açmak istiyorum. Anayasal demokratikleşme süreçlerinin nereden bakarsanız 118 yılı bulan paradoksal iki kanadından bahsedilir. iki kanattan birisi eşitlik, diğeri özgürlüktür. Hürriyet ilanıyla yola koyulan ikinci meşrutiyet özgürlüğü tercih ederek önceliğini almış lakin sonuca ulaşamamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise kurulduğu ilk andan itibaren eşitlik ilkesini çatı değer hâline görmüş buna müzahir devlet millet ilişkisini belirlemiştir. Eşitliğin öne çıkması özgürlüğün geri plana itildiği anlamına gelmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan her insanımız, her kardeşimiz eşit özgür vatandaş olarak kabul görmüştür. Hiçbir vatandaşımız ahlaken, hukuken siyaseten ülkede ikinci sınıf insan muamelesi görmemiştir. Tarih kültür vadimizin hangi köşesine bakarsanız bakınız topraklar üzerinde ayrımcılığın izini, ötekileştirmenin izdüşümünü kolay kolay bulamazsınız.
altı çizilmesi gereken hususu yok saymıyorum. 103 yıllık Cumhuriyet tarihinin farklı etaplarında iktidar mevkiinde bulunan kısım zevatın şahsi, vehimli, ikircikli, önyargılı ideolojik tutumundan kaynaklanan dönemsel yanlışları olmuştur. Ancak durum hiçbir zaman devlet toplum hayatını sabote edecek derecede tırmanmamıştır. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nde Türk neyse Kürt odur, Kürt neyse Türk aynısı olmuştur. iki halk tarih boyunca bin yıllık ortak tarih, ortak kültür ortak inanç kapsamında millete vücut vermiş, milletin adı Türk milleti olmuştur. Nitekim devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’dir. Milletimiz Türk milletidir. Terörsüz Türkiye hedefiyle devlet millet kudreti hem teyit edilmiş hem dışarıdan bizi yenemeyenlere karşı iç dünyamızda aşılamaz, yıkılamaz birlik, beraberlik kardeşlik şuuru güçlendirilerek yeni yüzyılın rotası belirlenmiştir. Millî iradenin tecelligâhı olan Gazi Meclis en üst seviyede inisiyatif almış, birkaçı dışında siyasi partilerin büyük çoğunluğu meseleye sorumlu duyarlı yaklaşmıştır. sayede Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tesis edilen Millî Dayanışma, Kardeşlik Demokrasi Komisyonu 5 Ağustos 2025 tarihinde fiilen çalışmalarına başlamıştır. Yaklaşık altı buçuk ay süresince komisyon 20 toplantı yapmış, 137 kurum temsilcisi kişinin bilgi görüşüne başvurmuş, nihayet 17 Şubat 2026 Salı günü hazırlanan raporu tamamlamıştır. Komisyon üyesi 50 milletvekilinden 47’sinin oyuyla ikmal edilen rapor kabul edilmiştir. Evvela komisyonda görev yapan her milletvekili arkadaşıma huzurlarınızda gönül dolusu teşekkürlerimi iletiyorum.
"KOMİSYON ÜSTLENDİĞİ TARİHİ ROLLE TABULARI YIKMIŞ, EZBERLERİ BOZMUŞTUR"
Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili samimi gayret girişimlerin en önemli ayağı komisyon raporuyla teşekkül etmiştir. Bahse konu rapora sefalet manifestosu diyenlerin bizzat kendileri sefil sefildir. Demokratik, katılımcı kapsayıcı anlayış ölçeğinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik Demokrasi Komisyonu üstlendiği tarihî rolle tabuları yıkmış, ezberleri bozmuştur. Hiç kimse yapılan çalışmaları hafife almamalıdır. Hiç kimse millî birlik kardeşliğimizi barış huzur ortamıyla pekiştirme amacını perdelemeye kalkışmamalıdır. Devir Türk Türkiye yüzyılı devridir. Yeni yüzyılda terörsüz tereddütsüz Türkiye’yi ihya etmek vatan millet sevgisinde buluşan herkesin müşterek gayesi olmalıdır.
Demokratikleşme, ortak vatandaşlık, hak özgürlüklerin güvence altına alınmasıyla ekonomik refahın çıtası yükselecektir. Terörsüz Türkiye’nin kazananı herkes, hepimiz, milletimizin tamamı olacaktır. yetmez, kademe kademe ulaşılacak terörsüz bölge hedefiyle etrafımız barış kardeşlik kuşağı ihata edilecektir. Böylece terör örgütünün feshi silah bırakmasının güvenlik istihbarat kurumlarımızca takibi, teyidi ölçülebilir kriterleri netleşir netleşmez hukuki düzenlemelerin süratle şeffaflıkla hayata geçmesi mümkün hâle gelecektir. Adalet duygusunu zedelemeden, şehitlerimizin hatıralarını lekelemeden, gazilerimizin mücadelesine gölge düşürmeden silahsız döneme geçenlerin topluma kazandırılması aşama aşama gerçekleştirilecektir.
Raporda kaydedildiği üzere örgütün tüm unsurlarıyla feshi, silahların teslimi bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda ortaya çıkan anlayış birliği çok değerlidir. Toplumsal bütünleşmenin güç kazanması maksadıyla silah bırakmayla birlikte işleyen süreci sonrasını yönetecek müstakil geçici mahiyette yasal düzenlemeye vurgu yapılması ayrıca önemlidir. Af cezasızlık algısına prim vermeden ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin çerçevesi çizilmelidir. Türk’ün itibarı Kürt’ün itibarıdır. Kürt’ün iffeti Türk’ün iffetidir. Türk’ün onuru Kürt’ün onurudur. Bunların mevcudu büyük Türk milletinin şanı, şerefi haysiyetidir.
Gözden KaçmasınOrhan Pamuk, komşularıyla davalık olmuştu! Avukatı açıkladı: Mayıs sonunda bina yıkılmış olacakHaberi görüntüle"BÖLGEMİZ TARİHİ BİR SINAMADAN GEÇMEKTEDİR"
Değerli arkadaşlarım, etrafımıza baktığımızda dünyanın içine gömüldüğü kaos kriz anaforuna göz attığımızda terörsüz Türkiye terörsüz bölge hedefinin ne kadar büyük boşluğu dolduracağı ortadadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a saldıracağı tarih hususunda deyim yerindeyse bahisler oynanmaktadır. Bölgemiz tarihî sınamadan geçmektedir. ABD’nin olağanüstü askerî yığınağı tehlikenin cesameti hakkında fikir vermektedir. Daha vurucu yeni nesil savaş senaryoları bölgesel dinamikleri, küresel ekonomi siyaset dengelerini olumsuz yönde etkileyecektir. Tehdit yakın sıcaktır. ABD’nin İran’a saldırması coğrafyaların ayarını bozacak tahminlerin ötesinde yaygın savaş döneminin kapısını aralayacaktır. yanda ABD, yanda İran müzakerelerin sürdüğünü iddia etse Cenevre’ kurulan masa faal olsa Arap arabulucular devrede bulunsa İran, Rusya Çin Hürmüz Boğazı Umman Denizi Hint Okyanusu’nda ortak askerî tatbikat gerçekleştirmektedir. Aynı anda Gazze’nin yeniden imarı için Washington’ barış toplantıları yapılırken eş zamanlı şekilde İran’a karşı savaş hazırlıkları konuşulmaktadır. İsrail yönetiminin dizginlenmesi hususunda ön alması gereken Trump’ın siyonist lobinin etkisiyle İran’a meydan okuması anlaşılır değildir. ABD’nin İsrail Büyükelçisi’nin teolojik ideolojik saplantılarla vaat edilmiş topraklar söylemini gündeme getirmesi, sınır aşan potansiyel hedeflerin dillendirilmesi bölge devletlerinin egemenlik haklarının tartışmaya açılması siyonist yayılmacılığın nasıl tehdit oluşturduğunu göstermektedir.
"KCK'NIN FESHİ DERHAL SAĞLANMALI"
Şimdi tekrar terörsüz Türkiye hedefine dönelim. Dışımız kaynarken içimizi kaynaştırmalıyız. Dışımızda yangın varken içimizde birbirimize daha sıkı sarılmalıyız. Terörsüz Türkiye hedefinin icrasında 27 Şubat 2025 tarihli açıklamayla PKK’nın yaptığı çağrının önemli dahili vardır. çağrı aynı şekilde KCK’yı bağlamaktadır. Örgütün üst yapılanmasının feshi derhal sağlanmalıdır.
Madem 27 Şubat çağrısı barışçıl arayışları destekleyen teşvik eden demokratik eşiktir, hâlde bundan sonrası için planlanan atılımların yapılacak düzenlemelerin gerçekleşmesi adına PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır? Eğer böylesi sorun varsa ki bize göre vardır, bunun çözümü nasıl olacaktır? Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statüsü açıklığa nasıl kavuşturulacaktır? Samimiyetle tartışma yapılarak makul akla vicdana müzahir sonuca kısa sürede ulaşılmalıdır.
"İKİ AHMET’İN MAKAMLARINA OTURMASI SAĞLANMALIDIR"
taraftan kayyum meselesi herhangi kaygı çekinceye kapılmadan demokrasi sınırları dâhilinde tekrar değerlendirilmelidir. İki Ahmet’in makamlarına oturması sağlanmalıdır. Biz yeryüzüne Ankara’dan bakmak zorundayız. Başka başkentlerin veya merkezlerin tesirinde kalarak yapacağımız yorum yaklaşımları savunmak düşürülmek istenen küresel tuzaklar için bahane yaratacaktır. Ankara’nın Türkiye’nin güvenliği en yüksek hassasiyetimizdir. Siyasi tasavvurlarımızın temeli hassasiyete bağlıdır. Türkiye mevcut ağırlığıyla bölgesindeki mazlumlar hakkı yenmiş insanlar için güven kaynağı ihtiyaç hâlinde barınacakları en emin sığınaktır. Türkiye’nin varlığı onların umudu demektir. Kerkük’ün, Gazze’nin, Halep’in, Şam’ın, Bağdat’ın, Urumçi’nin, Tebriz’in, Arakan’ın hissettiklerini en derinden duymalıyız. En samimi şekilde onların esenliğine dua ederken acılarını ülkülerini ırken millî dokumuzu millî birliğimizi yaralayacak her ihtimali kaynağında engellemeliyiz. Çağları aşmış büyük milletin vizyonuna sahip olarak yol yöntem göstermeliyiz. Yanlışları söylemeliyiz. Doğruları desteklemeliyiz. Süreçlere müdahil olmalıyız. Her şeyden önce Türkiye düşüncesinde el ele vermeliyiz. Bin yılda kurulan kutlu mimariyi tahrip tasfiye ettiremeyiz. Dili tutulmuş duyguların elbet gün haklıyı ortaya çıkaracağını bilmeliyiz. Tarihin sabır, akıl, şuur inançla yoğrulduğunu bugün Orta Asya’ vücut bulmuş Türk devletlerinin geçmişine bakarak idrak etmeliyiz. Hamasi söylem realitenin bağını koparmadan etrafımıza bakmalıyız.
"TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU BAŞKANI ÇOK İSABETLİ BİR ADIM ATMIŞTIR"
duygu düşüncelerle sözlerime son verirken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen kamuoyunda futbolda bahis şike olarak bilinen soruşturmanın ne kadar önemli olduğunu ifade etmeliyim. Bahis hesabı bulunduğu belirlenen, özellikle yöneticisi olduğu takım rakip takım arasındaki müsabakada rakip takım üzerine bahis oynadığı tespit edilenlerin elbette yakasından tutulmalıdır. suretle mağduriyet yaşayan kulüplerimizin hakkı hukuku muhakkak gözetilmelidir. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı çok isabetli adım atmıştır. Cesurdur, kararlıdır, yoluna devam etmelidir. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Cenabı Allah’a emanet olun diyorum. Sağ olun, var olun diyorum.