Zamanımızın en önemli eylemlerinin başında gelen konuşma günümüzde geri plana itilen dinlemeyi anlamayı arada düşünen; üçlüyü hayatın olmazsa olmazı diye niteleyen Stephen Grosz, hikâyesini anlatanlardan hareketle kaleme aldığı metinlerinde; insanların atlamayı türlü başaramadığı eşiklere, çarptığı duvarlara, ufak büyük sorunlarına dikkat çekiyor. sırada kendi problemlerini psikiyatr olarak girdiği çıkmaz sokakları es geçmeden tüm samimiyetiyle ıyor. Hatta kendisi duygular, düşünceler, sorunlar çözüm yolları arasında mekik dokuyan “tur rehberi” gibi hissettiğini söylüyor. 

Grosz, “tur rehberliğini”; konuşma-dinleme-anlama ilişkisini Sevgi Emeği başlığı altında topladığı hikâyelerde sürdürüyor. Yazar, aşk sevgi ilgili hayatî sorulara cevap bulmaya uğraşırken insanların yaşadığı iç çatışmaların yanı sıra tutulduğu korkuları geçirdiği yasları anlatıyor. 

Teslimiyet itaat arasındaki temel fark 

Sevgi Emeği’nde Grosz’un üzerinde durduğu temel mesele yaşam ölüm kayıp sevme ilişkisi. Hâl böyleyken aşkın sevginin hayata dâhil olduğunu, ölümün kaybın yaşama sınırlar çektiğini bize hatırlatan yazar, öğrendiği hakikati not ederek yola koyuluyor:

Sevgi hakkında, sevginin ne olduğu, kimi neden sevdiğimiz hakkında kendimizi kandırır dururuz. Ama kendini kandırmaya son vermek bizim elimizde. Sevgi emeği, kendimizi sevdiklerimizi nasılsak öyle görebilmek için hasretmemiz gereken emektir. Mevcut hâliyle dünyaya dâhil olma girişimimizdir. ‘Sevgi,’ diye yazar Iris Murdoch, ‘bireylerin algılanmasıdır. Sevgi, insanın kendisi dışındaki şeylerin gerçek olduğuna dair, son derece zorlukla ulaştığı kavrayıştır.’ Ardından ekler: ‘Sevgi, gerçekliğin keşfidir.’ Sevgi hakkında aldığım ilk ders: Teslimiyet itaat arasında fark vardır. (…) şeye teslim olmak itaat etmek arasında hayatî önemde ayrım bulunduğunu artık net şekilde anlamıştım. Daha önce idrak etsem beni bazı acılardan kurtaracak ayrımdı. Teslim olmak; akışına bırakmak, kendini salmaktır. İki insan birbirine teslim olduğunda, yaşadıklarını, güçlendiklerini, kabullenildiğini hisseder. Sevgiyi hissederler. İtaat ya itaatkârlık ise farklıdır. sevilme iştiyakıyla başlar ama başka insana itaat etmek bize onların kontrolü altına girmişiz hissi verir. İtaat karşılıklı al ver ilişkisidir: Ben sana istediğini vereceğim -istediğin gibi olacağım- bunun karşılığında sen beni seveceksin. anlaşma uygulanamaz anlaşma olduğundan başarısızlığa mahkûmdur itaat genellikle vazgeçişi ya depresyonu beraberinde getirir.

Grosz’un anımsadığı karşılaştığı vakalar, itaat teslimiyet arasında salınıyor. İşin içine beklentiler hayal kırıklıkları, kayıplar tedirginlikler giriyor. Yazar, çıkış yolları çözüm önerileri ararken geçmişi zihninde bitirmekten bugünü yaşamak için eşiklerden atlamaktan bahsediyor; aşkın özünde kaybın bulunduğunu, yeni ilişki için eskinin kesin şekilde sonlandırılması gerektiğini belirtiyor. Bunu başaramayanlardan bazısı yaşamına olduğu gibi devam ediyor bazısı ise mutsuzluğunu güvenli sığınak hâline getiriyor. Yoğun aşk yaşarken tökezleyenler, zihnindeki şüpheleri anksiyeteyi bastırmak için sevdiği işe gömülüp yine güvenli alan yaratıyor bazıları ise saldırganlaşıyor. Grosz ise vaka hikâye aralarında, çıkardığı sonuçları fikrini sunuyor okura. Mesela biri şöyle:

Bilindik olana nüfuz etmek zor iştir. Zamanında dünyanın yuvarlaklığını keşfetmenin önündeki en büyük engelin cehalet değil, dünyanın düzlüğüne dair ‘bilgisi’nin olduğu söylenebilir. Aynı şekilde kendimiz hakkında bilgi edinmemizin önündeki en büyük engel cehalet değil, ‘kendimiz hakkında bildiklerimiz’dir. Sevgi bizden kendimiz hakkındaki fikirlerimizi kenara bırakmamızı kendimizi hiç hazzetmeyebileceğimiz şekillerde görmemizi ister.

Sevgi Emeği’nde Grosz’un üzerinde durduğu temel mesele yaşam ölüm kayıp sevme ilişkisi.

‘Hastaların büyümesine yardım eden kişi’

Grosz’un çözümlemeye uğraştığı vakalardaki kişiler, gerek kendisiyle gerek ailesi aşk yaşadığı insanlarla çözmekte zorlandığı sorunlar yaşıyor. Yazar gerilimlerin kaynağına iniyor:

Doğduğumuz andan itibaren karmaşık iç hayatlarımızı gizleyecek şekilde yetiştirildik; annemiz babamız hakkında ne hissedersek hissedelim, bize onları sevdiğimiz söyleniyor. Hissettiğimiz şey bize söylenen şey arasında makas olduğunu hepimiz hissediyoruzdur. Arzularımız yarılmadan doğar.

Umutsuzlarla, sevgi açlığı çekenlerle fazla sevgiden mustarip olanlarla karşılaşan Grosz, kişilerin çoğunda ne yapacağından emin olamama, hangi yöne gideceğini bilememe, kendini savunmasız çaresiz hissetme hâlinin hâkim olduğunu fark ediyor. Böylece hatırlamaya geçmişteki problemleri çözmeye yönelik keşif hamlesi yapmayı öneriyor. 

Grosz’un önerileri yaklaşımı kadar, hastalarının onu nasıl gördüğüne ilişkin ilginç anekdotlar var metinde: Örneğin onlardan birinde psikiyatrı, “hastaların büyümesine yardım eden kişi” olarak görürken diğeri onun görevinin, kişiyi kişiye ifşa etmek olduğunu söylüyor. Grosz ise psikiyatrın kim olduğunu, psikanalizin ne olduğunu ne olmadığını uzun uzun sıraladıktan sonra aşk, evlilik sevgi ilgili vakaları psikanalizin hedef amaçları bağlamında yan yana getiriyor:

Romantik ilişkilerimizde güttüğümüz niyetler maksatlar, psikanalizin hedefleri kadar karmaşık çeşitlidir. Bununla birlikte, kendini çiftin parçası diye görme kapasitesinin ileri doğru atılmış çok önemli adım olduğuna inanıyorum. Kişi gerçekten evli olabilmek için yapısal çelişkiyi idrak etmeli, kendisini sevdiğini hem çok verici hem engelleyici; hem yaratıcı hem vasat; hem sevecen hem zalim görüp kabul etmelidir. Kendimize partnerlerimize dayattığımız kısıtlı kısıtlayıcı hikâyelerden kurtulmaya çalışmamız bağlamda çok önemlidir.

Anlattığı vakalar, bunlarla ilgili yorumları psikanalize dair kalem oynatması, Grosz’un mesleğine olan saygısıyla beraber sevgisini ortaya koyuyor. Vaka analizleriyle beraber psikanaliz üzerine düşüncelerini kâğıda dökmesi, yeri geldiğinde meslektaşlarını özellikle kendini eleştirmesi, hatta bazı anlarda dinleyen değil anlatan olması, sevginin saygının önemli göstergelerinden. Dolayısıyla Sevgi Emeği, Grosz’un hem vaka incelemelerini içeren hem kendi eksiklerini yanlışlarını samimiyetle ortaya koyacak kadar mesleğine tutkuyla bağlı olduğunu anlattığı kitap. Tıpkı İncelenen Hayatlar. 

Sevgi Emeği, Stephen Grosz, Çeviren: Ali Karatay, Yapı Kredi Yayınları, 144.