Güç uğruna ne kadar ileri gidebilirsiniz? Üzerinizde eğreti duran yeni benliğinizle yaşamak zorunda kalmak, onurunuzu ayaklar altına almak, en yakınlarınızı gözden çıkarmak hatta çocuğunuzu… Oyunu sürdürmek zor; işte iyi gibisiniz ama tükeniyorsunuz. Dengeler değiştikçe sözünüz geçmemeye, sesiniz duyulmamaya başlıyor. İhtirasın kör ettiği gözünüzden kaçan küçük detayı hatırlıyorsunuz aniden: Sonuçlarına katlanmanız gerektiğini. Sonsuz gibi görünen kudret illüzyonunun indirdiği perdelerin aralandığı finali ikinci sezonunu noktalayan House of the Dragon; materyali Game of Thrones’un nabzını yakalayan, namına yaraşır yeni sezonu huzurlarda. doğrusu kaosun nereden, ne zaman, ne şekilde filizleneceğini kestirmenin pek kolay olmadığı evrende işler çok daha hararetli hâl almış durumda.
Ryan Condal tarafından George.R. Martin’in Fire & Bloodromanından uyarlanan projenin köklerine döndüğünü, epik jeneriğin zihinlerde uyandırdıklarına daha sadık yaklaşım benimsediğini söylemek mümkün. Hanedanlığın sonunu hazırlayan nihai dönüm noktaları, Westeros tarihinin en çetin deniz savaşı kabul edilen Gullet henüz ilk bölümden işlenmeye başlıyor. Prodüksiyon anlamında düşük ölçekli önceki sezonların yavaş temposu hikâye örgüsünün çoğunlukla karakter inşasına ayrılmasından muzdarip hayranlara gerek denizden, gerek karadan nihayet havadan görsel şölen sunuluyor. Siyahlar Yeşiller’in “sonun başlangıcı” mücadelesinde gönüllerdeki tahtın şöyle tozu alınıyor yani, güzelce parlatılıyor.
Seri, 22 Haziran itibarıyla HBO Max kütüphanesinde erişime açılacak. Prömiyerden hemen önce oyuncu kadrosundan Olivia Cooke, Fabien Frankel, Tom Glynn-Carney, Harry Collett, Phoebe Campbell Bethany Antonia’ya bağlandık; güç zehirlenmesinin insan doğasında yarattığı tahribat, kimlik arayışı, ihtimaller yakılan gemiler (!) üzerine biraz lafladık.
Olivia CookeEdenin bulma ihtimali üzerine
Dizinin ikinci sezonunda meşru varis Rhaenyra yasını tamamlayıp tüm dikkatini davasına çevirirken Daemon kibirinde boğulmanın eşiğinden dönüp Rhaenyra’ya bağlılığını büyük ordu kanıtlamıştı. Küçük çocuklarını, tükenmenin eşiklerinde turlayan Rhaena uzaklarda güvenceye alan Rhaenyra, varisi olan büyük oğlu Jacaerys’in yüreklendirmesiyle ejderhalarına Targaryen kanı taşıyan biniciler bulmuş, Demir Taht mücadelesindeki en büyük engel saf dışı bırakılmıştı. Deniz Yılanı olarak nam salan Lord Corlys, kritik ticaret geçidi Gullet’ı abluka altında tutuyordu. Yeşiller’in müttefiki Triarchy’nin 90 gemilik donanması üzerlerine doğru ilerlese hamle Siyahlar’ın elindeki en güçlü kozdu. Cazibelerine karşı koymanın pek mümkün olmadığı Targaryenlerden Hightower politik manevralarıyla sıyrılabileceğini düşünen, ittifak arayışındaki Alicent esas kozu ellerine verene dek…
Hanenin caydırıcı ejderhası Vhagar’a sahip olan tahtta oturan kardeşi Aegon’un canına dahi kast eden tekinsiz Aemond’ın gidişatı, Alicent’ı endişelendiriyordu. nedenle Rhaenyra’ya sunduğu şey, daha fazla kan dökülmesini önlemek belki biraz günah çıkarmak adına “özgürlük bileti” olarak gördüğü teslimiyet planıydı. İktidar uğruna yakılan tüm gemilerin ardından kurtuluş ihtimalini Olivia Cooke değerlendiriyor:
“Özgürlüğe hangi açıdan bakıldığına bağlı. Alicent çaresiz, yarı hezeyanlı hâlinde Rhaenyra’ya koştuğunda, Helaena’sıyla kaçıp arka bahçelerinde tavuk besledikleri normal hayat sürebileceğine inanıyor. Gelgelelim böyle hayatı hiç tecrübe etmedi ki! Kalbinde yatan özgürlük fikrinin olduğundan nasıl emin olabilir? tür tüyme refleksi. Bilemiyorum… Ben dünyada yapılanların sonuçlarından kaçılabileceğine inanmıyorum.”
Güce eriştiğinde kontrolden çıkan yalnızca Aemond değil elbette. Unvanını şövalyelikten Kralın Eli’ne yükselten Sör Criston Cole, namıdiğer Kingmaker, dönüşüm konusunda en agresif ilerlemeyi kaydedenlerden. İktidar yolculuğunun çıkış noktasının kadına duyduğu öfke oluşu düşüyor aklıma. Reddedilme, sınıf baskısı ihtiras onu değişime sürükledi? Yoksa mefhumlar hâlihazırda derinlerinde bastırdığı canavarın ortaya çıkması konusunda katalizör görevi gördü? Karakteri üzerinden değerlendirmesi için Fabien Frankel’a dönüyorum.
“ gerçekten çok iyi Her konuda olduğu gibi bunda tek cevap yok bence; çeşitli faktörlerin birleşimi. Criston’ın durumunda işlerin sanıldığı kadar siyah – beyaz olmadığını düşünüyorum. Katiyen bulunmaması gereken dünyanın göbeğine düştü. askerdi bunun için yetiştirilmişti. Birdenbire hiç ama hiç ait olmadığı, müthiş politik ortama sokuldu kavrayabileceğinin ötesinde yetki serildi önüne. Sorgusuz sualsiz istediğini yapmakta özgürdü. Değişimi hepten körüklendi. Altta yatan unsurlardan biri sahip olduğu - bence kontrol etmeyi asla öğrenemediği- ürkütücü, tehditkâr, gözü kara mizacı bence. İçindeki karanlık enerji kontrolden çıkıp patladı ne yazık ki kez yaşandığında, sizi artık sürekli olarak patlamaya hazır bombaya dönüştürür. Christon Cole’un böylesi güce sahip olmaması gerektiğini düşünüyorum. Nacizane görüşüm. Gücün insanları nasıl raydan çıkardığını dünya çapındaki örneklerde gördük, görmeye devam ediyoruz. İnsanlık üzerindeki tesirine bugünkü kadar net şahitlik ettiğimiz dönem hiç olmamıştı.”
Fabien FrenkelAnnesinin nihai zaferi için varını yoğunu ortaya koymaktan tereddüt etmeyen prens Jacaerys Velaryon’a hayat veren Harry Collett Frankel hemfikir:
“Gücü, rasyonel kararlar alınması gereken durumlarda lüzumlu görebilirim ama elde edeni farklı şekillerde etkiliyor oluşunu kabul etmeliyiz. Criston gibi Jace Aegon’ muazzam kudret nasıl başa çıkacağını kestiremiyor örneğin. Hırslılar, çok dengeli sayılmazlar. İkisi içinde bulundukları ortamın ürünü. iki karakterin dürtüselliği üzerine, insanların eleştiri yaparken unuttuğu noktaya dikkat çekmek istiyorum: İkisi hâlâ çocuk. Korkunç derecede ‘yetişkin işi’ne bulaşmış çocuklar bunlar. henüz kendini gerçekleştirmemiş çocuğa sınırsız güç verirseniz tehlikeli sonuçlarına katlanırsınız.”
Geri dönüş olsa… (ama yok)
Empati eksikliği yıkıcı rekabetten nasibini alan Rhaena potansiyelini ispatlama mücadelesi veren hırslı çocuklardan malum. Çevresindekilere, hanesine, en çok babasına kim olduğunu, neler yapabileceğini kanıtlama telaşında. İşlerin hiç umduğu gibi seyretmemesi yana, devasa utanç sarmalının içine çekiliyor yeni bölümlerde. Egonuzla ilintili şeyin peşinden gitmenizin kadar çok insanı, denli kötü biçimde etkilemesi gerçekten taşıması zor yük… Merak ediyorum; niyeti davranışı çeliştiğinde kendisi durumu nasıl yönetiyor? İçtenlikle yanıtlıyor Phoebe Campbell:
“Kesinlikle yüzleşir, açık yüreklilikle özür dilerim. Hepimizin bağışlama, kendini affetme kişisel gelişim konusunda öğrenmesi gerekenler. Yaptığın yanlışı kabul etmek, sorumluluğunu üstlenmek… Ancak şekilde gerçek anlamda iyileşip ilerleyebilir insan. Rhaena bunun bilincinde. ‘Tüh! Hata yapmışım? N’apalım, olur böyle şeyler!’ diyebilen işlevsiz babası Daemon gibi biri değil. Yaptıklarının kusurunun farkında. Büyükannesi Rhaenys annesi Laena’dan miras ‘Her eylemin sonucu vardır.’ öğretisini kalbinde hissediyor. dürüstlüğü yeniden inşa etmek için gerekli zemini oluşturuyor. Üçüncü sezonun Rhaena için kendini bağışlama yolculuğu manasına geldiğini abilirim. Ter bastı sorudan!”
Phoebe CampbellSanılmasın ki Rhaena’nın “babasının kopyası” kız kardeşi Baela Daemon’ın ihmalkârlığından nasibini almıyor. Aralarındaki mesafe tutumdan içten içe tükeniyor genç kadın. Üstelik sürekli Rhyneria Jace aynı ortamda, sağlıklı ebeveyn – çocuk ilişkisinin nasıl olduğuna bizzat şahitlik ederken. Bethany Antonia’ya göre derinlere inildiğinde durum biraz farklı:
“Mücadele ettiği duygular yetmiyormuş gibi devamlı babasının yokluğu yüzüne vuruluyor. Sanki onun hatasıymış. Evet savaşçı ruh; çok hırslı davaya, kraliçesine bağlı ama yoksunluğunu yansıtmamaya çalışırken yalnızlığını baskılıyor. İyiliğini gözetecek, kaotik ortamda değerini vurgulayabilecek kimsesi.”
Campbell durumdan epey şikayetçi. Cool tavrından taviz vermeden yorumluyor:
“Daemon’ın varlığı, ihtişamlı günleri geride kalmış ünlünün bulunduğunuz ortamda yarattığı his eşdeğer. Baela Rhaena için ebeveyn hariç her. ‘Targaryen’ dendiğinde akla gelen figür daha çok!”
İşlevsiz demişken; babası tarafından piyon olarak kullanılan Alicent hiçe sayıldığının; küçüklüğünden itibaren gücün merkezine ulaşmak, hakimiyet kurmak üzere yetiştirildiğinin farkında. Daha beteri; kendisi saf dışı bırakılana, devranın dönüş ihtimali ufukta belirene dek oyunun parçası olmaya devam ediyor. Alicent, ne istediğinden emin olmaması “öğretilmiş”. “Zorlu çocukluk geçirmiş, ağır travmaları göğüslemiş insan” diyor Cooke ekliyor: “Kusursuz değil. Herkes gibi… Daha geniş perspektif, farklı bakış açıları kazandırdı. Ayrıksı karakterleri canlandırmayı, karakter yelpazesi geniş oyuncu olmayı seviyorum. Gözlem yapan adli psikolog gibi hissettiriyor; onları hâle getiren şeyleri derinlemesine inceliyorum, kendimce davranış analizi yapıyorum, üstüne düşünüyorum. Alicent özelinde, birey olarak kendisi hakkında ne kadar az farkındalığı olduğuna hayret ediyorum örneğin. Geçmişe dönük şeyleri değiştirebilme, tavsiye verebilme gücüm olsa ‘Viserys evlenme! Sakın! Old Town’a dönmenin yolunu ara! Herkese mektup gönder! At olur, başka araç olur; gelip seni alsınlar. Ayrıl oradan, kaç!’ diye suratına haykırmak olurdu.”
Tom Glynn-CarneyGünahıyla sevabıyla
Alicent Otto Hightower’ın cebren hile tahta oturttuğu oğlu, dizinin önde gelen kötülerinden Aegon’a hayat veren Tom Glynn-Carney karakterinin varoluşu haşır neşir olmaktan memnun. yorumda bulunuyor:
“ benim için gelenek hâline geldi! Oldum olası sorunlu karakterleri canlandırdım bundan büyük keyif alıyorum. Problematik roller ilginç geliyor bana; senaryoların içinde en beklenmedik, heyecan verici hikâyelere sahip olanlar karakterler. Keşfedilecek sonsuz ihtimal. Örneğin lordu canlandırsaydım katı, geleneklerine bağlı tavır sergilemem gerekecekti. Aegon öngörülemezlik yumağı! Dizinin kötü adamı olarak lanse ediliyor doğruluk payı var,. Ancak tam anlamıyla şeytani ruhtan söz edemeyiz. Joffrey Baratheon gibi tek boyutlu kötü değil. Daha fazla nüans, daha fazla katmanı. Onu insan yapan kırılganlığı, hassasiyeti var; sevilmek, saygı görmek gibi yerleşik, derin ihtiyaçları. Hayata geçirmesi inanılmaz eğlenceli kişilik; Aegon komedi bile mümkün. Max and Paddy’s Road to Nowhere, sezon Aegon’ın Lord Larys olan ilişkisi üzerine çok yerinde referans mesela. Aegon Lord Larys’in arasında neredeyse elle tutulur enerji. Birbirlerinin karşısına dikilmek aynaya bakmak gibi; aynı yoldan geçmiş, acı çeken, desteğe ihtiyaç duyan hak etmeyen insanlara güvenmek zorunda kalmış iki sanat eseri! Aralarındaki sahici aşk – nefret ilişkisi. Hem harika oyuncu hem muhteşem biri olan Matthew (Needham) karşılıklı oynamak tarifsizdi.”
Karakteri için umut besleyen tek kişi Glynn-Carney değil. Frankel Criston adına umutlu:
“Dizi baştan sona herkesçe sevilen karakterlerle dolu olsaydı berbat olurdu, inan. Takdir gören karakterlerin daha öne çıkması için nahoş olanlarına ihtiyacınız. Üstelik sevilmeyen karakterleri daha çok benimseyen kitle mevcut. İyi senaryo yazımı, durumun değişebilirliğini ifade. Criston’ın üçüncü sezonda ortaya çıkacak, henüz bilmediğiniz yönüne güveniyorum. Spoiler vermemek için an detaylandıramıyorum ama belki biraz anlayabileceğimiz, bağ kurabileceğimiz insan fikrine yaklaştırabilir. En azından ben öyle umuyorum.”
Bethany Antonia & Harry CollettOyuncuların “aynı şarkı, farklı tür” şeklinde betimlediği, Game of Thrones evreninin 200 yıl öncesine pencere açan Targaryen Hanesinin içişleri anlatısı, ilk sezonuyla HBO’nun izlenme oranları açısından en iyi açılışı unvanına erişmişti. Devamında ivme aksi yönde ilerlese sabırlı sadık kitle üçüncü sezonda deneyimlemeyi arzu ettiklerine ulaşacağa benziyor. Ortak yaratıcı Condal’ın “televizyonun gördüğü en iyi bölümlerden” nitelediği Gullet Savaşı başta olmak üzere yeni bölümlerin tamamı teknik yeterlilik görsel zenginlik açısından farkını hissettiriyor. 1500’ü geçkin ekip üyesinin görev aldığı, çekimleri yedi ay süren prodüksiyonun üretim süreci sette karşılaştıkları zorluklar sorulduğunda “‘En uçta yaşanan duygular’ diyeceğim. Ekrana aktarırken kendi içinde hissediyorsun… hem gerçek armağan hem meydan okuma. Bence hepimiz gerek fiziksel, gerek zihinsel sınırlarımızı sonuna kadar zorladık.” diyor Campbell.
Antonia tamamlıyor: “Kesinlikle zorladık! Ben buna karakterlerin sahne çekimlerinde bulunamayışımızı eklemek istiyorum. Büyük resmi görmeden çekim yapmak kadar zor aslında kadar önemli detay ki… Arkadaşının sahnesini izlerken bakışını, repliğini yakalıyorsun alınan aksiyon aniden anlam kazanıyor; yansıtman gereken duygu, ifade şekilleniyor. Biz çok izole yaklaşıyoruz ciddi anlamda zorlayıcı. Yapbozda hangi parçaya karşılık geldiğini sürekli hatırlatmak durumunda kalıyorsun. Yönetmenle çekimin nasıl geçtiğine dair konuşma bile yapamıyorsun. Çünkü henüz çekilmemiş!”
Collett alıyor sözü: “Benim için en büyük meydan okuma Jace’in iç dünyasını hakkıyla yansıtabilmekti sanıyorum. Hem kitabı okuyan insanların kafasında oluşmuş fikirleri karşılamaya hem karaktere özgün şeyler katmaya çalıştım. Dengeyi korumak kolay değildi. Umarım ortaya çıkandan herkes memnundur!”
Karakterinin yaptığı, dizide karşılık bulmayan hamle karşılaşırsa hüsrana uğramaktan çekindiği için Fire & Blood’ı okumadığını an Collett’e “Kendini dramadan koruma seviyesini görüyorsunuz!” diye takılıyor Glynn-Carney nüktedan biçimde ekliyor: “Doğru tespit! Kitaplar vasıtasıyla insanların hayal güçlerinde yerleşik düzene geçmiş karakterlerin yerini doldurmak yoğun baskı sebebi. Yapabileceğimiz tek şey kendi yorumumuzu sunmak bunun izleyicilere geçmesini ummak. Dilerim başarmışızdır. Ben kitabı okudum arada!”
Telafi edilemeyecek hasarlar, kefaret arayışı; kazanılan, kazanılsa anlamını sorgulatan zaferler… House of the Dragon dünyasında her karakterin pişmanlık portfolyosu. Bugüne dek odağımız arka planı kurcalamaktı. Şimdi Valyria çeliği çemberin ağırlığını tartan içsel çatışmalardan, sahici doğrusu oldukça görkemli çatışmaların adrenalinine geçiş yapıyoruz. Entrika dersinden sorumlu geçenler yeni dönemde dersi tekrar alıyor; sınavı verip veremeyeceğini birlikte izleyerek öğreneceğiz.