Belki biraz klişe gelecek cümle ama Yunanistan’ kahve yaşam biçimidir. Yunan için kahve içmek sabah yüzünü yıkamak gibi şey sayılır. Bunu içerisinde şüpheye mahal vermeyen gereklilik olarak düşünün. Kahve, neredeyse yedi yüzyılı aşkın geçmişiyle özel ya kamusal alan fark etmeksizin ülkede hayatın ritmine tesir etmiştir.
Ben Yunanistan’ günümüzün popüler kahve zincirlerinin ötesine bakmaya niyetlendim çok kültürlü tarihi dokusuyla Selanik’e doğru araştırma rotamı oluşturdum. “seyahat” beni kentin kahve kültürüne önemli ölçüde hizmet etmiş Ermenilerle tanıştırdı.
Makedonia Gazetesi 1941Kavurma satış Ermenilerde
Aslında kahvenin Avrupa’daki serüvenine mercek tuttuğumuzda, gizemli çekirdeği batıya sevdirenlerin Ermeni girişimciler olduğunu görürüz. Öyle ki, araştırmacı Ross Jamieson’a göre 1660’ların Paris’inde “Ermeni” demek, neredeyse “kahve satıcısı” demekle eşanlamlıydı. Viyana’nın meşhur kahve kültürünün temellerini atan, bugün hâlâ yaşayan Daniel Moser gibi mekanların öncüsü olan ilk kafeyi 1685’te açan Johannes Diodato (Hovhanness Astvatsatour) isimli Ermeni tüccardı.
İşte gelenek, 18. 19. yüzyıllarda Selanik’in limanlarında, çarşılarında kök salmıştı. dönemde Yemen’den, Kızıldeniz limanlarından gelen ya Granada Jamaika gibi uzak kolonilerden taşınan kahve çekirdekleri, Selanik sokaklarında kavrulurdu. Osmanlı sonrasında ithalatın rengi değişip "Brezilya kahvesi" ön plana çıksa işin zanaatı yani kahve çekirdeklerini kavurma satış kısmında Ermeniler ön plana çıkıyordu.
Ermeni ustaların mahareti
Ohannes Morcikyan'ın 1881 yılında kurduğu şehrin ilk en eski kahve kavurma işletmesi yazılı reklamıFolklor araştırmacısı İlias Petropoulos’un önemli çalışmasında altını çizdiği gibi, "eski Selanik"in kahve duraklarının arkasında hep Ermeni ustaların mahareti vardı. Nikolaos Inglesis’in 1926 tarihli şehir rehberine göz attığınızda, kayıtlara geçen altı büyük kahve işletmesinden beşinin Ermenilere ait olduğunu görürsünüz: Abrahamyan Hasen, Berberyan Kalust, Bulutyan Liran, Zakaryan Samuel Papaciyan Takvos.
isimler sadece birer dükkan sahibi değil, dönemki Selanik kent kimliğini şekillendiren figürlerdi. Egnatya Caddesi boyunca, Kamara’nın etrafında bugünkü ABC Oteli’nin bulunduğu Sintrivani’ye kadar uzanan hat, dükkanlardan yayılan kavrulmuş kahve kokusuyla yıkanırdı. Zamanla ağ, Vardaris’in cıvıl cıvıl halk pazarına lüks konakların yükseldiği Vasilissis Olgas Caddesi’ne taşındı. Kasparyan, Morcikyan, Dereyan Atamyan gibi isimler, kolektif hafızada şehrin sokak tabelaları gibi yer edindi.
Neden kadar çoklar?
Makedonia gazetesinin 1941 yılına ait sayılarından birinde, İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında ülkenin savunması için Selanik'teki meslek mensupları sosyal kuruluşlar tarafından yapılan bağışlara yer veren liste yayımlanmıştır. Kahve dükkanı sahipleriyle ilgili bölümde, bağışçıların çoğunun adının Ermeni olduğu görülür.
Ohannes Morcikyan'ın 1881 yılında kurduğu şehrin ilk en eskikahve kavurma işletmesi yazılı reklamı
Peki, neden kadar çok Ermeni kahveci vardı Selanik’te?
Cevap, tarihin zorlu virajlarında gizli. 20. yüzyılın başlarında, Ermeni soykırımı Küçük Asya Felaketinden kurtulmayı başaran binlerce mülteci, Selanik’e sığındı. Dillerini bilmedikleri, vatandaşlık haklarından mahrum oldukları gayrimenkul edinemedikleri yeni topraklarda, hayatta kalmanın yollarından biri zanaatlarıydı.
Öte yandan Ermeni mülteciler için ticarete akıcı şekilde Yunanca konuşmayı gerektirmeyen mesleklere yönelmek çarelerden biriydi. nedenle, Osmanlı İmparatorluğu'ndan gelen mülteciler gibi birçok Ermeni yerel topluma entegre olmak için iş kurmaya çalıştı. Bazı Ermeniler yanlarında en iyi bildikleri şeyi, kahve kavurma sanatını getirmişti.
Yeni mülteciyle dayanışma
Tıpkı usta kahveci. Kasparyan’ın büyükbabası. Köklerinden koparılmış, sıfırdan başlamıştı yeni hayatına. Vardaris’teki dükkanının önünde, el değirmeniyle gün boyu kahve öğüten ihtiyar ustanın kahvesini içmeyen yoktu.
Şehre Küçük Asya Felaketinden çok önce gelip düzenini kurmuş olan Ohannes Morcikyan ise koruyucu melek gibiydi. Torununun anlattığına göre Ohannes, Küçük Asya’ Pontus’ta zulüm görmüş, sürgün edilmiş Ermenilere dükkanının kapısını ardına dek açardı. Selanik’e perişan halde varan mülteci soydaşlarına hayata tutunabilmeleri için birer kahve değirmeni çuval kahve hediye ederdi.
Morcikyan’ın 1881 yılında Egnatia 71 numarada açtığı dükkanı sadece ticarethane değildi, dostların uğrak yeri olmuştu. Selanik’in kafeinsiz kahve furyasında -ki zorunluluktan çıkan furyaydı - başı çeken mekanlardan biriydi. İkinci Dünya Savaşı’nın zor yıllarında, özellikle Alman işgalinin karanlık günlerinde gerçek kahve lüks haline gelince nohut, badem, arpa buğdaydan yapılan "ikame kahveler" dolduruyordu fincanları. Olsun, "nohut kahvesi" belki gerçek çekirdek değildi ama hem mideyi tok tutuyor hem kapkara günlerde insanlara nebze olsun kahve sıcaklığı veriyordu.
Aris Kahvehanesi
Tsimiski Caddesi 98 numaradaki meşhur Aris Kahvehanesi Bakkaliyesi vardı ki, orası apayrı romandı. Dükkan, adıyla Yunan futbol takımı Aris’e gönderme yapıyordu. 1870 civarı İstanbul’dan Selanik’e gelen Kalust Berberyan’ın temelini attığı, sonrasında oğlu Saram’ın devraldığı mekan, hem Selanik Ermeni cemaatinin hem muhitin gözbebeğiydi. Kalust'un ilk mağazası Kamara bölgesinde yer alıyordu kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte, tahminen 20. yüzyılın başlarında (1910-1920) açılmıştı. 1925'te Saram, işletmeyi Tsimiski Caddesi'ne taşıdı 1972' vefat. Sonra torun. Daoudakis-Berberyan, annesi Rosita Berberyan birlikte dükkanı devraldı 1986' dükkan tamamen kapanana kadar işletmeye devam.
Boylu poslu yapısı, nazik mizacı pamuk gibi kalbiyle Saram, işgal yıllarında canını tehlikeye atarak kahve değirmenlerinde gizlice un öğütür, aç insanlara dağıtırdı. Hatta 1942 yılında Naziler Selanik’i ele geçirip şehirdeki Yahudileri kamplara göndermek üzere evlerinden topladığında Saram Berberyan, büyük cesaret örneği göstererek Yahudi doktorun değerli eşyalarını kurtarmıştı. Daha sonra Selanik Yahudi cemaati tarafından dostluğu cesareti için onurlandırılmıştı.
İşte yüzden, Selanik’teki kahve kültürünün tarihinden bahsetmek bizi salt ticari mekanlardan bahsetmekten öteye götürüyor. Çoktan kepenk indirmiş dükkanlar, insanlığın, dayanışmanın ayakta kalma mücadelesinin birer sayfası olarak hatırlanmayı konuşulmayı bekliyor.
gün yolunuz Selanik’e düşerse kahve içeyim derseniz havaya yayılan büyüleyici kokunun içinde sadece kavrulmuş çekirdeklerin değil Ohannes’in el değirmeninin, Saram’ın cesaretinin, dilini, yolunu bilmediği şehri evi yapmak zorunda kalmış Ermeni mültecilerin hikayelerinin olduğunu unutmayın.