Birçok farklı disiplinde üretimlerini sürdüren flashmarkt’ın kurucularından biri olan Candan İşcan‘ın solo sergisi I warned you folks!, 22 Haziran’a dek Bant. Havuz / Bina’ ziyarete edilebilir.
Sanatçının pandemiyle başlayan bugüne uzanan üretim sürecinden beslenen sergi, gerçekliğin giderek parodiye dönüştüğü dönemin ruh hâlini yakalamaya çalışıyor. Abartılı gülümsemeler, tüketim çağrışımları taşıyan imgeler sahte neşe hissiyle kurulan evrende, bastırılan huzursuzluk hiçbir zaman tamamen ortadan kaybolmuyor.
Candan İşcan,I warned you folks! sergisinin ardındakilere dair sorularımızı yanıtladı.
Sergideki birçok iş ilk bakışta davetkâr görünüyor ama biraz vakit geçirince huzursuzluk yaratıyor. Bazen en tekinsiz şeylerin, bize en tanıdık gelenler olmasıyla ilgileniyor gibisin. Seni tanıdık olanın içindeki kırılma ânına çeken şey ne?
Tanımadığımız şeylere genellikle merakla ya korkuyla yaklaşırız. Beynimiz onları hızla anlamlandırmaya, sınıflandırmaya tanıdık yere yerleştirmeye çalışır. Tanıdık imgeler ise farklı çalışıyor; onlar zaten anlamlandırılmış olarak geliyor. Çocukluk, eğlence, oyuncaklar, şekerlemeler ya çizgi film karakterleri gibi imgelerle aramızda önceden kurulmuş güven ilişkisi.
Benim ilgimi çeken şey, güven hissinin ne kadar kırılgan olduğu. Çok küçük kayma, ufak yer değiştirme ya açıklayamadığımız fazlalık, tanıdık dünyanın anda başka şeye dönüşmesine neden olabiliyor. Tam anla ilgileniyorum. Çünkü bana göre tekinsizlik çoğu zaman yabancı olandan değil; çok iyi bildiğimizi düşündüğümüz şeylerin beklenmedik şekilde değişmesinden doğuyor.
Sergide kullandığım birçok imge ilk bakışta neşeli, güvenli davetkâr görünüyor. Ama biraz vakit geçirince yüzeyin altında başka duygu belirmeye başlıyor. Belki gerçek hayatta en çok karşılaştığımız durum Bizi rahatsız eden şeyler çoğu zaman tamamen yabancı olanlar değil; tanıdık olanın içindeki küçük çatlaklar.
Grafik tasarım geçmişinin resim pratiğine en çok nerede sızdığını düşünüyorsun?
Sanırım en çok imgelerle kurduğum ilişkide ortaya çıkıyor. Grafik tasarım eğitimi bana görüntünün nasıl dikkat çektiğini, nasıl hızlı okunduğunu nasıl akılda kaldığını öğretti. yüzden işlerimde çoğu zaman güçlü silüetlere, yüksek kontrasta ilk bakışta kolay okunabilen imgelere yöneliyorum.
Ama sanırım grafik tasarım geçmişimin en çok sızdığı yer, izleyiciyle kurulan ilk temas. Birçok işimde görüntü önce davetkâr davranıyor; parlak renkler, tanıdık karakterler, eğlenceli nesneler kullanıyorum. biraz reklamların, ambalajların ya popüler görsel kültürün çalışma biçimine benziyor. Sonrasında ise ilk okunurluğu bozmak, görüntünün içinde küçük çatlaklar açmak ilgimi çekiyor.
açıdan bakınca grafik tasarım geçmişim yalnızca resimlerin nasıl göründüğünü değil; izleyiciyi görüntünün içine nasıl davet ettiğimi etkiliyor.
I warned you folks! içindeki işler kendi aralarında soy ağacı çıkarsaydı, kökleri hangi filmlere, kitaplara, albümlere ya kültürel uğraklara uzanırdı?
işlerin soy ağacı çıkarılsa pek düzenli aile ağacı olmazdı sanırım. Aile fertlerinin kendinden sonraki kuşakla sürekli çatıştığı, birbirini eleştirdiği tam olarak kabullenemediği karmaşık yapı olurdu.
Köklerde sanat tarihi, klasik resim dünya klasikleri vardır muhtemelen. Ama ailenin yerinde işler karışıyor. Soylu ailede büyüyen küçük kız gizli gizli VHS kasetlerden Fantasia Dumbo izliyor, okulda klasikler okurken eve dönüp çizgi romanlara gömülüyor.
Kuzenleri sanat akımlarını kronolojik sırayla sayabiliyor, ise Nickelodeon yayın akışını ezbere biliyor. Elm Sokağı gerçekten kâbus, aile fotoğraflarını ağzında lolipopla sabote etmek ise saf eğlence. Sonunda bütün bunlar birbirine karışıyor kimin kimi etkilediğini ayırt etmek zorlaşıyor.