Steven Spielberg, bilimkurgu sinemasının popülerleştiren aileye indergemiş popüler kültür kodlarını inşa eden en önemli figürlerden. Indiana Jones gibi türün mihenk taşı olan seriler yana, E.T. daha önce mecrada incelediğim Close Encounters of the Third Kind (Üçüncü Türden Yakınlaşmalar), kozmik temalar insan algısının kesişimini teknik kusursuzlukla işlemişti. Haliyle yönetmenin yeni bilimkurgu eseri Disclosure Day, türe getireceği modern perspektif sinematik derinlik açısından beklentiyi en üst düzeye çıkarmıştı benim.
Yapımın vizyon takvimi, gerçek dünyada Pentagon kaynaklı UFO belgelerinin küresel komplo teorilerinin havada uçuştuğu döneme denk geldi. Ancak incelemede, işin dedikodu boyutunu tamamen kenara bırakarak; yapımı saf sinema mekaniği, anlatım dili türe katkısı üzerinden rasyonel analize tabi tutacağız. Ne yazık ki karşımızdaki eser, Spielberg sinemasından beklenen yapıyı sunmaktan çok.
Disclosure Day‘in en temel yapısal problemi, vizyoner hikaye anlatımı yerine, günümüz dijital içerik tüketim alışkanlıklarına teslim olmuş sinematik dil tercih etmesi. Spielberg sineması normalde sahneler arası organik geçişleri, karakterlerin motivasyonlarını kozmik merak duygusunu izleyiciye adım adım aktaran anlatıya sahip. Fakat yapımda, sinema sanatı kurallarına göre inşa edilmiş derinlik yerine; hızlı kurgulanmış, sadece anlık görsel reaksiyon almayı hedefleyen tabiri caizse “YouTuber yönetmen” estetiğiyle kotarılmış yüzeysel video kolajı mevcut.
Kameranın kullanımı, sahnelerin kompozisyonu görsel dilin ucuzluğu, sinematik derinliği tamamen baltalıyor. Büyük bütçeli bilimkurgudan ziyade, dijital platformlar için aceleyle üretilmiş içerik hissi uyandırıyor. Spielberg gibi dehanın, kendi yarattığı ekolün felsefesini derece amatörce görselliğe feda etmesi, sinema mekaniği açısından ciddi gerileme.
Bilimkurgu uzaylı teması, sinemada her zaman insanlığın bilinmeyene karşı olan varoluşsal sancılarını felsefi altyapısını deşmek için harika Close Encounters‘ alanı kusursuz kullanan Spielberg, Disclosure Day‘ tamamen içi boşaltılmış metinle karşımıza çıkıyor. Karakter arkları kadar havada motivasyonlar kadar yüzeysel ki, hikayenin bilişsel sürecine dahil olmak imkansız hale geliyor.
Film bittiğinde elinizde ne felsefi alt metin ne üzerine düşünebileceğiniz lore detayı kalıyor. Merkezde olması gereken kozmik gizem unsuru, sadece seyirciyi çekmek için hikayenin arkasına iliştirilmiş sığ dekordan ibaret. Ortada ne dert var, ne türün meraklılarına sunulan entelektüel zemin.
Sonuç olarak; büyük sinematik merakla yaklaştığım Disclosure Day, Spielberg filmografisinin en zayıf, teknik felsefi açıdan en niteliksiz halkalarından biri olarak kayda geçiyor. Teknolojinin imkanların denli geliştiği dönemde, türün ustasından böylesine sığ iş izlemek tam hayal kırıklığı. Eğer sinema sanatı adına nitelikli bilimkurgu arayışındaysanız, yapım yerine ustanın geçmiş başyapıtlarını yeniden analiz etmek çok daha iyi tercih olacaktır.