Yazan: Murat Arda (the Man From Atlantis), Fotoğraf: Bilal Babatlı
Diyeceksiniz ki iyi mucize hani nerede, Stoa bunun neresinde, Patti Smith ablaya geçsene; tamam tamam, hemen açıklayayım ama durun, hikâyenin sonunu bekleyiniz efendiler hanımefendiler…
Bahsettiğim ilk protestoma geri dönelim, bugünden bakıldığında sizlere kofti-anarşist eylem gibi görünse öznel olarak “Motörhead’i canlı izleyememe bakireliğime veda”mın daha görkemli gerçekleşmesine vesile olmuştur protestom, Neden ? Binlerce motör kafalı birlikte yüzlerce elin üstünde crowd-surfing yaparak finalde Lemmy Baba (S.A.V.) hazretlerinin ayak dibine yumuşak iniş yaparak, Bavyera’ gururla veda ettiğim motör-metal-canlı izleme-hymen’im ya kısaca kulak zarım diyelim ki stereo-erotik anlam çıkartmasın kimse… İlk Motörhead deneyimim işte böyle görkemli olmuştu, iyi ki İstanbul’dakini protesto etmişim! (Hacı olmak metaforunu kullansaydım kimse edep dışı mecaza maruz kalmayacaktı ama akrebe sormuşlar, “neden soktun yamuk uğursuz kıskacını fukara kurbağaya?”, sakince cevap vermiş: “Ne yapayım, doğam böyle…”)
ikincisi, evet, Patti hanımefendiye Zorlu’yu, AVM içinde konser vermeyi yakıştıramamıştım konseri protesto ediverdim! Yani Patti izleme ayrıcalığına dönemde erişemedim (milli olamadım diyecektim, erotik tınlıyor, vazgeçtim).
Sonra günler tepelerden aşağı koşan vahşi atlar misali geçerken ben, bazen düşünürdüm, “Lan, Patti abla İstanbul’a geldi, gitmedim, salak mıyım neyim…” ya “Motörhead şehrimize geldi, ben Cola düşmanlığından gitmedim, deli miyim neyim!” (Gerçi Irak savaşı vardı ben Cola’dan çok yüzden çok öfkeliydim ama evet, bazen gitmediğimden hayıflanırdım.)
Neyse, sonra Marcus Aurelius uzaktan akraba olduğum aklıma düşüverdi titreyip kendime geldim, her işte hayır vardır, Zeus yanımdadır, işte Motörhead bana sonradan nasıl geri dönüş yaptı, gökteki bulutta whiskey-colasını yudumlayan Lemmy Baba şahit! (Cola !?)
…Filhakika; Stoa derken bunu kastediyordum işte, an konseri belki kaçırdın ama belki büyülü şeyler olur, Yüce Jupiter sana “İyi ki kaçırmışım” dedirtir…
çünkü, stoacılıkta başa gelen bazı kötü olayların aslında iyi şeyler olabileceğine dair biraz kaderci inanç vardır işte Seneca’nın aziz ruhu, Lemmy Babanın bulutuna yancılık yaparak gecenin karanlığında gökler şahidimdir, Patti Smith’e İstanbul’ daha fazla yakışan mekan olamazdı, Patti Smith’i ilk defa izleyecek olan fani, ’nu burada izlemeliydi!
Orası neresi?
Park-Orman’ın ulu ağaçlarıyla çevrili muazzam kutsal Kuzey Ormanlarının tam ortası! Patti Smith’i ilk defa burada izleyecek olan “Adem Baba Koğuşu Kaçkını” bireyin kulaklarına orman cinleri şekilde fısıldamaktadır ağaçların arasından:
“İstanbul mutlaka Patti Smith tarafından fethedilecektir. Onu fetheden Patti ne güzel kadın, onu fetheden izleyicisi ne güzel izleyicidir!”
Bilal Babatlı’nın muhteşem deklanşöründen Patti Smith!Patti hanım, beden diliyle bile başka, derviş, insan…İŞTE BURADA HİSLERLE HACI OLUYORDUM, PATTI HACISIYIM BEN! (“uymuyor işte punk esintili yazılara dinsel metafor, ille cinsel olmalı, diyecektim ama uydu defa sanki be!? Sonuçta ruhaniyeti handiyse arş-ı âlâya uzanmış hanımefendiden bahsediyoruz, DESTUUUUUURRR! Patti Smith ulan!”)
İçimdeki benle işte şekilde hasbıhal halindeyken, derken, Patti’yi bekler iken, adeta Patti Smith klonu gibi görünen New Model Army; Sullivan dadaşları, Patti hanım sahne arkasında “genç kız içkisi” cin-tonik’ini yudumlar iken, ön grup olarak sahne alıvermişti.
işte, gümüş başlı şahin gibi bizlere şarkılar çığıran, Patti hanımefendinin açılış grubu olarak sahneyi ısıtan eski dostlar; New Model Army biraderlere sesleniyoruz ama Patti’m sen anla: Jackson’ın anacığına sesimizi duyururcasına hep beraber bağırıyoruz:
“We’re the 51st state of Americaaaaa!!!”
En müstesna anti-Amerikan şarkılardan biri olabilir; punk metalciler arasındaki köprüsel gruplardandır NMA, her daim görmekten bıkmadığımız sterilize edilmiş punk rock & modern rock alaşımlı müziğiyle bizleri Patti hanımefendiye hazırlıyorken aklıma eski konserlerini düşürüverdi.
İçimdeki şeytan, yeni model ordu mensubu askerlere komutu haykırıyordu: “ coşkusuzluğu hak etmiyorsunuz ama!”
Gümüş başlı şahin! Adeta Patti Smith klonu gibi görünen New Model Army; Sullivan dadaşları, Patti hanım sahne arkasında “genç kız içkisi” cin-tonik’ini yudumlar iken, ön grup olarak sahne alıvermişti.Peki neden azıcık hayıflandım?
New Model Army’yi daha önce defalarca izlemiştim. Fi tarihinde Justin Sullivan özel röportajımız vuku bulmuştu; dergi sahifeleri arasında arayan bulur. Grubun canlı performansları, her zamanki gibi, doyurucu enerjiliydi, buna itirazım yok ama enerji maalesef tek taraflıydı. İtiraf etmem gerekirse Patti kitlesi NMA’nin “potansiyel kitlesi” arasında, en azından İstanbul için bunu söyleyeceğim pek yakınlık yoktu sanki. durum, grubun hak etmediği ilgisizlik muhatap olmasını sağladı, ne yalan söyleyeyim; içim biraz an, buruklaştı.
…Yapacak şey yok, güle güle New Model Army hoş geldin on ayın Sultanı, PATTI HANIMEFENDİ!
Patti mahdumları yerlerini alıp, müziklerini tıngırdatmaya başladıkları ilk ânlarda ise ne yaşadığımı ilk etapta idrak edemedim desem, yeridir. Kafam karışmıştı. Aklımdan yazının başında sizlere anlattığım düşünceler silsilesi geçip duruyor, kafatasımın içindeki yağlı et parçası Motörhead’le, Patti Zorlu konseriyle daha sürü tuhaf şeyle iştigal ediyordu, tuvaletlerde elimizi yıkayacak suyun olmaması gibi, filan.
“Konser başladı işte, ay yüzlü abla şarkı söylüyor, biz bira eşliğinde izliyoruz, baya insan gelmiş vay be”, filan derken…
Sahnedeki hanım yavaş yavaş, bizleri avuçları içine aldı; Şaman mısın be kadın, içimdeki ruh, sana doğru çekiliyor, ne oluyor!?
Şöyle etrafıma baktım. Park Orman’dayım. Patti sahnede. Patti, zihnimizi ele geçiriyordu.
Soluğumu tutmuş, gecenin büyüsünün ruhuma işlemesine tanıklık ediyordum; işte şimdi ’nu izliyordum anda gökyüzüne kaldırdım başımı Stoik atalarımın alayına şükran duaları yolladım, Patti Smith şarkılarına eşlik ederek, ’nunla birlikte, ormanda zıplamaya başladım haykırdım: “İyi ki ilk defa burada izliyorum seni Patti, çok yaşa Seneca, çok yaşa Zenon!!!…”
Patti ise muhabbeti koyulaştırmıştı iyiden iyiye:
“Ayı görebiliyor musunuz? Ay nerede?”
(Seyirci: “Ay, sensiiiiinnnn!”)
“AY BENİM, SİZ AYSINIZ, SİZ BENİM AYIMSINIZ”
Biz hep ağızdan: “WUHUUUUU!!!!!”
Ömr-ü hayatımda binlerce konser izlemiş, yüzlerce sanatçı röportaj yapmış gazeteci olarak söylemeliyim ki, ben sahnede kadar samimi olabilen, yaptığı her hareketi kadar inandırıcılık ihtiva eden, seyirciye el sallaması bile, böyle basitçe beden dili hareketi bile kadar heyecan verici artist, ne gördüm ne işittim.
Henüz 22 yaşında olan dergimizin başarılı fotoğrafçısı Bilal Babatlı konser öncesi sohbet ederken, “Abi İnönü Stadı’nda Guns N’ Roses izlemişsin, küçük kulüplerde New Model Army’yi defalarca izlemişsin, yine İnönü’ Metallica izlemişsin, Michael Jackson izlemişsin abiii” muhabbeti geçtiğinde Bilal kardeşime hiç nostaljik biri olmadığımı söylemiş sözleri eklemiştim:
“En güzel konser, henüz izlemediğimdir Bilal dostum. En güzel deniz, henüz gidilmeyen!”
en büyük Türk şairinin dediği gibi:
“En güzel deniz:
henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk:
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
sana söylemek istediğim en güzel söz:
henüz söylememiş olduğum sözdür…”
Geçmişi elbette reddetmiyor ama geçmişi geride bırakmak bana daha doğruymuş gibi geliyordu. Guns N’ Roses’ı orada zaman izleyen ben, artık ben miyim ki? Ben artık başka ben değil miydim? Eski günleri konuşmak, eski konserler şöyleydi böyleydi demek, doğrusu bana pek anlamlı gelmiyor. Gerçi böyle olsa, eskiyi anlayan kadar çok belgesele danışmanlık yaptım ki, dünyanın en anti-nostaljik adamına hep geliyorlar geçmişi dayıyorlar arkadaş! Şaka yana, bugün bağlantı kurabiliyorsam geçmişin anlamı. İşte Patti Smith buna muazzam örnek. Patti ablada nostalji yok, şimdinin enerjisi var; kadın, anı aynı zamanda geleceği sembolize ediyor!
Geçmişten çıkmış Patti, ana, karşısındaki çoğu evladı yaşında, hatta torunu yaşındaki seyircilere odaklanıyor, onlarla oluyor. yüzden mütevazılığı, the Doors’la çalışmış, Bruce Springsteen sahne almış, U2 kanka olmuş, ne gam, işte burada an bizleri ay gibi aydınlatıyor, yüzden değerli!
“Bugün iki tane gökkuşağı gördüm çocuklar, kadar güzeldi ki…”
Bunu söylerken çocuk gibi şen olan Patti’ye içimden, “ gökkuşağının biri belki sen, diğeri belki Fred” diyorum ama sonra hemen vazgeçiyorum:
“Kusura bakma Fred, göklerde biraz daha yalnız takıl sen, Patti’yi sana vermek için henüz daha çok erken!”
Zaten gökkuşağı Jim Morrison olmalı, Patti işte şimdi bizimle, sahnede!
Sahnede bizlere seslenen ulu kadın, beat kuşağının, punk kuşağının, rock kuşağının, sol entelektüelizmin feminist damarın ta kendisiydi; hepsini birden olabilmek bunu şimdiye geleceğe taşıyabilmek, ne acaip şey, ne değerli şeydi;
“ parçayı bana Jim Morrison verdi…”
“ şarkı George Harrison’dan…”
“ şarkı Aşıklar için…”
“ eser Filistinliler…”
“ şiir kaybettiklerimiz için…
“ dizeler, kalan sağlar bizim için!”
Tanrım, tüm tüylerim hâlâ diken diken… hoşuma giden şey. Patti hanımın kitaplarını havaya kaldıran onlarca fan! Sizler, harikasınız… Kadın seyirci katılımının en muazzam çıtalarda olduğunu söylemeliyim, eh, ne olsa, Patti konserindeyiz! Sahi ya, biz Patti konserindeyiz! PATTI SMITH!
Seyircinin arasında kızlardan biri bağırdı: “Bugün benim doğum günüm Patttiiiii!!!”
Bizimki ona yetişti, Patti Smith, kıza “İyi ki doğdun” türküsünü söylemeye başladı. dakika! Bugün benim ablam Ajda’nın doğum günü… Hemen video kaydı yapıp ona gönderdim. Patti hanım telekinezi yoluyla iletişim kuruyor gibiydik sanki:
“Bugün başka kimin doğum günüyse herkesin doğum gününü kutlarım!”
Ajda abla? Sana söylüyor bak!? (Eğer kolunu kırmasaydı, onu konsere götürecektim, kendine doğum günü hediyesi olarak kol kırığı Patti’sizlik veren ablama buradan tekrar sevgi yolluyorum… Ama söz, dahaki sefere Patti hakkın, yine. En Güzel Patti Smith konseri, henüz izlemediğindir ablacığım hah haa!)
Patti Smith, ormana gelmiş Kızılderili cadısı, efsuncu rock ozanı, ermiş; seni anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyor, orada olsaydınız benden okumasaydınız, konseri yaşasaydınız keşke yoldaşlar, ama üzülmeyin, ablama aynısını dediydim ya:
“En güzel Patti konseri, henüz izlemediğinizdir!”
Son not: Patti Smith’in oğlu Jackson ilişkisine, iletişimine meftun oldum. Ana-oğul dünyayı turluyorlar, ne sevimli hadise! Gitarda Jackson Smith! tüm Smith yoldaşları, Patti dadaşları, büyük müzisyenler; hepinize çok teşekkürler…
“ şarkıyı Jackson’ın babası için yazmıştım.”
Tanrım; gözyaşlarım, mutluluk gözyaşlarıdır. Çünkü gece, bizimdir!
(*) Stoacı Heavy Metal Felsefesi tezlerini işlediğim videolarım için: