Dinlerin büyüsü kayboldu, ütopyalar geri çekildi, hayatın anlamı sorusunun kolektif olarak ifadesini bulacağı alan kalmadı. Modern insan hayatını ister para ister şöhret ya güçle doldursun boşluğa düşmüş durumda.

aile kurmak, iş sahibi olmak ya siyasi kurtuluş vaadi boşluğu doldurmuyor. Modern dünyanın bilimsellik sınırları içinde kalması boşluğa katkı sunuyor. Bilgelik ise dışlanmış durumda. Oysa bilgi bize dünyanın ne olduğunu söyler, ne olması gerektiğini değil. Bunun sonucu olarak eve, eşyaya, mülke, şöhrete, güce bağlanmak insanı tür kayıtsızlığa sürüklemekte.

İnsan fani varlık. Sonlu olmanın yarattığı sorularla, benliğini özellikle tinsel yanını yok ederek ya umutsuzluk yoluna saparak baş edemez. Tüketim hırsıyla kuşatılan insana, “niçin” sorusu kendisini dayatmakta. Anlam sorunu, modern insanın hayatında çelişkiyi ortaya koymakta.

Faniliğin insanlık hali olması onun sadece ölümü düşünmek anlamına gelmediğini gösterir. İnsanın fanilikle yüzleşmesi nasıl yaşamak gerektiğini sorgulamasını gündeme getirmekte. Düşünce sanat kaynağını dolaylı olarak “fanilik” ten alıyor olabilir. Andre Malraux’un anlatımıyla mağarasının taş duvarına bizon çizen ilk insan, hem kendisinin hem bizonun fani olduğunun farkındadır.

Modern insan, Tanrı’nın muğlaklığıyla sakatlanmış postmodern ticaret iletişim çağında, yine postmodern barokta ön plana çıkan tutku hırsın iç içe geçmiş düzensizliğinden kaçmaya çalıştıkça daha içine çekildiği kum tuzağına düşmekte.(Nilgün Tutal Cheviron- “Haneke Huzursuz Seyirler Diler” )

Cheviron, dönemin insanını Yunan mitolojisindeki İkarus’un öyküsüyle örnekliyor. Atinalı mimar Daidalus (Daedalus) oğlu İkarus, Kral Minos’un emriyle karmaşık yollardan adalardan oluşan kale yaparlar. (Labyrenthos ‒ Labirent) Daha sonra baba-oğul kral tarafından cezalandırılarak kaleye kapatılırlar. Daidalus kendisi oğlu için kulenin penceresinden kaçmaya yarayacak balmumu kaleye gelen kuşların tüyleriyle iki çift kanat yapar. Babası, İkarus’a uçarken zevkten kaçınmasını uçmanın coşkusuyla güneşe yaklaşmamasını, denize yakın uçup kanatların nemlenmesini engellemesi gerektiğini öğütler. Tutku hırsının esiri olan İkarus ise, uçabilme özgürlüğü kendinden geçer, güneşe fazla yaklaşınca balmumu erir Ege Denizi’ne düşerek hayatını kaybeder.

Modern bireysel egoizm, kendi iyiliğine, düzenine, kendi cemaatinin çıkarlarına hayatına odaklanırken, düzenini çıkarlarını tehdit etme ihtimali olan her şeyi akıldışı cinayetler işleyerek cinayetin izlerini yok etmeye çalışarak ortadan kaldırabilir. İnsan masum şeytana dönüşür.

Postmodern dönemin tanrısı Neo-Hermes, malların, fikirlerin, duyguların, aşkların alınıp satılmasını sağlamakta. Ekonominin, alıp satmanın tanrısı, faaliyette hırsızlık, yolsuzluk, haksızlık olduğunu bilir ama bunu yapanları korur, onlara tanrılık yapar. Böylece muğlaklaşır. ( Cheviron-.g.e. )

etiğin, estetiğin, hukukun, her şeyin ötesinde olma hali, siyasetten kültüre her alanı etkilemekte toplum bireyle olan sosyal bağını kopararak anomik yapıya dönüşmekte. Fransız sosyolog Émile Durkheim’ın Suicide (İntihar) isimli kitabında kavramlaştırdığı “anomi” halinde, haksız, hukuksuz adaletsiz yönetim sonucunda sosyal kimlik bireysel düzeye inerek ufalanır.

durumda hukuk, etik ahlak dışlandığından toplum hastalanır, dayanışma kaybolur. Davranışları biçimlendiren idealleri inşa eden değerler sistemiyle bireyler arasındaki ilişkiler altüst. Türkiye geldiğimiz noktada anomi halini yaşamakta.

İnsan, sonsuz iyilik-kötülük mücadelesinin hüküm sürdüğü hayat macerasında varlıkla yokluk arasında sıkışmış durumda. Başarı para kazanma hırsına adanmış, yalanı, iftirayı, ihaneti, haksızlığı yöntem olarak benimsemiş hayat, başkalarının haksızlığa uğramasına mutsuz olmasına dayandığından, hayatı şekilde yaşamış insana kâbuslar gördürür.

Hakları yenenlerin, mutsuz olanların, mağdurların, masumların mahzunların gölgesi yanı başımızda dolaşırken, gözetlenme suçüstü yakalanma korkusu karabasana dönüşmekte. Hayatımız şiddetin egemenliği altındayken, sevgiye, bağışlamaya, maya ilişkin kodlar kaybolmuş halde.

Bilinçdışımızın alanına girmeye içimize bakabilmeye, insani yanımızla karşılaşmaya cesaretimiz var ? Derinimizdeki üstü örtülü bencilliklerimize, öfkelerimize, hınçlarımıza, sevinçlerimize, insani olan ya olmayan hallerimize bakabiliyor muyuz?

Günlük hayatımızda farkına varamadığımız kötü yanımız bizi hesaplaşmaya götürebilir. İyiyle kötü, sevgiyle nefret, kurbanla saldırganın içimizde olduğunu fark ederiz. Artık şiddeti dışımızda konuşlandıramayız, çünkü şiddetin çok olağan olgu olarak içimizde olduğunu fark ederiz.

İnsan, kaotik ortamda kötülükten, şiddetten uzaklaşıp vicdan, merhamet empati duygusuyla iyiliğe doğru yol alabilir ?

tarafta değerleri temsil eden ide, tarafta ise hayat. İnsan hayatı doğduğu andan itibaren idelerle gelişir. İdelerin somut yaşamda kendilerini göstermeleri insani kültür şeklinde ortaya çıkmakta.

Kuşkusuz ide hayatın, düşünce doğanın, özgürlükle zaruretin, idealite realitenin, neden sonucun diyalektik ilişkiyle kültürel sosyal yaşamı oluşturmalarında insan, akli vicdani bilinçle donanmış, sorumlu, oluşma halinde varlık.

İnsan sürekli kendini oluşturan “varoluş”, oluşan gelecek. Aynen varoluşçuların öngördüğü gibi insan aralıksız kendisine doğru koşan hamle, bizzat ruh, anlam özgürlük. Varlığın özünden çıkan değerler (özgürlük, gerçeklik, adalet, estetik, insaniyet, aşk) insanda belirirler insanın özgür eylemleriyle oluşurlar. İnsan değerleri gerçekleştirdiği ölçüde sürece insandır. Aksi durumda insanın iç âlemi yoksullaşır, geriye sadece dış âlem, insanın dışında şey kalır.

Gerek fizik biyolojik dünya, gerek sosyal, ekonomik kültürel dünya; insanın işini hem kolaylaştıran hem zorlaştıran, zıtlıkların çatıştığı kaotik trajik ortam. İnsan adeta zorluklarla dolu ortamda oluşmaya mahkûm edilmiş durumda.

Medya parçalanmışlığın getirdiği semptomları örtmekte, gerçeği gizleyerek gerçeklik yanılsaması yaratmakta, asıl konuşulması gereken meseleleri sıradanlaştırıp algılanamaz hale getirmekte. durumda insan özgür ahlakı özgür insaniyeti sorumluluk sahibi olmasına rağmen, sistemle mücadele edebilir ?

Sistemin özendirdiği hırsa, açgözlülüğe, acımasızlığa, adaletsizliğe şiddete karşı evrensel insani değerlerde buluşmamız gerekmekte. İnsan mücadeleyi doğuştan getirdiği özgürlükle özgürlüğün ideleri olan gerçeklik idesi, adalet idesi, iyilik idesi, estetik-güzellik idesi, maddi âlemin ötesi-fanilik idesi yapabilir.

Anlamsızlık hissinin doğurduğu varoluşsal boşluk içinde insanı anlam arayışında yönlendirecek ona rehberlik edecek olan tek şey vicdandır. Anlamsızlık çağında yalnızca atik vicdanın erdemiyle insan varoluşsal boşluğun etkilerinden olan konformizme ya totaliterliğe karşı koyabilir.Eğitimin amacı insanın vicdanını geliştirmek olmalı. ( “Anlamsızlık Hissi” Viktor. Frankl )

İnsanın en büyük davası insan olmak için ne olmak icap ettiğini bilmek. Yoksa insan gerçeklik yanılsaması içinde çözülüp gitmeye mahkûm.