Selin Irmak KAÇMAZABD, 23 Ocak’ta Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) ayrılarak, 78 yıllık üyeliğini resmen sona erdirdi. ABD’nin DSÖ’den ayrılmasının ardından, dünya genelinde kanser araştırmalarının ivme kazanması dikkat çekiyor. Araştırmaların hızlanması, küresel sağlık politikalarında yeni dönemin işareti olarak kabul ediliyor. Pankreas kanseri, kolon kanseri, HPV ilişkili kanserler, lösemi gibi hastalıkların tedavileri yüzleri güldürürken, kanser aşısında büyük adımlar atılıyor. İşte ülkelerin kanser çalışmaları ABD ayrılığının olası etkileri.class='medyanet-inline-adv'>

Ayrılığın üzerinden henüz sadece ay geçmesine rağmen, tıp alanında önemli gelişmeler yaşandı. Çeşitli ülkelerden, birden fazla kanser türüne karşı yeni tedavi yöntemleri aşı çalışmaları olduğu açıklandı.

Yapılan çalışmalarda pankreas kanseri, kolon kanseri, HPV ilişkili kanserler, lösemi gibi hastalıkların tedavileri yer alıyor. Öte yandan Rusya'nın kanser aşısı geliştirme çalışmalarının hız kazandığına dair ımlar yapılıyor.

Peki ABD'nin ayrılığı araştırmaların hızlanması arasındaki bağlantı ne olabilir? ABD’nin DSÖ’den çekilmesinin ardından küresel tıbbi araştırmaların hızlanması sadece zamanlama tesadüfü mü, yoksa DSÖ’nün bürokratik merkezi yapısından bağımsızlaşan ülkelerin kendi öncelikli projelerine daha fazla aktarmasıyla ilgilidir?

Haberlerimizi Google’ Takip EdinEn güncel haberlere son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.Google’ tercih edilen
olarak ekleyin

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ’NÜN EN BÜYÜK FİNANSÖRÜ ABD

ABD’nin DSÖ’den ayrılmasını sonrasında yaşanan gelişmeleri yorumlayan Onkoloji Uzmanı. Leyla Özer, “ABD Sağlık Bakanlığı Ocak 2026 itibariyle, Başkan Donald Trump'ın ayrılma kararından yıl sonra, Dünya Sağlık Örgütü’ne 78 yıllık üyeliğin resmen sona erdiğini açıkladı. Aslında ABD, DSÖ’nün uzun senelerdir yıllık yüzlerce milyon dolar katkı yapan en büyük finansörü. ayrılışın altında yatan nedenlerin daha çok politik ağırlıklı olduğu düşünülüyor” dedi ekledi:

“Olaylar DSÖ’nün pandemi başında Çin’in açıklamalarını yeterince sorgulamadığı iddiası başladı, DSÖ’nün ihtiyaç duyulan reformları benimsememesi başta Çin olmak üzere üye devletlerin uygunsuz siyasi etkisine karşı bağımsızlığını koruyamaması neden olarak gösterildi.”

AYRILIK JEOPOLITIK REKABET ALANI OLACAK

“Dünyadaki hemen tüm ülkelerin üye olduğu DSÖ, ebola çocuk felci gibi küresel sağlık tehditlerine müdahaleyi koordine ediyor, yoksul ülkelere teknik destek sağlıyor, aşı tedavilerin dağıtımına katkıda bulunuyor yüzlerce hastalık için rehber ilkeler yayımlıyor. ABD’nin DSÖ’den ayrılmasının özellikle düşük gelirli ülkelerde sağlık erişimini sekteye uğratacağı, başta enfeksiyon hastalıkları, aşılama programları erken uyarı sistemlerini zayıflatacağı düşünülüyor” diyen. Leyla Özer şunları söyledi:

class='medyanet-inline-adv'>

“ ayrılışın dünya genelindeki kanser araştırmalarının ivme kazanışı doğrudan ilişkisi var emin değilim. Ancak özellikle Çin’in biyoteknoloji yatırımları Avrupa’nın Horizon programlarının dünya çapında en büyük ölüm nedeni olmaya aday kanser tedavisinde ABD’nin ağırlık merkezinin yer değiştireceğine dair ipucu verdiğini düşünüyorum. alan özellikle kanser tedavisini öncelikleyen sağlık politikalarına sahip ülkeler için jeopolitik rekabet alanı olacaktır.”

ABD’nin sağladığı fonların kesilmesinin operasyonel yapısal etkileri olacaktır. Kısa vadede özelikle salgınlara erken müdahale süresinin uzaması, Afrika düşük gelirli ülkelerde kolera, ebola yeni zoonotik salgınların baş göstermesi salgınların kontrol altına alınmasında gecikmelere yol açacaktır. DSÖ’nün devam eden kronik hastalıklara dair gücünü zayıflatacaktır. HIV/AIDS, tüberküloz, sıtma, çocukluk çağı hastalıklarına dair programların küçülmesi veya durdurulmasına neden olabilir. durum yine düşük gelirli ülkelerde dolaylı yoldan ölüm oranlarını artırabilir. DSÖ’nün bunun dışında global hastalıklara dair ciddi, güvenilir veri tabanlarında olumsuz etkisi olacaktır. Fon kaybı araştırma projelerinin sayısını azaltabilir veri toplama kalitesini düşürebilir.

Prof. Leyla Özer

İŞTE ÜLKELER YAPTIKLARI KANSER ÇALIŞMALARI

Prof. Leyla Özer, hangi ülkenin hangi kanser çalışmasını yaptığını detaylıca anlattı:

-- Geçtiğimiz ay pankreas kanseri ilgili üç ilacın kombine kullanıldığı fare çalışması sosyal medyada sıkça gündeme geldi. İspanyol bilim insanları pankreas kanserinde tedavi direnci ilişkili olduğu bilinen 3 farklı moleküle; KRAS + EGFR + STAT3 yolaklarını birlikte hedefleyen üçlü kombinasyon tedavisiyle fare modellerinde pankreas tümörlerinin tamamen gerilediğini gösterdi. her ne kadar mucizevi haber gibi gelse insanlarda böyle kombinasyonun nasıl yan etki göstereceği farelere kıyasla çok daha karmaşık yapıya sahip insan vücudunda direnç mekanizmalarının nasıl çalışacağını zaman içinde göreceğiz.

KOLON KANSERİNDE YÜZ GÜLDÜREN ADIM

-- Kolon kanseri tedavisinde biz onkologların yüzünü güldüren en önemli güçlü verilerden biri agresif gidişin en önemli göstergelerinden olan BRAF gen mutasyonuna sahip metastatik kolon kanserli hastalardaki kombinasyon tedavisine dair başarıyı gösteren çalışma. Daha önce ileri basamaklarda kullandığımız BRAF EGFR yolağını hedefleyen iki molekülün 1. basamak tedavide kemoterapi kombine kullanılması saldırgan kolon kanseri türünde hem yanıt oranlarının artması hem sağkalım beklentisinin neredeyse ikiye katlanmasını sağladı.

KANSER AŞISI YOLDA

class='medyanet-inline-adv'>

-- Kanser tedavisindeki önemli gelişmelerden biri başta endometriyum (rahim) kolorektal kanser olmak üzere yaşam boyu pek çok kanser gelişme riski artmış olan Lynch Sendromu hastalarını ilgilendiren konuydu. Lynch sendromu hastalarında günümüzde uygulanan başlıca yönetim stratejileri, sık aralıklarla yapılan taramalar veya koruyucu amaçlı planlanan cerrahilerle kanser gelişimi önlenebilse yaklaşımlar hastaların yaşam kalitesi üzerinde önemli etkiler yaratabiliyor.

-- MD Anderson’daki bilim insanları tarafından geliştirilen NOUS-209 adı verilen deneysel kanser aşısı, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıyıp hedef almasına yardımcı olmayı amaçlıyor. Araştırmacılara göre aşı, bağışıklık sistemine kanser hücrelerinden elde edilen belirgin ‘alıştırma hedefleri’ sunarak çalışıyor. sayede bağışıklık sistemi, vücutta bulunan gerçek kanser hücrelerini daha kolay fark etmeyi onlara karşı saldırı geliştirmeyi öğreniyor.

class='medyanet-inline-adv'>

LÖSEMİDE YÜZDE 90’IN ÜZERİNDE KALICI İYİLEŞME SAĞLAYAN YÖNTEM

-- Şubat 2026’daki önemli haberlerden birisi lösemi benzeri kan kanserlerinde kullanılan CAR-T hücre tedavisi başarısı ilgiliydi. Hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin laboratuvar ortamında genetik olarak yeniden programlanıp birer ‘süper asker’ gibi vücuda geri verilmesi prensibine dayanan teknoloji, en dirençli vakalarda dahi yüzde 90’ın üzerinde kalıcı iyileşme sağlıyor. Geliştirilen yeni nesil biyo-reaktörler sayesinde üretim maliyetleri nispeten düşen hücre tedavisinin dünya genelinde daha fazla hastaya ulaşabilir hale gelmesi önemli. Çünkü tür tedaviler tam olarak ‘kişiye özel’ olup ciddi teknoloji, alt yapı yatırım gerektiriyor.

Aslında tedaviler şimdilik hastalığı sadece süreliğine durdurmaya yönelik gibi gözükse ileri evredeki bazı kanser hastaları için tam iyileşmeye dair umut veriyor. Yine uzun vadede gelişmeler sayesinde kanserin diyabet, hipertansiyon ya kalp-damar hastalıkları gibi kronik hastalık haline geleceğine dair ipuçları taşıyor. Açıkçası enfeksiyon/salgın hastalıkların kontrolünde çok önemli başarılara imza atmış olsa şimdiye dek DSÖ’nün tüm dünyada kanser ilaçlarının adil dağılımını sağlama konusunda önemli rol oynamadığını, dünya çapında kanser hastalarının etkili tedavilere zamanında ulaşabilmelerine dair ciddi eşitsizlik adaletsizlik olduğunu görüyoruz.

Prof. Leyla Özer

RUSYA’ HAZIRLANAN KANSER AŞISI NE DURUMDA?

Prof. Leyla Özer, özellikle Rusya ilgili öne çıkan haberlerde üç teknoloji dikkat çektiğini söyledi; mRNA, viral vektör/onkolitik, kişiselleştirilmiş immünoterapi alanları.

Rusya’dan gelen haberlerle ilgili temel sıkıntının kamuya açık, uluslararası standartlarca tanımlanmış detaylı faz/sonuç verisinin sınırlı olması olduğundan bahseden Özer, “Tıpkı dönem Küba aşısı haberleri. Akciğer kanseri tedavisinde mucize gibi duyurulan tedavinin aslında sınırlı hasta grubunda (kemoterapiden fayda görmüş küçük hücreli dışı akciğer kanseri vakalarında) idame verildiğinde birkaç ayla sınırlı sağkalım avantajı sağladığını biliyorduk. Ama dönem Küba aşısının pek çok ileri evre akciğer kanseri için mucizevi tedavi olduğuna dair yanlış algı oluşmuştu. Sosyal medya haberlerinde ‘yüzde 100 etkinlik’ gibi ifadeler sık geçiyor ama bunlar çoğu kez preklinik/erken duyuru dilinden geliyor klinik doğrulama gerektiriyor”.

Rusya’nın Gamaleya Ulusal Merkezi mRNA platformunun şubat ayında yaptığı açıklamada özellikle melanom belirli akciğer kanseri türlerinde kişiselleştirilmiş kanser aşısının insanlar üzerindeki Faz 1 Faz 2 aşamalarının başarıyla tamamlandığını duyurulduğunu söyleyen Özer, “Ancak şimdilik detaylara çok hâkim değiliz. Ek olarak Rus kaynaklı bazı duyurularda ‘Enteromix’ gibi onkolitik virüs kombinasyonlarına dayalı yaklaşımlardan söz ediliyor klinik değerlendirme süreçleri anlatılıyor” bilgisini verdi.

Ülkemizdeki kanser hastalarının çevre ülkelere hatta pek çok Avrupa ülkesine göre uygun tedavilere daha hızlı ulaşabildiğini düşünüyorum. Özelikle geçtiğimiz eylül ayından itibaren pek çok immünoterapi ilacı SGK tarafından geri ödemeye alındı. hamle kanser tedavisi ilgili ciddi adaletsizliğin kısmen önüne geçmiş olundu. Ciddi kar sağlayan ilaç firmalarının yeri geldiğinde sağlık sigorta kurumları masaya oturabildiğini gördük. Özetle her ülke kendi sağlık politikaları gücü elinde tutan ilaç firmaları masaya oturup sorunu çözmeye çalışmalıdır. Ancak tam bağımsızlık her alanda olduğu gibi kendi ülkemizde kendi imkanlarımızla ilaçları üretmemizle mümkün olacaktır. DSÖ gibi kuruluşların burada adaleti sağlamasını beklemek ne yazık ki iyimser düşünce olmanın ötesine geçemiyor.

Prof. Leyla Özer