SINIRI BELİRLEMEK!
Kirk Hammett’ın Atina konserinde yaptığı açıklamanın ardından Milet topraklarından değerli yoldaş Berk Çavdar önemli soru sordu: İnsanlık tarihinin hangi anında gerçekten “müzik teorisi” dediğimiz şey ortaya çıkmıştır? Babil kil tabletlerinde bulunan akort sistemlerinde ? Pisagor’un sayısal oranlarında ? Bach’ın tonal mimarisinde ? soruya cevap vermeden önce kendimize sınırı çizmemiz gerek. Bizler teknik müzik teorisinin uzmanları değiliz. Haddimizi bilerek, her neyi biliyorsak yaşamımız boyunca bıkmaksızın Platonik aşk peşinden koşup durduysak (toplumda bilindiği haliyle karşı cinse yönelmiş karşılıksız aşk anlamına gelmez. Bütünüyle bilgiye bilmeye yönelmiş ulaşılamaz ama vazgeçilmez aşk anlamındadır doğuşu güzelliği, estetiği görmek başlar) ancak onu anlatabiliriz. Heavy Metal’in küresel tarihini kitap olarak yazmış olsak metin bile ağırlıkla toplum-politika-kültür-tarih okumasıdır. Birisi çıkıp müziğin teknik kısmını, müzikolojiyi detaylandırarak anlatırsa büyük keyifle okurum. İkinci sınırımız felsefenin sorduğu sorunun teknik müzik bilgisiyle aynı olmadığıdır. Felsefi bilgi (sophia) en büyük, genel, ilkesel, nihai-tümel, zorunlu, evrensel gerçeklik sorularıyla ilgilenir. Üçüncü sınırımız şudur: Yaklaşık 2600 yıllık felsefe tarihinde her ne kadar müziği doğrudan sistematik işleyen düşünürlerin sayısı az olsa mevzuyu olabilecek en kısa haliyle anlatmak gerekir. Düşünürlerin genel felsefelerini anlatmak yazıyı en az tarihi kadar uzun kitaba çevireceğinden böylesine girişimden sakınarak yalnızca müzik hakkındaki fikirlerine gireceğiz. Dolayısıyla mümkün ölçüde yorumdan kaçınmaya dünyanın her yerinde geçerli, kabul gören formal felsefe bilgisine bağlı kalmaya çalışacağız. Alttaki düşünürlerin hatırı sayılır kısmına önceki Deli Kasap yazılarımızda daha geniş yer vermiştik. Merak eden değerli dostlar yazılara bakabilirler.
Pythagoras için müzik, uyumlu düzenli evrenin (Kozmos) işitilebilir fenomenidir.MÜZİKTE DÜZENLİ EVRENİ GÖRMEK
Felsefe tarihindeki düşünürler müzik hakkında, “kontrpuan nedir?” ya “harika müzikal gösteri/performans nedir?” gibi sorular sormadılar. Onlar daha temel tümel meseleye yöneldiler: “Müzik nedir?”, “Müziğin bilgisi mümkün müdür?” Batı geleneğinde müzik üzerine düşüncenin ilk büyük sistematik durağı Pythagoras “Pisagor Okulu” olmaktadır. Antik Babil’e kadar uzanan geçmiş olsa ilk sistem için ancak Pythagoras’ı işaret edebiliyoruz. Pisagorcular için canlı ruha sahip evrenin özü biçim, oran sayıdır. tarikat benzeri okul Kozmos ifadesiyle matematiksel oran uyumlu düzenli evren modeli ortaya koyar. Müzik işte bütünün işitilebilir görünümü, fenomenidir. telin uzunluğu çıkan ses arasındaki ilişkinin belirli oranlarla açıklanabilmesi, Pisagorcuların gözünde müziğin yalnızca estetik değil ontolojik gerçeklik olduğunu göstermekteydi. Müzik burada insanın yarattığı etkinlik değil, evrenin matematiksel düzeninin duyulur hale gelmesidir. Daha sonra “kürelerin müziği” olarak anılacak olan gelenek büyük ölçüde düşünceye dayanır.
Kant Hegel birlikte müziğin bilgisi sistematik estetik kuramı içinde idealizm felsefesinin kapsamına dahil edilir = Almanlaşır!TAKLİT SANAT İNSAN YAPIMI TANIMI
Gelelim tüm düşünce tarihinin üzerinde yükseldiği iki dev isme… Platon birlikte müzik yeni anlam kazanır. Devlet Yasalar eserlerinde müzik artık ruhun, etiğin siyasetin meselesidir. Platon’a göre belirli armoniler modlar insan karakterini doğrudan etkiler. nedenle müzik eğitimi ideal devlet düzeninin ayrılmaz parçasıdır. Platon’un temel kaygısı estetik haz değil, yurttaşın ahlaki biçimlenişidir. Müzik yanlış kullanıldığında ruhu aklı yozlaştırabilir; doğru kullanıldığında ise erdeme yönlendirebilir. Böylece müzik ilk kez sistematik biçimde etik siyaset teorisinin merkezine yerleşir. Platon ayrıca müziği mimesis (taklit sanat) insan yapımı (techne) olarak tanımladı. Platon’a göre sanat ayrıca gerçekliğin (akledilir, değişmez, asıl bilgilerin bulunduğu idealar alemi / Episteme düzeyi) değil, gerçekliğin gölgesinin (duyumsanır, sürekli değişken nesnelerin görünürler dünyası / Sanı-Doxa düzeyi) taklidiydi. örnek açıklamak gerekirse: Doğadaki rengarenk çiçek, “Çiçek” olarak genel tanımı yapılan, zihnimizde resmedebildiğimiz gerçekliği akıl kavranan, dünyada olmayan tümel, evrensel mükemmel forma (idea) işaret. Doğadaki çiçek ideanın nesne dünyasındaki kopyası, taklidi, formdan pay almış tekil halidir. Görülen çiçek, akledilir olan mükemmel çiçek kavramının formunun kopyasıdır. Doğadaki tek tek çiçekler solup gidecektir oysa evrensel tümel kavram yok olmaz. Dolayısıyla hiç solmayacak akılda hep canlı olan çiçek ideası vardır. Ressam doğadaki çiçeği resmettiği zaman taklidin taklidini çizmiş. Düşünürün müziğe bakış açısı çerçevededir. garip geliyor olabilir ancak evrensel kabul idealar tüm felsefe tarihinin üzerinde yükseldiği iki temel metafizik sistemden birisidir.
Sanat toplumsal gerçeklik bağını en kapsamlı eleştirel ele alan düşünürlerin başında dev Marksist kuramcı György Lukacs gelmekte. Düşünür, tarihi boyunca muhafazakar, devletçi Burjuva sınıfı tarafından sahiplenilen sanatın asli görevinin toplumun gerçeğini dile getirmek olduğunu ifade.Düşünce tarihi klasik döneminin zirvesi, Aristoteles ise hocasının yaklaşımını önemli ölçüde dönüştürür. Politika’nın sekizinci kitabında Poetika’ müziği yalnızca disiplin aracı olarak değil, insan yaşamının doğal gerekli etkinliklerinden biri olarak ele. Özellikle dönüştürücü ruhsal deneyim anlamıyla katharsis kavramı burada önem kazanır. Aristoteles’e göre müzik insanın duygusal yaşamını işler, dönüştürür belirli anlamda arındırır. Böylece müzik yalnızca karakter oluşturan eğitim aracı olmaktan çıkar; insanın duygusal düşünsel gelişiminin parçası haline gelir. Sanat artık Platon’daki gibi kuşkuyla yaklaşılması gereken yalnızca taklit değil, insan doğasının temel yetilerinden biridir. Ancak düşünür müziği genel olarak sanatı bilgi/bilim skalasında teorik bilimlerin altına koyar.
MÜZİK FELSEFEDE BAĞIMSIZ ALANA DÖNÜŞÜRKEN
Antik Grek dünyasının ardından büyük kırılma Patristik felsefenin zirvesi Augustinus gelir. Musica adlı eseri müzik felsefesi tarihinin en önemli metinlerinden biridir. “Kalp gözüyle görmenin düşünürü” Augustinus için müzik yalnızca oranlar veya karakter eğitimi değildir. müziği zamanın deneyimleniş biçimi olarak ele. melodiyi dinlerken geçmiş notaları hafızamızda taşır, mevcut sesi işitir gelecek sesi bekleriz. Böylece müzik insan bilincinin zamansallığını görünür hale getirir. doğrudan Aristo’nun doğa felsefesinin takibidir ancak üstüne koyulan ifade büyük kırılma gerçekleşir: “müzik, gerçekliği ortaya çıkaran, asıl gerçeğe içkin metafizik alandır”. ifade ise Platon’un etkisi altındadır. Pisagor’un dışsal matematiğinden Augustinus’un içsel deneyimine geçiş, müzik düşüncesinin tarihindeki en önemli kırılma kabul edilmekte. sebeple felsefede müziği dönüştüren asıl en güçlü isim olarak neredeyse daima Augustinus ismi karşımıza çıkar. Orta Çağ boyunca Boethius’un Institutione Musica adlı eseri tüm Avrupa’ belirleyicidir. Boethius’un ünlü üçlü ayrımı – musica mundana, musica humana musica instrumentalis – yüzyıllar boyunca Avrupa düşüncesini etkiler. Musica mundana evrenin uyumunu, musica humana insanın ruhsal bedensel dengesini, musica instrumentalis ise duyulan müziği ifade. Böylece müzik yalnızca kulağa gelen seslerden ibaret olmaktan çıkar; evrenin insanın düzeninin sembolü haline gelir.
MÜZİĞİ KAVRAYAN İNSAN MERKEZDE
Modern döneme geldiğimizde, Modern Felsefeyi başlatan düşünür Descartes’ın Compendium Musicae adlı erken dönem çalışması insan zihnine çarpar. Descartes müziği matematiksel düzen duyusal haz arasındaki ilişki üzerinden düşünür. Müziğin etkisi yalnızca sayısal oranlardan kaynaklanmaz; insanın algısal yapısıyla ilişkilidir. Evreni matematik bilimi temelinde tanımlayan filozof Leibniz ise ünlü ifadesiyle müziği “ruhun farkında olmadan yaptığı gizli aritmetik alıştırması” olarak tanımlar. Fark ettiyseniz yaklaşımda Pisagorcu miras net şekilde görünür. Ancak artık müzik yalnızca kozmik düzen değil, insan zihninin işleyişidir nitekim felsefenin modern döneminde yapısı varlıktan bilgiye, ontolojiden epistemolojiye, metafizikten ağır ağır zihnin işleyişine dönüşmeye başlar. Hegel’e kadar modern felsefenin zirvesinde yer alan (hiç yorum yapmayacağım demedim!) Spinoza’nın müzik hakkındaki düşünceleri son derece derindir. Spinoza için şeyin iyi ya kötü oluşu nesnenin kendisinde değil, asıl özne olarak insanın duygulanımlarıyla kurduğu ilişkidedir. Bazı mektuplarında müziğin melankolik biri için rahatsız edici, yas tutan biri için anlamsız, sağlıklı neşeli biri için ise yararlı olabileceğini belirtir. Böylece müzik ilk kez dinleyicinin öznel duygusal varoluşsal konumuyla birlikte düşünülmeye başlanır. Müziğin anlamı noktada yalnızca eserde değil, onu deneyimleyen öznenin yaşamında aranır.
MÜZİKTE MÜKEMMEL SİSTEM ARAYIŞI ALMAN İDEALİZMİ
Berk yoldaş şimdi tam burada haklı. Almanlar için futbolda güzel ifade vardır: “Futbol 22 kişinin 90 dakika topu kovaladığı sonunda her zaman Almanların kazandığı oyundur.” Söz konusu düşünce tarihi olduğu zaman oyunun kurallarının değiştiğini söylemek pek mümkün değil. Modern felsefenin büyük sistem kurucularından (Almanlar oyuna giriyor Berk yoldaş 😉 Kant Hegel birlikte müziğin bilgisi Almanlaşır yani “idealizm” yaklaşımına oturur. ne demek? Analitik-mantık, diyalektik, ontoloji, pratik, etik, estetik, epistemoloji, poetik gibi nice nice alanlar iç içe girip ideal, eksiksiz tümüyle akla yatkın mükemmellik sistemi kurulur. Almanlar işte kafa dolayısıyla espri yapamıyor, espri anlamıyor ama oyunu kaybetmiyor. Ortalama Germen kafasında A’dan B’ye giden yol teknik, kesin, zamanlaması saniye şaşmaz, kısa doğrudan sonuca yönelik ifadedir. Arada geyik, cileveleşme, asılma, kahkaha atma, öpmeye çalışma, aman düşme ayağına belini tutuyorum bahanesiyle yuvarlak kıvrımlara yönelme, bira içelim, spontan olalım! ayağı pek yoktur. Bunlar plansız, sistemsiz, düzen bozucu, kaos getirici özelliklerdir. Cana yakın, sevecen, şirin sevimli, böyle hamster gibi insan varlığı olmak isteyen birisi “A-B arası yol X’dir” gibi önermeler kuran canlı olmamalıdır. Neyse, sadede gelelim… Artık soru yalnızca müziğin kökeni değil, estetik deneyimin kendisinin nasıl mümkün olduğudur. Yani soru yalnızca A’nın bilgisi değil aynı zamanda B~1’in imkanlarıdır. (hassi….)
MÜZİĞİN ESTETİK TEORİSİ
Kant’ın Üçüncü Kritik olarak bilinen Yargı Gücünün Eleştirisi adlı eseri modern estetik teorinin kurucu metni kabul edilir. Kant için estetik yargı ne bilgi yargısıdır ne ahlak yargısıdır. müzik eserini güzel bulduğumuzda, onun hakkında bilimsel bilgi vermeyiz; aynı zamanda ahlaki hüküm kurmayız. Buna rağmen yargının evrensellik iddiası vardır. Kant’ın ünlü “çıkar gözetmeyen haz” kavramı burada belirleyicidir. Estetik deneyim herhangi fayda amacı gütmez. Müziğin verdiği haz doğrudan doğruya estetik alana aittir. Kant müziği şiirin altında konumlandırsa ezginin insan üzerindeki etkisinin son derece güçlü olduğunu kabul. Böylece müzik ilk kez sistematik estetik teorinin parçası haline gelir.
GERÇEKLİĞİN KENDİNİ DUYUMSANIRDA AÇMASI
Hegel’in Estetik: Güzel Sanatlar Üzerine Dersler eseri ise müziği çok daha kapsamlı tarihsel çerçeve içine yerleştirir. Hegel için sanat, Mutlak Tin’in duyusal görünüşlerinden biridir. Müzik burada mimarlık, heykel, resim şiir birlikte büyük sanat sisteminin parçasıdır. Ancak müziğin özel konumu vardır. Mimarlık maddi mekân heykel görünür form ilişkilidir. Müzik ise görünmezdir. Madde sese dönüşür ses ortaya çıkar, var olur kaybolur. nedenle Hegel müziği içselliğin sanatı olarak yorumlar. Müzik insanın iç dünyasına, öznel yaşantısına ruhsal hareketlerine sanat türlerinden daha yakındır. Dolayısıyla müzik yalnızca estetik nesne değil, Tin’in tarihsel gelişiminin önemli aşaması olarak değerlendirilir.
YAŞAMIN ÖZÜNE UZANAN MELODİLER
Aynı yüzyılda müzik üzerine çok farklı yaklaşım ortaya çıkar. Eduard Hanslick’in Müzikte Güzel Üzerine adlı eseri modern felsefede, müzik estetiğinde devrim noktalarından biridir. Hanslick romantik dönemin yaygın görüşüne karşı çıkar. Düşünüre göre müzik duyguların doğrudan temsili değildir. Müziğin özü belirli duyguları anlatmakta değil, “hareket halindeki ses biçimleri”nde yatmaktadır. nedenle müzik eserinin değeri, anlattığı varsayılan duygulardan çok kendi biçimsel yapısında aranmalıdır. Hanslick’in yaklaşımı daha sonra biçimci estetik olarak anılacak olan sonradan analitik-dil estetiğine katkı yapan güçlü geleneğin temel taşlarından biri haline gelir.
Müziğin düşünce tarihindeki yolculuğu bizi temel taşları dizen iki düşünürden biri olan Efesli Herakleitos’a geri götürür. Gerçekten müzik hakkındaki son büyük felsefi sistem kuramı Herakleitos düşünceleri üzerinde şekillenmiştir. Felsefede dillendirilen ifade “düşüncedeki her kaçınılmaz son, kaçınılmaz başlangıç sorularına geri döner!”KÜLTÜRÜN KURUCU FAALİYETLERİNDEN MÜZİK
Yirminci yüzyıla geldiğimizde Yeni-Kantçı Marburg Okulu’nun zirvesi Ernst Cassirer’in sembolik form teorisi müzikte yeni ufuk. Cassirer’e göre insanı insan yapan şey yalnızca akıl değildir. İnsan aynı zamanda sembol üreten varlıktır. Düşünür nedenle insanı “animal symbolicum” olarak tanımlar. din, mitoloji, bilim sanat farklı sembolik form alanlarıdır. Müzik alanlardan biridir. Böylece müzik insanın dünyayı anlamlandırma biçimlerinden biri haline gelir. Cassirer birlikte müzik, insan kültürünün kurucu faaliyetlerinden biri olarak yorumlanmaya başlanır.
BEDENİ SARSAN NOTALAR
Merleau-Ponty birlikte dikkat kez bedene yönelir. Fenomenoloji geleneğinin önemli isimlerinden olan düşünür için algı yalnızca zihinsel süreçlerden ibaret değildir. İnsan dünyayı her zaman bedeni aracılığıyla (duyumsanırlar) deneyimler. nedenle müzik yalnızca “kulağın algıladığı sesler toplamı” olarak görülemez. Ritim, tempo ezgi bedenle birlikte yaşanır. Müzik burada düşünsel nesneden çok bedenen yaşanan deneyim haline gelir. Böylece fenomenoloji müziğin yalnızca anlamını değil, yaşanma biçimini araştırmaya başlar.
MÜZİĞİN ANLAMI DİLİN ÖTESİ
Dil-Analitik felsefenin zirvesi Ludwig Wittgenstein’ın sistematik müzik estetiği geliştirdiği söylenemez. Ancak Kültür Değer, estetik dersleri öğrencilerinin kaleme aldığı Mavi Kitap Kahverengi Kitap eserlerinde müzik hakkındaki son derece özgün çığır açıcı düşüncelerini ortaya koyar. Wittgenstein’a göre müzik parçasını anlamak çoğu zaman yüz ifadesini anlamaya benzer. Buradaki anlam, kavramsal açıklamaya indirgenemez. melodinin neden doğru yerde bittiğini hissederiz; fakat bunu her zaman teorik olarak açıklayamayız. nedenle müzik, çağının düşün dehası Wittgenstein’ın düşüncesinde dilin sınırlarıyla doğrudan ilişkilidir. Müziğin anlamı anlattığı çoğu zaman söylenemez; ancak gösterilebilir. Wittgenstein’ın yaklaşımı müziği bilgi teorisinin değil, anlam ifade probleminin merkezine yerleştirir. Düşünürün müzik yaklaşımını Deli Kasap dergimizdeki başka yazımızda detaylıca işlemiştik. Merak eden dostlar oradan bakabilirler.
MÜZİĞE ANTİ KAPİTALİST META OKUMASI
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında eleştirel kıta düşüncesinin ana damarlarından Frankfurt Okulu (IfS) bünyesinde Theodor. Adorno müziği her yönüyle, Marksist estetik kritik temelinde yeniden yorumlar. Adorno yalnızca müziğin toplumsal koşullarını incelemez; aynı zamanda müzik biçimlerinin tarihsel anlamlarını çözümlemeye çalışır. Philosophy of New Music adlı eserinde Schoenberg Stravinsky üzerinden modern müziğin farklı yönelimlerini analiz. Aynı zamanda popüler müzik kültür endüstrisi üzerine yaptığı keskin eleştiriler günümüzdeki müzik endüstrisi-kapitalist tüketim metası merkezli müzik eleştirilerinin yolunu Adorno’ya göre müzik toplumsal gerçeklikten bağımsız değildir. Tam tersine modern toplumun çelişkileri çoğu zaman müzikte görünür hale gelir. nedenle müzik estetiği toplumsal eleştiri ayrılmaz biçimde birleşir. Burada şunu açıkça ifade etmemiz gerekir: sanatın toplumsal gerçeklik bağını eleştirel temelde en geniş çerçevede ortaya koyan düşünürlerin başında Marksizm’in dev kuramcılarından György Lukács gelir. Alandaki olağanüstü ağırlığı dolayısıyla okunmasını ısrarla tavsiye ederiz!
Walter Benjamin sanat teknoloji ilişkisi üzerinden müzik düşüncesine yeni boyut kazandırır. Teknik Olarak Yeniden Üretilebilirlik Çağında Sanat Eseri adlı ünlü çalışması modern müzik kültürünü anlamak açısından son derece önemlidir. Benjamin’e göre teknik yeniden üretim araçları sanat eserinin tarihsel konumunu değiştirir. Gramofon, radyo kayıt teknolojileri sayesinde müzik belirli mekâna bağlı olmaktan çıkar. Böylece sanat eserinin geleneksel “üretimi” dönüşüme uğrar. Modern müzik kültürü artık yalnızca yaratım değil, dolaşım yeniden üretim süreçleri üzerinden düşünülmek eleştirilmek zorundadır.
MÜZİĞİN YENİ SOL OKUMASI
Frankfurt Okulu’nun önemli düşünürü tüm dünyada ‘Yeni Sol’ hareketinin teorisyeni olan Herbert Marcuse ise sanatın özgürleştirici boyutuna vurgu yapar. Özellikle Estetik Boyut: Marksist Estetiğin Eleştirisine Doğru eserinde sanatın mevcut toplumsal gerçekliği aşan potansiyel taşıdığını savunur. Marcuse için müzik yalnızca kültürel tüketim nesnesi değildir. Aynı zamanda henüz gerçekleşmemiş özgürlük imkanlarının estetik ifadesini içinde taşır. Müzik genel olarak sanatın eleştirel işlevi özgürlük mücadelesine katkısında yatar. nedenle müzik, eleştirel düşüncenin toplumsal dönüşüm umudunun taşıyıcılarından biri olarak değerlendirilir. Denilebilir ki örneğin Rock müziğin felsefesi Marcuse tam anlamıyla yerli yerine oturtmuştur.
OYUN ALMANYA’ FEDERASYON GREK DİYARINDA
Evet, değerli dostum. liste daha uzar gider… Görüldüğü üzere Kant’tan hatta teee Leibniz’den başlayarak noktadan sonra hep Alman/Avusturya ekolü çıktı karşımıza. Sorduğun soru için şunu diyebilirim: evet, Almanlar oyunu kazanır. Ancak şöyle örnek vermek gerekir. Alamanları ya başkalarını kendi sistemlerini ortaya koyan yıldızlar gibi düşünürsek Hellas gırnatacıları bizzat Samanyolu Galaksisi olmaktadırlar düzeni kuran-kaplayan olma durumu tüm dünyada formal eğitim sistemlerinde kabul görür. Futbolları çirkindi ancak düşünceleri pek güzeldi. Birkaç örnek Hegel (kendi diyalektik temellerini nitelerken): “Herakleitos’un mantığına dahil etmediğim, benimsemediğim hiçbir önermem yoktur“, Whitehead: “Tüm Batı felsefesi tarihi, Platon’a düşülmüş dipnotlardan ibarettir”, Heidegger: “Aristoteles’in hayatı nedir? doğdu, düşündü (çalıştı) Geri kalan her şey onun felsefesidir” daha yüzlercesi…
SÜREKLİ OLUŞ İÇİNDE MÜZİK
hattın son büyük durağı ise Deleuze Guattari olmakta. İkilinin Bin Yayla adlı eserlerinde geliştirdikleri ritornello kavramı müzik felsefesinde son derece etkili olmuştur. Düşünürlere göre müzik sabit formlardan çok hareketler, geçişler oluşlarla ilgilidir. ritim güvenli alan kurabilir, ardından alanı parçalayabilir yeni alanlar yaratabilir. Müzik burada artık temsil eden değil, üreten güç haline gelir. Deleuze Guattari’nin düşüncesinde müzik sürekli oluş, dönüşüm kaçış çizgileriyle ilişkilidir. müziği açıkça Herakleitos’un evreni üzerinden yeniden inşa etmektir. Böylece Pisagor’un kozmik düzeninden başlayan yolculuk, çağdaş düşüncede hareketin oluşun felsefesine kadar uzanır. Uzandığı yerde karşılaştığımız şey ise yeniden klasik dönem antik Yunan düşünürlerinin ana fikirlerinin yorumlanması olmuştur. Lig bitmiş top federasyona teslim edilmiştir.
BAŞLANGICA DÖNEN SONUÇ
“E be Aga! meretin teorisi nerededir acep?” El cevap, tüm süreçte! “Biladel sürecin sonu nereye varıyor?” El cevap, başlangıca. Yine illa isim gösterecek olursak müziğe içsel deneyim, gerçekliğin kavranış biçimi ya metafizik alan gibi nitelemeler verip tümel kavrayışı ilk kez serimleyen Augustinus’tur. Son not olarak dünyanın farklı coğrafyalarında farklı düşünsel sistemler müzik anlayışları gelişmiştir örneğin içlerinde Hinduizm’ ya Farsi kültürde olduğu gibi muazzam derin kapsamlı kavrayışlar ortaya koyanları vardır. Ancak, düşünce tarihi temel, aralıksız, sistematik, kuramsal sürekli genişleyen halini Batı dünyasında kazanır. bugün “müzikteki X kavramı, olgusu, tanımı, algısı, sezgisi, ifadesi, yargısı, hissi-hissettirdiği vs…” diye niteleyeceğimiz tüm ifadeler komşugillerden çıkmadır. Bizi “estetik / poetik / phronesis / sanat” bilgisi altında yer alan müzik tanımlarında sürekli başlangıçlara götüren gerekçe işte budur.
Yalnızca dayatılan kültürün dahil olduğu değil, hiçbir sözde “egemen” üretim ilişkisini “doğal nitelikli” “kendiliğinden” kabul etmeyin! Uyanık, farkında, tabusuz, ahlak normlarını yıkmış özgür bireyler zihinler olarak kalın!
EMRE DOĞULU